Roman

Aksak Sesler Üzerine/ Ali Özenç Çağlar

.

Çocuk Romanı Zor Zanaattır

Çocuk romanı yazan yazarların bu konudaki başarısı genellikle sınırlıdır. Çünkü bu alan sınırları olan bir alandır. Örneğin çocuk psikolojisinden, eğitiminden uzaksanız, yazdıklarınız çocuklar için kabul edilebilir olmaz. Ya sözcük seçiminde titiz davranmamışsınızdır, ya çocuklara tepeden bakar gibi, hatta bir ebeveyn, bir öğretmen gibi, -farkına varmadan- azarlar bir ton kullanmışsınızdır vs. Böyle olduğunda da yazdıklarınız maalesef çacukların çoğu tarafından rabet görmez. Tabi ki öncelikle çocuk kitapları yayıncıları tarafından da fazla itibar görmez. O yüzden, geçmişine güvenip, canım ben şu kadar roman, şu kadar şiir ve araştırma kitabı yazmışım, birkaç tane de çocuk kitabı yazayım, diyemezsiniz. Belki şöyle diyeceksiniz, “peki hiç böyle kitaplar yok mu?” Var tabi, ama onlar da bir, bilemediniz zorlamayla iki baskı yapar, sonra da unutulup gider. İstense olmaz mı? Yani yukarıdaki katagoride olan biri iyi çocuk kitabı yazamaz mı? Tabi ki yazar. Yazar da onun için -eğitimci yazarlardan farklı olarak- ciddi bir ön hazırlık yapması gerekir, diye düşünüyorum. Beş on cild çocuk çocuk kitabı okuması, çocuk psikolojisi üzerine iyi etüd etmesi gerekir. Hem de öyle alanında başarılı olmuş kitaplar olmalı bunlar.

Bu gün öne çıkarmak istediğim, Oya Gündüz Aksu’nun  2015 yılında Aydili Sanat Yayınları arasında çıkardığı ‘Aksak Sesler’ isimli çocuk romanı. Aslında kitabın kapağında ve içinde (çocuk Romanı) olarak belirtilmemiş. Ama ben, konusu ve dili itibari ile bunun çok iyi kotarılmış bir çocuk romanı olduğunu düşündüğüm için, böyle ifade ediyorum.

Burada, aslında romanın başarısı, yukarıda da değindiğim gibi, yazarın iyi bir eğitimci olması. Romanın kurgusu, ana ve iç bölümlerin birbiriyle bağlantısı, tatlı bir gerilimle okuyucuyu sonuca odaklayan o sürükleyici yapısı, yazılanlar (hiç sıkılmadan, hatta bir solukta) kitabın okunmasını da beraberinde getiriyor .Bu durum diğer romancılarda da az rastlanan bir şeydir. Aslında yazılanların kısa ya da uzun, roman veya hikaye olması fazla bir şeyi değiştirmez. Bu yazanın ustalığı ile ilgilidir, diyebilirim ve Oya Gündüz Aksu da bunu çok iyi başarmış.

Çağdaş Edebiyat’ın Temmuz sayısında şiirleri ve şiir kitaplarıyla boy gösteren yazarımızı, bu sayıda da bir başka yanıyla, yani romanıyla tanıyoruz. Artık yazardan beklentimiz, ilerde daha uzun soluklu romanlar veya öykü kitaplarıyla okuyucu karşısına çıkmasıdır. Çünkü Aksu’nun bu anlamda umut veren başarılı bir kalemi ve kocaman yüreği vardır…

Yazardn Bir Kısa Öykü:

MÜEBBET – Öykü- Oya Gündüz Aksu

Melek hanım, Samet’in yatağına eğilerek onu bir hamlede kucakladığında, gün geçtikçe inceldiğini düşündüğü kemiklerini kırmaktan korkarak, cam bir eşyayı taşır gibi özenle adımladı koridoru. Her seferinde biraz daha ağırlaşmasını beklediği kırılgan bedeni daha da zayıflıyor, bir gün eriyip tükenerek yatağında kaybolacağından korkuyordu.

Eskiden beri aralarında sessiz bir anlaşma varmış gibi her yataktan alınışta, ikisi de tek bir kelime etmiyorlardı. Annesinin de Samet ile birlikte gün geçtikçe güç kaybeden kolları, yaklaşık yirmi yedi yıldır, sandalyesi ile yatağının arasında görünmez bir köprü kurmuştu. Samet her geçen gün kendi güç kaybıyla beraber o sıcak, usanmaz, yorulmaz kolların da kırılganlaştığını hissediyordu artık. On yaşından bu yana, yürüyemez olup tekerlekli sandalyesi kol ve ayakları olduğu günden beri, ikisi de zorunlu bağlanmıştı bu mekanik fırsata. Hatta ikisinde de ona karşı gizil bir minnet duygusu vardı dile getirmedikleri. İyi ki bu yürüyen koltuk, gün içinde ev civarında, yakın yerlere de olsa istediği yere gidip gelme olanağı veriyordu Samet’e. Ya o da olmasaydı halleri nic’olurdu?  Biri tüm gününü hareketli sandalyesininüzerinde geçiriyor, diğeri bir gölge gibi onu izleyerek ihtiyaçlarını karşılamak için elinden geleni yapıyordu. Samet yeter ki gözünün içine bakmayıversin. Her ihtiyacını önceden seziyor, oğlu daha ağzını açmadan koşup getiriveriyordu istediği ya da ihtiyaç duyduğu her şeyi. Bu yüzden olmalı ki Samet annesinin gözünün içine sık sık bakmaz olmuştu. Ömrünü ona adamış, dünyasını evladının yörüngesinde kurmuş bir annenin bu haksızlığı daha fazla onaylamasına, severek ilgileniyormuş ve hiç yorulmuyormuş gibi görünmesine artık tahammül edemiyordu. En azından kendi böyle olsun istemiyordu. Tedavi ümidiyle hastanelere, doktorlara taşıdığı günleri saymıyordu bile. Önceleri onsuz bir hayat ölümden farklı gelmemişti Samet’e. Hep yanında, hatta kıyısında istemişti annesini yürüyemez olduğundan beri. Zaman geçtikçe, genç bir delikanlı olup ihtiyaç ve istekleri, dünyaya bakışı değiştikçe, güne ve evin boğucu yanı yöresine sığamaz oldukça geçirdiği çalkantılı günleri ve annesine hak etmediği halde yaptığı eziyetleri, kırgınlıkları da saymıyordu. Varlığından dolayı annesinin katılamadığı konu komşu, arkadaş eş dost toplantılarını, gidemediği tatil ve gezileri ve daha nicelerini de…

Her geçen gün annesinin gözünün içine bakmak,kendini ve ölümünü anımsamaktı artık Samet için. Boş bir yığın nasıl taşınırsa gece gündüz, annesinin de onu, bunu yapmaya mecbur bırakılmış bir kürek mahkumu gibi, kurtulması ümitsiz bir müebbet gibi taşıdığını düşünmeye başlamıştı.

Bugün de yatağından arabasına kadar götürülürken aynı, hatta öncekinden daha da emin duygularla, artık buna bir son vermesi gerektiğini düşündü. Annesinin o hep gülen, usanmayan, ona doğru eğildiğinde gül kokan yüzü biraz daha solmuş, yüzündeki çizgiler daha da belirginleşmişti. Gözlerinin kıyısına ve dudaklarının kenarına yerleşmiş çizgileri saymaktan kendini alamadı bu sefer Samet. Annesi bu değişik bakışı fark etti hemen. Ona doğru dönerek:

“Hayırdır, yüzümü mü ezberliyorsun Sametciğim?” dedi gülümseyerek. Aslına bakılırsa bu sabah oğlundan yana farklı bir izlenimle karşılaşması sevindirmişti onu.

“Evet, güzel yüzünü ezberlemek istedim anne.” dedi. Bu annesini daha da keyiflendirdi.

“O zaman kahvaltıda en sevdiğin omletten yapılacak!” dedi mutfağı işaret ederek. Samet kendine geldi bu söz ile:

“Hayır anne! Bugün yemek istemiyorum. Kahvaltını et sen, ben biraz bir şeyler okuyacağım. Sonra bahçeye çıkıp yuvadaki yavru kuşun uçup uçmadığını kontrol edip söylersin bana.”

Annesi duyduklarına inanamadı.

“Olur mu hiç, kahvaltı etmeden olur mu yavrum? Yemeden içmeden nasıl dayanılır? Olmaz, ben omletini yapacağım ve ikimiz zevkle kahvaltı edeceğiz. İki yumurtaya ne dersin?“

Samet onu dinlemiyordu bile. Pencerenin kenarına geçmiş, kuşların yuva yaptıkları elma ağacına doğru bakıyordu.

“Biliyor musun, serçeler yumurtalarını kırlangıç yuvalarına da bırakırlarmış anne. “ dedi gözlerini baktığı noktadan çevirmeden.

Annesi onu hiç bu kadar düşünceli ve dalgın görmemişti. Mutfağa doğru geçerken bu beklenmedik konuşmadan yüzü gölgelendi. Cevap vermedi. Çay koymak için çaydanlığı her günkü yerinden alıp su doldurmak üzere musluğu açtı.

Samet mutfaktan gelen sesleri duymuyordu bile.  Birkaç gündür aklına koyduğu elbette annesinin asla bilmemesi gereken planını düşünüyordu. Bunu başarabileceğinden umutlu değildi ama elinden geleni yapması konusunda kararlıydı.

“Samet, hadi gel oğlum her şeyi hazırladım.”

Annesinin yumuşak daveti kendine getirdi onu ve kahvaltı yapmamak için nasıl bir bahane uyduracağını yeniden düşünmeye başladı.

“Geliyorum anne. Başla sen, cidden aç değilim.”

Melek hanımın vazgeçmeye niyeti yoktu. Hızlı adımlarla yanına geldi.

 “Kahvaltı yapmamak da neyin nesi Samet’ciğim? İkimiz de beraber kahvaltı yapmaya bayılırız. Kaygılandırma beni. Hadi! “

Samet istemsiz takip etti annesini. Arkasından giderken aklına bir plan geldi ve karnını işaret ederek; “Midem bozulmuş biraz, sadece yarım bardak çay içsem iyi olacak anne. Yersem sorun olur şimdi ikimize de.” dedi.

Melek hanım şaşkın şaşkın çayları doldurdu ve bardağın birini yavaşça Samet’in önüne koydu. Çayı açık içmeyi seviyordu Samet. Bardağı tam doldurmuştu.

“Birazdan nane limon yapacağım sana, iyi gelir.”

“Hayır anne, lütfen. Çay yeterli, inan. Gerekli olursa yap derim bak, biliyorsun.” Bu sözler biraz daha şaşırttı Melek hanımı. Sabahki neşesini yitirdiği yüzünden anlaşılıyordu. Baharla birlikte yüzüne yerleşen hafif pembelik birdenbire soldu sanki.

Samet onu üzdüğünün farkındaydı ama karar vermişti bir kere.

“Nevin teyzelerle görüşmeye ne dersin anne? Beni düşünme. Geçen gün bahçede beni görünce seni sordu.“

“Bilmem ki, belki beş dakika geçerim bir ara kahveye ama seni yalnız bırakmak istemiyorum”

“Bırak anne, beni yalnız bırak. Senin de bir hayatın olmalı. Babam gittiğinden beri bana adadın iyice kendini. Konu komşuyla, arkadaşlarınla görüşmeni istediğimi hep söylüyorum.”

Melek hanım kahvaltı masasını toplarken bir yandan da söyleniyordu:

“Yine başladık Samet. Peki, tamam, oldu. Bugün geçeceğim eğer kabul ederse Nevin hanım. Hatta biraz daha fazla kalacağım. Gitmeden yemeğini hazırlar, masanın üstüne koyarım.”

“Sahi mi? Buna sevindim işte. Hadi bakalım!”

Samet yemek meselesini duymamıştı bile. Nasıl olsa yemeği ortadan kaldırmak için bir çözüm üretmek annesi yokken daha rahat olacaktı.

İlk defa bu konuda onu ikna edebilmişti. Başarısını kutlamak için yumruğunu sıkmaya çalıştı ama olmadı. Eskiden kol ve bileklerini daha rahat hareket ettirebiliyordu. Son zamanlarda güç kaybıyla hayatı annesine daha fazla bağımlı hale gelmişti ama bu, annesinin ona bağımlı olması anlamındaydı Samet için. Her boşluk bir biçimde doluyordu. Yoksa hayat nasıl sürerdi ki? Samet’in eksiklikleri sıradan şeyler değildi ve bunu birinin hayatıyla doldurması gerekmişti. “Ne ağır bir yük!“ dedi Samet kendi kendine.

“Efendim?“

 Melek hanım odada giyinirken onu duymuştu. Zaten ağzından çıkan her kelimeye yıllardır dikkat kesildiği için duymaması zayıf bir olasılıktı.

“Yok bir şey anne, kabul etti mi Nevin teyze?”

“Evet, biraz laflayıp dönerim, merak etme sen.”

“Rahat ol anne, lütfen rahat ol. Ben iyiyim böyle. Sen olmadan da…”

Melek hanım daha fazla konuşmanın yersiz olduğunu bilerek giyinmesini sürdürdü. Çok önceleri alınıp dolaba yerleştirilmiş ama doğru dürüst giyilmemiş elbiselerin, bluzların arasından hangisini giyeceğine karar vermeye çalışıyordu. Neredeyse özene bezene giyinip çıkmayı unutmuş gibiydi. Askıdaki elbiselerden birini rastgele aldı ve denedi. Elbise bedenine dar gelmişti. “Hay Allah, kilo almışım.” dedi aynada kendine bakarken. Aynanın karşısında kendiyle karşılaşmaktan kaçınırdı hep. Bu sefer uzun uzun baktı.

Samet annesinin özene bezene hazırladığı yemekleri izledi bir süre. Tekerlekli sandalyesi ile kolayca ulaşabileceği alçak yemek masasına yavaşça yaklaştı. Daha önceden hazırlamış olduğu ve oturduğu yerin yanına sakladığı poşetlerden birini zar zor alabildi. Yemeğe zoraki uzanarak aldı ve diğer eliyle tuttuğu poşete boşalttı. Diğer yemeği de aynı özenle koydu içine. Bunu yaparken oldukça yorulmuştu. Bir süre bekledi. Sonra poşetin ağzını yavaş yavaş bağlamaya çalıştı ama olmadı. Poşetin ağzını zoraki kıvırarak çöpün yanına gitti. Lavabonun altındaki dolap kapağını çekerken zorlandı ama vazgeçmedi. Poşeti çöpe bırakıp dolabın kapağını kapadı. Bütün bunları yaparken kan ter içinde kalmıştı. Olabildiğince derin bir nefes aldı.

Melek hanım komşu ziyaretinde rahat oturamasa da gitmek onu bir nebze rahatlatmıştı. Eve döndüğünde Samet’e sohbetlerini anlatırken çöpteki yemeği gözden kaçırdığını da anlamadı. Üzerine yeni bir çöp ekleyince olup biteni fark etmedi bile.

Samet o gün ve takip eden sonraki günlerde annesinin evden çıkması için bir yolunu buluyor,sessiz direnişini ona hissettirmeden sürdürmeye çalışıyordu. Kimi zaman önüne koyduğu yemeği neden yemediğini sorarken delici gözlerle bakan annesini susturmak için bir iki kaşık istemsizce yemek zorunda kalıyordu. Ne de olsa az yediği zaman daha hafif olacak ve annesinin kendini taşıması çok daha kolaylaşacaktı. Tuvalet ihtiyacını da azaltmak için yemekle birlikte suyu da iyice azaltmıştı. Hatta fırsat yakaladığında bardak bardak suları yerdeki geniş bordo yapraklı çiçeğe döküyor, onun zamanla parlayan renkli yapraklarından mutlu oluyordu.

Melek hanım ters giden bir şeyler olduğunu anladığında Samet çoktan yeme içmeye karşı tepki geliştirmişti bile. Oğluna yalvara yalvara verdiği lokmalar artık boğazından geçmez olmuştu.

Bu öyle derin bir karardı ki Samet’ in gittikçe küçülen bedeni bir lokma ekmeği ve bir damla suyu reddeder olmuştu.

Melek hanım çaresizdi. Oğlunun zayıflayan ve artık iyice güçsüzleşmiş bedeninin gözünün önünde hızla eriyip tükenmesine dayanamıyordu Artık yüzüne bile bakamıyor, “Ne olursun bir damlacık su iç, ne olursun.”  bile diyemiyordu.

Odalarda sessizce ağlayıp Samet’in karşısında güçlü görünmeye çalışmak çok daha ağır gelmişti ona. Keşke Samet durmaksızın yese, kilolarca ağırlığına ses çıkarmayacaktı. Yeter ki yeniden yemeye içmeye başlasın, yeter ki…

Samet annesinin de kendiyle birlikte yemeden içmeden kesildiğini görünce nasıl bir yanılgıya düştüğünü fark ettiğinde geriye dönüş iyice zorlaşmıştı. Annesini bu girdaptan kurtarmaya çalışırken, yeni bir derdin içine çektiğini geç anladı. Kokusunu bile duymaktan tiksindiği yemekleri tekrar yiyebilmenin bir yolu olmalıydı. İnsan isterse neler yapmazdı ki. Uzun süredir suskun izlediği annesine seslenip her şey için bağıra bağıra özür dilemek istiyordu. Çok güçsüzdü oysa; sesi boğazından içine aktı. Olanca gücüyle yeniden seslendi annesine:

“Anne acıktım!…”

***

    Oya Gündüz Aksu Kimdir?

         1966 yılında Artvin ili Ardanuç ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Ankara’ da tamamladı. 1987’de Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Ev Ekonomisi Yüksek Okulu’ndan mezun olduktan sonra sırasıyla Düziçi, Mardin, Karamürsel, Ankara ve Kocaeli’ de  öğretmenlik yaptı .

Yazı ve şiirleri yurt içi ve yurt dışında çeşitli dergilerde ve bazı kitaplarda yer aldı. ( Akademi Gökyüzü, Patikalar, Aydili Sanat, Edebiyat Nöbeti, Ekin Sanat, Kurşun Kalem, Ihlamur, Meluşa, Miletus ) Bir süre Aydili Sanat Dergisi’nin yayın kurulunda da bulundu. Halen “ 21. Yüzyıl Türkçe Şiir Antolojisi ” hazırlık çalışmalarını sürdürmektedir.

Eserleri:

Kağıt Kokusu ( Şiir- Aydili Sanat Yayınevi- 2012 )

Kuş Ağacı ( Çocuk Romanı- Aydili Sanat Yayınevi- 2014 )

Aksak Sesler ( İlkgençlik Romanı- Aydili Sanat Yayınevi- 2015 )

Kuşlara Tutunsam Ölmem ( Şiir- Aydili Sanat Yayınevi- 2015 )

Kaçış Rampası ( Şiir- Aydili Sanat Yayınevi- 2019 )

“İçimdeki Geveze” adlı dosyası, 2019 Arif Baş Çocuk Şiiri Ödülü’ne değer görüldü.

Katkıda Bulunduğu Kitaplar:

Edebiyatımızın Sorunları Üzerine( Derleyen; Seçkin Zengin )

Seçkince Söyleşiler ( Derleyen: Seçkin Zengin, Şiiri Özlüyorum Kitaplığı, 2019 )

Çocukluğuma Mektuplar( Derleyen. Seçkin Zengin, İzan Yayıncılık, 2020 )

Şairime Mektuplar-1( Derleyen Seçkin Zengin, Klaros Yayınları, 2020 )

İletişim Bilgileri:

Tel: 0530 411 70 08 / e-posta: aksu.oya@gmail.com

*Aksak Sesler/ Oya Gündüz Aksu/ Birinci Baskı: ocak 2015/Aydili Yayınları/ ANKARA

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın