Sinema

7. Koğuştaki Mucize Filmi Üzerine/ Aytül Örcün Laçin

Masumiyet, Mucizenin Rahmi Olabilir Mi?

Vizyona yeni giren filmler dolayısıyla, Kasım ayı sinema yazımın, gösterimde olanlardan birisi olmasına karar verdim. Öncelikli tercihim komedi üzerineydi. Fakat 7. Koğuştaki Mucize Filmi hakkındaki medyadaki duyumlarım sonrası kayda değer bir film olduğuna karar verdim. Ancak bir sorun vardı ki; ben, empati diye nitelendirilen bir sınıfa dahil olduğumu düşünüyorum. Tabii ki herkesin empati yeteneği var. Ama benim gibi aşırı hassas olanlara bir uyarıyla başlayayım; bu filmi, film süresince ağlamaya hazırsanız izleyin!

Bu özelliğimi bildiğim için üzülmeme neden olacak ne varsa uzak durmayı tercih ediyorum. Bu bir kaçıştan ziyade, kendimce korunma yöntemim. Velhasıl, filmin ilk yarısında sinemadan çıkıyordum ki, inatçı yanım girdi devreye bu defa. ‘Aytül, başladığını bitirmelisin!’ diyen iç sesime uyup, bıraktım kendimi sinema koltuğunun kollarına. Artık kaçış yoktu. O dakikadan sonra, bunca gözyaşıma değecek bir mucize bekler oldum. Sonlara yaklaştıkça umudum azaldı. Bu kadar üzücü bir film, bir de kötü sonla bitecek ve dışarı çıktığımda o son duygunun tesirinde kalacağım diye bir sonraki anın kaygısına girmişken, neyse ki yanıldığımı anladım. Bu etkileyici film, mutlu sonla bitiyor. Hayır, hayır spoiler falan vermiyorum. O spoiler zaten filmin isminde var 😉

Film, Güney Kore yapımı ‘Miracle in Cell No 7’ adlı filmden, aynı adla uyarlanmış. Fragmanı da oldukça etkileyici olan film, masumiyet sembolü denebilecek bir babanın dramını anlatıyor. Haksız yere suçlanan, kızıyla aynı zekâ yaşına sahip bir baba ve küçük kızının hikâyesi. Açıkçası izlerken delice bir arzu geçti içimden. Herkes, deli diye tabir edilen bu insan gibi olsaydı keşke dedim. Delilik buysa, keşke hepimiz deli olsak. Bütün öğretiler an’ı yaşamayı söylemiyor mu? Gelecek kaygısı ve geçmişin hüznüyle yaşayıp, an’ı kaçırmıyor muyuz biz akıllılar? Hesapsızca ve sadece sevgi yasalarınca yönetilen bir deliler dünyası hayal etmeden yapamadım. Babayı yani Memo’yu canlandıran Aras Bulut İynemli, karaktere hakkını vermiş. Çukur dizisini ucundan kıyısından izlemiş olanlar bilir, orada canlandırdığı karakter de deli denemese bile, çılgın bir adam. Bir oyuncu her rolü oynayabilir tabii ki, ama açıkçası oyuncuların yansıttığı her karaktere kendilerinden çok şey kattıklarını düşünüyorum. Sanki tesadüfi değil de, sende olanı dışa vurabileceğin roller seni buluyor gibi geliyor bana. Ya da, daha başarılı ve etkili sonuçlar bu tip rollerle çıkarılıyor. Aras Bulut da bu düşüncemi destekleyen bir oyuncu. Kesinlikle biraz deli ve iyi bir adam izlenimi verenlerden:)

Babaanne rolünde, Vatanım Sensin’de yine babaanne olarak izlediğimiz usta oyuncu Celile Toyon yer alıyor. Kendisi, zaten yoruma bile gerek olmayan şahane bir iş çıkarmış. Başrolde Memo’nun kızı Ova’yı canlandıran küçük bir kız var. Nisa Sofiya Aksongor, yaşının ötesindeki çocuk oyunculardan. İlker Aksum, Deniz Baysal, Mesut Akusta, Sarp Akkaya’nın da son derece başarılı birer oyunculuk sergilediği filmin yönetmen koltuğundaysa Mehmet Ada Öztekin oturuyor.

Film 1983 yılında geçiyor ve 80 darbesi sonrasının izlerini taşıyor. Dönem, filme her yönüyle gayet başarılı yansıtılmış. Gücü elinde tutan askeri yönetim özellikle dikkat çekiyor. Ve bu noktada bence asıl ana fikre değinmek gerek; yasa da kanun da -her şeyden önce- hakikat ışığında parlayan vicdandır. Filme ismini veren koğuş sahneleri, suç işlemiş kişilerin bir çocuk karşısında nasıl kendi kendileriyle vicdan hesaplaşmasına girebildiklerini ortaya koyuyor. Bana kalırsa, çocuğu yaralamadan durumu açıklayabilmek adına, orada bulunma sebeplerinin hastalık olduğunu söylemeleri, en etkili bölümlerden biriydi. Ve masumiyet, bir koğuş insanı iyileştirebiliyor! Belki hayatın sır gibi görünen, oysa en basit yoludur bu. Belki insanlığın çürümüşlüğünün ilacıdır. Bir panzehir belki… Ya da masumiyet, mucizenin rahmi olabilir mi?..

7. Koğuştaki Mucize, her ne kadar benim gibi dramdan uzak kalmaya çalışanları başlangıçta tedirgin etse de, duygu havuzunda yüzdürebilen bir film. Gözyaşları, sadece masallarda ya da filmlerde dönüşmüyor inciye. Hayat her zaman dönüşümlere gebe. Dilerim ki her birimizin hayatı, kolaylıkla ve mutlulukla akarken bulsun mucizeler bizleri. Tek rehberimiz vicdan, yani kalbimiz olsun. Delice masumiyetin hüküm sürdüğü, mucizevi bir dünya dileğiyle…

Not: (Ben dileğimi evrene bıraktım. Unutmayın ki mucize dediğimiz şey imkânsızlığına inandığımız anda, olanlardır. Belki yüzyıllar sonra, belki de yakında, kim bilir? Olmazsa zaten olmaz. Ama ya olursa ) Aytül Örcün Laçin

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın