Felsefe

Ali Özenç Çağlar: Bir Deneme Yazısı

FELSEFENİN PENCERESİNDEN

Yaşamın düşünsel boyutlarını, gelişim ve evrimin izlerini sürmek için, gözlem çeşitliliği ve derinliği, kuşkusuz bir elzemdir. Bunu başarabildiğiniz ölçülerde, değinilen konunun felsefi boyutlarına da ulaşmanız çok zor olmaz. Toplumları sosyolojik akışıyla, ters sürüklenmelerin ve karşı devrim nitelemesine varan tutarsız gelişimin ve tapınmaların aslında altında yatan en büyük neden, gerek sosyal ve gerekse kültürel politikaların, o toplumu oluşturan bireyler üzerindeki, önce geçici gibi görünen, ancak sonra kalıcı hale gelen de-formasyonudur. Bunları on, yirmi yıllık bir zaman dilimi içerisinde değerlendirdiğimizde, aşağı yukarı bir kuşağIn kaybına tekamül eder.

Örneğin bu adı geçen de-formasyonlar neler olabilir:

Mesela, önce güven duygusu yara alır,

Sonra adalet, toplum üzerindeki o güçlü etkisini kaybeder

Ve toplumsal değerler üzerinden ince ve hızlı bir kırılma başlar.

Öncelikle ahlak çöker, yalan söylemek kötücül olmaktan,

ayıplanmaktan çıkar ve olağan söylemler haline gelir.

Böyle zamanlarda ise en çok cinsen suistimaller artar.

Artık hayvansı haz, giderek aşkın ve sevginin de önüne geçer.

Ötelenen sevginin yerini vicdan duygusunun yok olması alır

Ve küçüğe, büyüğe, anneye, babaya duyulan saygı yerle bir olur.

Çünkü o ülke artık zorbaların eline geçmiştir. Ne yazık ki tek tek bireyler de giderek o yönetimin kurallarına göre yeni bir davranış biçimi edinirler. Cahili kurnaz, eğitimlisi üçkâğıtçı, din adamları da bunların en önemli referansları olur. Durum böyle olunca, artık kurulu düzenin, işlerliliği bakımından kapıtalizm ile de pek açıklanamaz.

Tarihe bakıldığında, 19. Yüzyılın sonlarına doğru sistemdeki bu işleyiş tarzı nedeniyle, zaten kendi kendisini bitirmiş, sınai işletmelerde mülkiyet ve yönetim  birbirinden ayrışmıştır. Artık ekonomiye hakim olanlar “kapitalistlar” değil, kurdukları dolandırıcılık  ve sahtekârlık sistemi ile, başkalarının, (halkın) parasını kendi çıkarları için kullanan bir “asalaklar zümre” oluşmuştur.

Demek yukarıda saydığımız bu toplumsal savrulmanın, dejenere olmuş tarihi hiç de yeni değildir.

Öyle ise, 100 yıldır içinde yaşadığımız bu sistem, bir “anomali[1]den; kapitalizmin, cumhuriyetin ve demokrasinin bir tiyatrosundan başka nedir ki?

Kapital, içinde yaşadığımız o anomalin fark edilememesi için bilinçli olarak çarpıtılan, sansürlenen de bilim değildir denilerek değersizleştirilmeye çalışılan felsefeyi başta gelişmiş bir tarih olmak üzere uygarlık tarihini masaya yatırmak gerekiyor. Belki de bu daha önceleri olması gecikmiş bir gerekliliktir. Ve şimdi, onca kayıplardan sonra, “Kral Çıplak” deniyor… İnsanlığın 20. Yüzyıl boyunca toplumdan uzak tutulmuş önemli felsefecilerden Spinoza gibi kimi değerli flozofların sosyal öğretileri nedense eğitim ve öğretimden dışlanarak,toplumların zihinsel özgürlüğe kavuşmaları da kasıtlı olarak engellenmiştir. Uzun yıllar felsefenin bazı kesimlerce bir bilim dalı olarak rabet görmemesinin altında yatan esas neden de bu olmalı. Çünkü, toplumsal yıkımların, de-formasyonun arka plandaki motivasyon unsuru, ya da pimi, eğitim alanındaki çarpıtılmış öğretim ve yaklaşıma daha çok şans tanımak, onun, sosyal ilişkilerde etkisini kalıcı kılmaktı. Sonuçta gelinen nokta, gerek sınaği alanında ilerlemiş kapitalist ülkeler, gerekse az gelişmiş ülkelerde olsun, yavaş yavaş tüm toplumsal değerler bir çöküntü haline gelmiştir.

Üstte, alt alta sıladığımız bu çüküntünün boyutları aslına bu kadarla da kalmayacaktır. Bunun örneklerini çok açık bir biçimde kendi ülkemizde gördüğümüz gibi Arjantin, Venezüella, İtalya gibi bir takım diğer ülkelerde de ortaya çıkan uluslararası polisiye olaylar, esrar, eroin, silah kaçakçılıklarında, nasıl bir seyir izlediğini görüyoruz. Söz konusu bu mafya ilişkilerin zaman zaman, ülkenin kolluk kuvvetlerine, adalet mekanizmasına ve hatta iktidarın yönetim kadrolarına kadar sirayet ettiğini açıkça görüyoruz. Bunun için de bizdeki en güzel örnek, İktidar, Burhan kuzu ve Zindaşti örneğidir. Üzerine kitaplar yazılan bu şeytan üçgeni hala son bulmuş değildir. Bu çetrefilli kirli ilişkilerin tarihi yeni olmamakla birlikte, kesilmiş ve bitirilmiş de değildir. Çünkü onların amacı, vur kaç oyunu değil, ay6nı zamanda kendilerine uygun bir toplum yaratma çabasıdır da.

Artık şeytan bizleri korusun. 

Ali Özenç Çağlar

***


[1] – sapaklık · Belli bir ölçüye, belli kurala uymama durumu. 

BU YAZILARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın