Öykü

Ali Özenç Çağlar ve Bir Öykü

BEN BİR TECAVÜZ ÇOCUĞUYUM –

Elisabeth Anlatıyor:

-Sevgili arkadaşım. Sen bana sıkıntılarını anlat, anlat diyorsun da, anlatırsam anlayabilecek misin beni; yoksa üzerimdeki, tenimdeki kirimin dehşetinden, benden kaçıp uzaklaşacak mısın? Oysa ne çok istiyorum bunu bilemezsin. Ama yıllardır açamadım içimi, hem de hiç kimselere açmadım bu güne kadar. Nedenini sorma, çünkü bilemiyorum. Belki de etrafımdakilerin güvensiz oluşundandı tüm bu kararsızlığım; öteleneceğimden, hor görüleceğimden korktum. Çünkü yok sayılmak, ötekileştirilmek çok kötü Elvan. Öyle zamanlarda insan kendini canlı değil de çürümüş bir dal, sokağa savrulmuş bir taş, herhangi bir çöp, bir obje gibi görüyor. Ama kirli, değersiz, her tarafı dökülen, parçalarının bir daha asla bir araya gelmesi mümkün olmayan bir obje. Ben işte öyle biriyim Elvan; belki daha da kötüsü; ama kendimi telaffuz edecek sözcükler bulamıyorum. Kendimi anlatırken sözcüklerin de kirleneceğinden korkuyorum. Şu yüreğim yıllardır, için için yanan korlaşmış kalıntılarla her saniye bir arada ve ben bu yangın içinde soluk alarak yaşamaya çalışıyorum. Sen hala beni dinlemeye hazır mısın Elvan? Benim bu korlaşmış, katılaşarak yakıcı bir zehre dönüşmüş kirimin sana bulaşmasından korkmayacak mısın? Belki o zaman bucak bucak kaçacaksın benden; yüzümü bile görmek istemeyeceksin güzel arkadaşım. Şimdi söyle bana bu ruh haliyle ayakta durmaya çalışan şu kardeşin nasıl varlığını koruyup, gelecek üzerine planlar yapabilir. İşte gördün en son tutunmaya çalıştığım o erkek arkadaşım Nizam da sonunda benden beter, benden daha rezil, aşağılık çıktı.

Biz neden böyleyiz Elvan; suçlu olan kim söyler misin bana? Biz mi, yoksa bu toplum mu, sistem mi kirli olan? İnan, bazen kendimi tuzaklarla çevrilmiş gibi hissediyorum. Etrafımı çevreleyen zincirler öyle kalın ki, bu çaresiz halimle nasıl kırıp kurtulabilirim onlardan?

Elisabeth, kuruyan dudaklarını yaladı, yutkundu, soluklanarak Elvan’ın yüzüne baktı. Elvan transa girmiş gibi öylece dinliyordu arkadaşını. En çok da kendi duyarsızlığına, kendi içine gömülüp etrafındakileri görmemesine, görememesine kızıyordu. Evet doğruydu, o da acı bir olay yaşamıştı, ondan sonrakiler de en az önceki kadar korkunçtu. Ama, bu çevresindekileri anlamasını, onlarla empati kurmasını engellemezdi. O zaman kendisini anlamadıkları, ona yardımcı olmadıkları için nasıl başkalarına kızabilirdi ki?

Birden titrer gibi kendine geldi Elisabeth’in sorusuyla.

-Bir şey söylemedin Elvan. Gerçekten anlatırsam, beni dinleyecek, anlayacak mısın?

Elvan’ın iki gözünden de aşağıya doğru yaşlar süzüldü:

-Seni en iyi anlayacak olan benim Elisabeth, dedi. bundan emin olabilirsin.

Fakat Elisabeth hala anlatmakta karar veremiyordu. Elvan’ın gözlerine baktı, ellerini tuttu. Bu kez onun da gözleri ıslandı. Yaşlar, kızın pembe yanaklarından, çenesine kadar inmişti. Elisabeth’in mavi gözlerinin etrafı kırmızıydı; sağ elinin parmak ucuyla yaşlarını silerek, konuşmaya devam etti:

-Ben bir tecavüz çocuğuyum Elvan, dedi. başını öne eğerek. Kızın dudakları titriyordu… Benim babam, ayni zamanda dedem, yani annemin de babası.

-Dur dur bir dakika, sen neler anlatıyorsun. dedi Elvan. Gözlerini açmış, öylece Elisabeth’in yüzüne bakıyordu… Nasıl olur bu!

-Olmuş işte. Annem 11 yaşındayken, babası kızına tecavüz etmeye başlamış ve bu yıllarca sürmüş. Korkudan kimselere söyleyememiş. Bir süre sonra babası annemi evlerinin bodrum katına kapatmış, sonra da polise, “Kızımız kayboldu!” diyerek, işin içinden sıyrılmış. Annem o kapatılan bodrum katında tam 24 yıl kalmış. Bu süre zarfında babasından üç kız, bir oğlan, dört çocuğu olmuş. İşte ben onların en küçüğü, Elisabeth’im, yani annemin adı. Aslında benim ismim başkaydı; ben biraz olsun acılarımı hafifletmek için, sonraları mahkeme kararıyla bu ismi aldım.

-Peki annen yaşıyor mu?

-Evet, onlar Avusturya’dalar. Yani ben Avusturyalıyım.

-Aman Tanrım. Elisabeth, sen nelerden bahsediyorsun böyle. Bunca yükü nasıl taşıdın bu güne kadar?

-Ah Elvan, söylemesi kolay mı sanıyorsun sen. Benim nasıl yaşadığımı, neler hissettiğimi tahmin edebilir misin? Ben ki babasından yıllarca nefret edecek bir insan oldum. Baba kavramı benim için dünyanın, hatta evrenin en kirli, en aşağılık kavramıdır. Ve babam, binlerce kez tecavüz etmiştir anneme. Annem hala acılar içinde yaşamaya çalışıyor. En azından çocukları için, bizim için yapıyor bunu. Benim annem kutsal bir kadın Elvan, bir melek o; Tanrıların ihanet ettiği bir melek.

-Elisabeth, Elisabeth. Peki baban yaşıyor mu?

-Evet, hapiste. 24 yıl verdiler ona.

-Peki yıllar sonra annen nasıl kurtulmuş o bodrum katından?

-Tesadüf eseri tabi. Oğlan kardeşim ateşli bir hastalık geçirmiş ve onu hastaneye götürmek zorunda kalmışlar. Annem de kardeşimin cebine bir pusula yazarak, polisten yardım istemiş. Şükür ki, o pusula yürekli bir hemşirenin eline geçmiş ve o da durunu polise bildirmiş. Böylece olaydan bir hafta sonra polis olaya el koydu. Annem önce polise anlatmamış. “Onu tutuklamadan hiçbir şeyi itiraf etmeyeceğim.” demiş. Sonra polis anneme güvence vermiş. Ancak ondan sonra bütün gelişmeleri başından sonuna polise aktarmış.

-Peki, diğer kardeşlerinin durumu ne şu an. Onlar da yıllarca karanlık bir bodrum katında yaşadıktan sonra şimdilerde dışarıdaki hayata alışabildiler mi?

-Doğduğumuz bodrum katı çok alçaktı. Karanlıkta bir yerlere çarpmamak için hep iki büklüm, eğilerek gezinirdik. Bu yüzden büyük ablamın omuzları ve boyunları kireçlenme yüzünden kambur oldu. Uzun boylu olduğu için küçük kardeşim de aynı durumda. Tabi en kötüsü hepsinin psikolojileri çok kötü. Hala uyum sağlamakta zorlanıyorlar. Ben de zaten o yüzden buraya, yani Almaya’ya taşındım. Burada halam var, yaşlı bir de kocası. Onlar bana kucak açtılar. Ekonomik olarak sıkıntıları var ama, idare edyoruz işte. Onlar için de benim burada çalışmam çok iyi oldu. Tabi bu vesile ile seni de tanımış olmam. Sen bana çok destek oldun Elvan. Hele o Nizam’dan kurtulduğuma o kadar seviniyorum ki anlatamam. Aksi takdirde benim de kaderim anemin ki gibi olacaktı. Nizam, kaç kez niyetlendi ama, bereket ben kendimi korumayı başardım. Tabi burada benim payım çok; arkadaşlarım defalarca söylediler. Çocuk beni her gün dövüyor, ben de onu hala sevdiğimi söylüyordum. Bu sevgi falan olamaz Elvan, hastalık bu, yani hastalıklı bir tutku. Sanıyorum yıllardır kocaları tarafından öldürülen kadınlar salt bu zayıf iradesizliklerinden dolayı, öldürülüyorlar. İnsan hiç sevdiğine kıyar mı Elvan, söyle bana kıyar mı? Nasıl bir sevgi, nasıl bir akıl tutulmasıdır bu böyle?

Bunları yaşarken kuşkusuz sürekli annemi düşünüyorum. “Ne güçlü kadınmış o.” diyorum. Salt çocuklarına zeval gelmesin diye bir psikopat, bir seksomanyağın işkencelerine katlanmış.

-Elisabeth, aklıma bir şey geldi. Peki anneanneni hiç suçlamıyor musun bu olayda. İnsan nasıl fark etmez kızının kaybolduğunu, ya da nasıl şüphelenmez.

-Şüphelenmiş tabi. Anneannemin ısrarıyla polise kayıp bildirisinde bulunmuşlar, ancak babam anneme baskı yaparak, polise verilmek üzere bir pusula yazdırmış. Orada şunlar deniyormuş. “Ben kaçırılmadım. Kendi isteğimle bir erkek arkadaşımla yaşıyorum. Mutluyum. Beni aramayın.” Bundan sonra da polis aramayı durdurmuş.

Üstelik babam sıradan biri değildi. Üniversiteyi bitirmiş, bir Elektrik mühendisiydi kendisi. Yani şu kapitalist toplumun yetiştirdiği modern seksamanyaklardan. Ne var ki o, beyni saplantılarla dolu olanlardan. Yani savaş çıkaran, ormanları, denizleri zehirleyen, yakanlardan. Onların bunlardan ne farkı var Elvan, söyler misin bana. Parayla şereflerini, onurlarını, ülkelerini satanların bunlardan ne farkı var, de bana hadi? Düşünsene, yıllarca küçücük kızına tecavüz eden ve ondan dört çocuk yapan bir bir manyağa, 24 yıl ceza veriyor bu modern toplumun yasaları. Ve ben bunu içime sindiremiyorum arkadaşım. Aç bak günlük gazeteleri, her gün mutlaka bir ya da iki erkek veya kız çocuğu tecavüz edilerek öldürülüyor. Biz sadece basına yansıyanları görüyor, duyuyoruz. Çünkü yasaları kendileri yapıyorlar da ondan. Bir gün kendileri de o yasalardan yargılanırsa diye, içi boş paragraflarla, ağırlıklarını da koyarak çıkarıyorlar. Kılık kıyafetten beraat, saygılı oluşundan iyi hal indirimi vs. Çünkü egemen güç, ne erkek toplumu. Kadın ne yaparsa yapsın hep suçlu, hep hakız ve hepsi “orospu” oluyor.

Söylemeyi unuttum. Bizim bu olayımız ortaya çıktığında babamla ilgili bir araştırma yapıyorlar; ama kayıtlı hiçbir suçu yok adamın. Şaşırıyorlar. Ancak daha sonra yapılan yeni bir araştırmada, babam annemle, yani anneannemle evlenmeden 15 yıl önce bir çocuğa daha tecavüz etmiş. Ve nasıl yaptılarsa, o olayın kayıtlar tüm resmi mahkeme evraklarından silinmiş. Peki biz kime güveneceğiz şimdi Elvan. Hani bizim Devlet Babamız nerde, o herkese adalet dağıtan devlet, o kitaplar, Tevrat, İncil, Zebur, Kuran nerede?

Konuşurken Elisabeth’in yüzü kıpkırmızı olmuştu. Elvan bitkin bir vaziyette öylece taş gibi duruyordu karşısında. Damarları tamamen boşalmıştı sanki, ya da kanı donmuş, akmıyordu. Otururken söyledikleri biralarından tek bir yudum dahi içmemişlerdi henüz. Yaşamın acımasız sillesini yiyen iki kadın, heykel gibi öylece duruyorlardı. Yaşama karşı kinli, pimi çekilmiz birer bombayı andırıyorlardı…

Ali Özenç Çağlar

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın