Kitaplar

Ali Özenç Çağlar ve Bir Kitap Tanıtım Yazısı

ÖLÜMÜN KOKUSU, Yazar:  E.H. Kara

(Soluk kesen Polisiye bir Gençlik Romanı)

Ali Özenç Çağlar

Kendini soluk soluğa okutan bu romanın yazarı 14 yaşında. Siz ona ister bir yetenek ya da ister edebiyat alanında filz veren bir dahi de diyebilirsiniz. Kurduğum bu tümce kimilerinize fazla abartı gibi gelebilir. Örneğin Mozart’ın beş (5) yaşında ilk bestesini yaptığını, Viktor Hügo, 15 yaşındayken bir şiiriyle Akademi Ödülü‘nü kazandı. 17 yaşında Toulouse Edebiyat Akademisi‘nin en büyük ödülü olan Altın Zambak’ı aldı.  bir başka Brezilyalı yazar, Jose Mauro Vasconselos, 22 yaşındayken Yaban Muzu adlı kitabını çıkarmıştır. Bu kitabı çok başarılı bulunmuştur.  ve hele hele 25 Mayıs 1958 doğumlu Dorothy Elmhisrt Straight’ın henüz 4 yaşındayken yazdığı  kitapla hala dünyanın en genç yazarı unvanını elinde tuttuğunu öğrenince kuşkusuz yukarıda E.H. KARA için söylediklerimin abartı olmadığına ikna olursunuz sanırım. Ülkenin dört bir yandan cehaletle kuşatıldığı bir süreçte ülke beyin ölümünü yaşarken, 14 yaşında bir genç kızın 265 sayfalık harika bir roman yazması belki de sizleri şaşırmakta haklı olabilir. Aslında bütün bunları genç yazarları burun kıvırarak küçümseyen edebiyat cüceleri için söylüyorum.

Ayrıca şu medyanın en en kirli haber ve trollerin istila ettiği gerçekleri örtme çabasından sonra, bu söylenenlere inanmamakta haklı da olabilirsiniz.  Kimileri onlar için teoriler ordusu yetiştirdiği, kimilerinin burun kıvırıp görmezden geldiği, özgürlüklere, köklü eğitime ve adalete susadığı bir zamanda genç bir kızınİ ”İşte ben, işte biz buradayız!” demesi, sizleri şaşkına bile çevirebilir. Ne dersiniz, isterseniz bunları bir kez daha düşünmelisiniz. Çünkü var olan bu Çağdaş Dünya Edebiyatı’nı ayağa kaldıracak olan onlardır. Kokuşmuş sistemin işbirlikçileri değil.

Şimdi gelelim genç yazar E.H.KARA’nın yazdıklarına. ÖLÜM KOKUSU, isminden de anlaşılacağı gibi dinamik, heyecan verici, zaman zaman adrenalin tavan yaptığı, gerilim sahnelerinin, korku ve ürpertinin hız kesmediği sayfalarına. Konusuyla, kurgusuyla, o akıl almaz ara örgüleriyle tam bir polisiye roman bu. Baştan sona okuyucuyu, sürdürülen bu kavganın esas nedeninin ne olduğunu gizleye gizleye ilerlemesi de ayrı bir heyecan yaratıyor insanda. Romanı okurken bana zaman zaman, o meşhur çok bilinen Leyleklerin Uçuşu (Jean-Christophe Grange) ve Ursula K. LeGuin’i çağrıştırdı sanki.

Romanın kahramanı, Amber Ataç, genç, gözükara bir kadın avukat. Daha küçük yaşta onu anasız babasız bırakan bir katilin, Wilson’un peşinde. Ama olayın içeriği – esas nedenleri bilinmiyor ve yazar bu gerçeği sonuna kadar titizlkle gizliyor. Sayfaları okurken sanki Alfred Hitchcock’un filmlerini izler gibiydim… Genelde polisiye romanlarda okuyucu hep katilin kim olduğuna odaklanır. Ancak bunda öyle değil, çünkü katil belli, fakat esas olayın gerçek sebepleri bilinmiyor. Yazar, -yukarıda da söylediğim gibi-  bunu romanın sonuna kadar gizliyor ve zaten o muhteşem finali de bununla yapıyor.

Peki hepsi bu kadar mı? Tabi ki değil, yazar günümüze ışık tutarcasına sosyal konulara, kadınların şiddet altında oluşuna ve o egemen erkek toplumun her fırsatta kadını yok sayma çabasına da ciddi göndermeler yapıyor. Burada altını çizmek istediğim, kalemi eline alıp, “ben şimdi bir macera romanı yazayım” dememiş yani. Toplumu gözlemleyerek düşsel gücünü ve yaratıcı kurgu yeteneğini de ortaya koyarak tasarlamış yapıtını.

Romanın bazı sayfalarında şöyle deniyor:

(…) “İnsanlar görmek istediğini görür, duymak istediğini duyardı, Kimse sokaktaki hayvanları görmezdi, kimse bir kadının çığlıklarını duymazdı. Kimse bir erkeğin ağlamasını görmek istemezdi. İnsanlar görmek istediklerini görür ve duyardı.”

(…) “İnsanlar aşk diye tutturuyorlar.  Ama kimse birbirine sadakat ile bağlanmıyordu. Herkes kendine bir oyuncak bebek arayışındaydı. Kızlar da dahil.”

(…)Herkes kendi pisliğini örtme peşinde Ama o pisliğini bulaştırdıklarını umursamıyorlardı.”

Tabi ki size romanın özetini çıkaracak değilim. Ancak roman yazma hevesinde olan ve hele bir iki roman yazdıkları halde alt yapılarını (bilgi birikimlerini) tamamlayamadıkları için, dönüp dolaşıp 300 – 400 sözcükle işi kotarmaya çalışanlara seslenmek istiyorum. “Beyin kas gibidir, okur, yazar ve araştırırsan gelişir. Yani nasıl ki bir koşucu, halterci ya da futbolcu antreman yapmadan başarı kazanamazsa, siz de okumadan, araştırmadan ve bol bol yazmadan başarılı olamazsınızFakir Baykurt’un en önemli sözüdür. “Haftasonu yazarı olmayın. Eğer yazar olacaksanız yazmayı bir yaşam tarzı olarak benimsemelisiniz.”  Çünkü iyi bir okuyucu olmayan asla iyi bir yazar, ya da şair olamaz… Eğer sizler bir edebiyat okuyucusu olaral E.H. KARA’nın Ölüm Kokusu isimli romanı bu yaklaşımla okuduğumuzda mutlaka öğrneceğimiz bir şeyler olacaktır.

30 Eylül 2023

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın