Öykü

Nida Öz, Bir Öykü, bir Şiir

  Çağdaş Edebiyat’ta ilk defa öykü ve şiirleriyle yer alan Nida Öz, bize yaşama farklı bir pencere açarak, farklı bir bakış açısı ile sesleniyor. Bu farklılık, Öz’ün hem öyküsünde hem de şiirinde kendini gösteriyor. Kendisine bu katkısından dolayı teşekkür ediyor, “Hoşgeldiniz!” diyoruz…  
   
   

DAHA

Haklı olmak öfkeyi destekler”

Teknolojinin en güzel buluşlarından biri “ağır çekim”dir. İnsan tekinin ya da genellersek doğanın teknik olarak manipüle edilerek yavaş filme alınışıdır ağır çekim. Zamanı kastetmiyorum. Bırakın o nasıl isterse geçip gitsin. Yapacak bir şey yok.

Geçen gün bilgisayarda tek bildiğim, basit bir oyun olan ve arada sırada oynadığım Microsoft’un Solitaire Collection’undan “Spide” adlı bir kâğıt oyununu oynamak için aleti açtığımda artık İnternet bağlantısı olmadan oynanmayacağını gördüm. Başlangıcına reklamlar sıkıştırmışlar. Neticede dünya devi de olsa bunları paraya doyurmak olası değil. Eyvallah!

Bir dönem Microsoft’un oyun konsolu X-Box’un tamir atölyesinde çalıştım. Onardığımız konsolları kontrol etme zorunluluğumuz vardır. İstediğin oyunu alıp aletin iyi çalışıp çalışmadığını kontrol etmemiz gerekiyordu. Bazı arkadaşlarım uzun bir süre test yaparken (?) ben 5-10 dakika oynuyor ve protokolü doldurup depoya teslim ediyordum. Bunu yazmamın nedeni pek sevmem bu tür eğlenceleri (?). Ben hâlâ sokak aralarında oynadığımız miskette, çelik çomakta, topaç çevirmekte kaldım. Kalmayanlar, yani çağa “daha” çok uyanlar da var; eyvallah!

Dedim ya; çok sık oynadığım bir oyun değil. Yine geçen gün dinlenmek (ara) için açtım oyunu. Birtakım değişiklikler. Oyunu yarışmaya dönüştürmüşler. Tamam eskiden de puan veriliyordu. Eskiden de oyun sürecini gösteriyordu. Fakat bu sefer oyunun hızına göre basamak atlıyorsun ve “acemi”, “hevesli” “usta” vs. sıfatı alıyorsun. Yani kendi kendinle yarışmak konumundasın. İlk önceleri -farkına bile varmadan- kaptırmışım kendimi.
“Aaa, 20 saniye kısa bir sürede bitirdim. Tüh, bir dakika fazla harcadım vs.” derken günün birinde kendimi öyle kaptırmışım ki; oyun bittiğinde terlemiş olduğumu fark ettim. Sonra kendi kendime “manyak mısın sen!” dedim. “Oyunu boş vakitleri değerlendirmek, zevk almak, zihin açmak için oynanır.” Ben ise neredeyse kalbimin atışlarını duymaya başladım oynarken. Bizi sağlıklı tutmak için (?) ellerinden ne geliyorsa yaptıklarını fark ettim. Adrenalin iyi bir şeymiş. Onu bile yutturdular; ona da eyvallah!

Evet, sistem her şeyi yarış hâline soktu. Daha iyi, daha güzel, daha yeni, daha süratli… Hep “daha”. Çoğumuz bu “daha”ların içinde boğulduğumuzun farkında bile değiliz. Daha fazla giyim eşyası, daha fazla seyahat, daha fazla yemek, daha hızlı arabalar, daha fazla para…

Bu “daha” olayını kapitalist sistem o kadar güzel allayıp pullamış ki. O kadar doğallaştırmış ki “daha” derken kimse çürüdüğünü, sömürüldüğünün, borç batağına battığının farkında değil. Hiç kimse “daha”nın dipsiz bir bataklık olduğunu, günden güne dibe çekildiğini bilmek istemiyor. Yenileceğini bile bile “lades” oynuyor.

Atları daha hızlı koşturuyorlar artık, köpeklere daha çok şey öğretiyorlar, filleri daha iyi dans ettiriyorlar… “Daha” hızlı yarış arabaları, “daha” hızlı botlar, “daha” hızlı uçaklar… Eyvallah!

Buketler “daha” büyük.
Evler “daha” yüksek.
Vitrinler “daha” şatafatlı.
Mahsul “daha” fazla.
İnsanlar “daha” tahsilli.
Şehirler “daha” kalabalık.
Meyve, sebze “daha” iri.
Bilgisayarlar “daha” hızlı.
“Daha” teknolojik büyük telefonlar.
“Daha” çok silah, “daha” çok savaş.
“Daha” fazla hastalık, “daha” fazla ilaç.
“Daha” çok köprü, “daha” çok yol.
“Daha çok beyaz kalemle yazan yazar, “daha” az kaliteli kitap.
“Daha” çok aşk, “daha” az sevgi.

Facebook/ İnstegram’da “daha” fazla arkadaş (?).

Ve “daha” çok içi boşaltılmış insan.

Fakat:

“Daha” çok insanlık yok artık.
“Daha” çok okumak, daha çok yardımlaşmak, “daha” çok sevgi/ saygı…
“Daha” çok doğa dostluğu.
“Daha” çok hayvan sevgisi…

Her şey “daha” çok ama “daha” az mutlu insanlar. “Daha” denen beyin tümörü yerleştirilmiş/ kazınmış beyinlere.

İsviçre’de otobanlarda en yüksek hız 120 km. Bir de arabalara bakın. 150 beygirlik, 250, 500 beygirlik arabalar. Bu örnek bile “daha”nın beyinlerdeki yerini işaret etmiyor mu size? Göstermeye yetmiyor mu daha beyinsizleştirildiğimizi? Kanımızın emildiğini.

Daha hızlı oyun oynamamız gerek. Kendi kendimizi geçmemiz, yenmemiz gerek. Bir üst mertebeye çıkmamız için daha çok terlememiz, kalbimizin atışları daha hızlı atması gerek. Hırs yapmalı ve en iyi biz olmalıyız. En “daha” olmalıyız!

Yapacak bir şey yok. Yapılabilecek tek şey “daha”yı tersten okumak. Karşınıza Arapçada “bir” demek çıkar. Alın bu “bir”i kendinize bir cümle kurun. Örneğin: “Bir gün her canlı gibi biz de öleceğiz.” Yanımıza alabileceğimiz hiçbir “daha” olmaksızın hem de. Belki birilerini “daha” derine gömmek gerekebilir dünyanın içine ettikleri için. Kokuları yeryüzünü yaşanmaz hâlê getirmemeleri için.

“Günümüzde domuzları mısırla
İnsanları lafla “daha” iyi besliyorlar.

Teknolojinin en güzel buluşlarından biri “ağır çekim”dir. İnsanlar ne yapıp yapıp “daha” yavaş ve “daha” “az”la yaşamayı becerebilmeleri gerekir.

“Yetinme” sözcüğünün lugâtlardan kaldırıldığı günümüzde sizlere “daha” mutlu, ”daha” huzurlu, “daha” sağlıklı günler diliyorum.



 Nida Öz/ Almanya

***

Sen Sevince ne Olur?

                                        -Kadın bir şeydir, erkek de bir şey.
                                           İkisi birleşir; “her şey” olur-

Ben sevdiğimde kuşlarda bir telaş, bir sevinç.
Köhne meyhanelerde hüzünler kaybolur,
Şarabın tadına saçlarının kokusu karışır.
Dünya şaşırır feleğini, gecesi gündüzü bir olur;
Gönül bu, ona sevmek, uykusuz geceler, sevinçli sabahlar yakışır.


Ben sevdiğimde şarkılar bıkar benden, başka diyarlara kaçar.
Alır başını gider içimdeki serseri, daracık sokak aralarına.
Karanlıklar içinden çıkıverir karşıma eşkiya gözlerin.
Dünyalar benim olur değerse dudakların dudaklarıma.


Ben sevdiğimde sokaklar ıhlamur kokar, bacalardan kestane kokusu.
Hangi mevsimmiş, kimsenin umrunda olmaz.
Yağmurlar yerden gökyüzüne doğru, karlar pembe yağar.

Silinir mazideki tüm yanlış yaşanmışlıklar, çiçekler dallarında hiç solmaz.
 
Ben sevdiğimde sevinir bütün sokak çocukları,
Elma şekeri dağıtır gönlüm varoşlarda.
İstiridyedeki bütün siyah inciler beyaza dönüşür.
Kimse sevgilisini beklemez artık rıhtımlarda.

Ben sevdiğimde siyah beyaz fotoğraflar renkleniverir.

Uzar insan tekinin ömrü; kin, nefret, kan defolur gider.
Boşuna geçirilmiş zamanlara şiirler, öyküler, melodiler dolar.
Yarın yoktur. Sadece an vardır. İnsan sevmesini bilsin yeter.

Ben sevdiğimde bütün sokak ressamları senin yüzünü boyar.
Kulağına bir kasımpatı koyar, yanaklarına al, gözlerine gelincik tarlaları.
Yalar geçer tenini dört mevsim karışımı bir rüzgâr.
Ben sevdiğinde;
Sanırım ki; ay avucunda, yıldızlar saçlarıma serpilmiş, düşümde İstanbul akşamları.

Sen sevdiğinde ne olur?
Anlat bana ne olur.

Nida Öz

Almanya/ Münster/ 07 kasım 2018

BU YAZILARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın