Şiir

Ayın Şairi/ Nilüfer Uçar, şiirleriyle

şiirin kürkü

kuyudan öç alan rüzgârın işgüzarlığıydı

sorguladı yaşamın renk değişimini

sorgudaydı bakışları, gördüm / sırladım

yağmursuz bulut gibi bir ömür nihayet

gelip geçen

sustu / kalbinden vurulan ceren

gecenin hacmine sığdıramadı düşlerini

sıcak gülümsemenin gölgesi düşünce yastığına

sende taşınmaz aşk, bende kristal sabır

yürek deliye döndü fırtına vadisinde

kokungece’ye, sevincin gün’e kaldıysa

ruhla bedeni ayıran ayraç / suç hangi kitapta

öteki dediğin an bu an, heves kundaklı ninni

zaman / zaman aşkına film çeker

yapay zekasıyla

yaşamın etine dişlerini geçirip

girince zamanın damalı koluna

gözlerimin dalgası denizin kalbinde çarpar

bilir misin? dört mevsim yürek çözgüm

sanma ki ömrümde uzun şiirlerim var

şiirin kürkünde imgeler söküp alacağım

ömür denen her cümleye şiirler yazacağım

Nilüfer Uçar / 15 Şubat 2021

***

boşver

ertelenmiş onca iş varken / düşündüm

ucu olmayan sorunları / sarhoş ve sarsak

unuttuğum sen

yüreği su götüremeyen ben

elim şakağımı ısıtır / düşünceler soğuk

iki gözümle baktım geçtiğin yollara

tozu bile gizli bir rüzgâr

göremem artık

ben seni düşünürken

mıhlanan bakışlarım dönmez geri

hangi mevsim / ben durgunken

gün hangi saat varlığım sessizken

bilirim o yolun sonu çıkmaz

hesap tutmadığını bilsem de

yine toplar çıkarırım seni benden

ah desem / ağzım açılmaz

öyle pencerede dağların karına dolanırım

bilemezsin ki

yok bilemezsin içten üşüdüğümü

elim çeneme kaydı / öyle dalmışım

giderken ne bıraktın / aldığından

kapı bile açık

uzun düşündüm / kısa umutlandım

boşver dedim…

NİLÜFER  UÇAR

***

bırakırsan

geçtiğin kentlerin esrarengiz dokusuna kanar

kabahatine sırt veren berkit geceye dil döker

külünden debelenen köz olur, ahımda yanarsın

gidersen; pörsümüş yüzler suçunu akıtır

kutsal yüreğin derin kovuğuna

sefil ağlamanın yolu açılır çaresiz vedadan

bırakırsan; dilimin yalnızlığı su akıtır sabrıma

inancın pahalı zamanında kalır ağzım

masal olur irtifa kaybına uğrayan hafıza

bilirim ki bahçemin gülleri solar

bereketi kaçar sensiz gün ve ayların

bakarsın ki; iki çağ arasına sıkışan

küçük ömür hayal sahnesinde

tuz zamanı; âmâ dilin kesik damarı kan akıtır

sesini yitiren kuyunun çakma derinliğinde

çakıl taşın tırnaklarında umudu koparınca

gövdem soylu çocuklar doğurur

bırakırsan; külümden debelenen köz olur

ocağımda yanar, çiçekli rüyalara uyanırım

NİLÜFER  UÇAR “Nilüfer Mevsimi” kitabından

***

sessiz yürek

haykır sesini yitiren sessiz yürek

renksiz kopuşların yarası bu kırgınlık

pörsümüş korkuların derin akış suskunluğu

kabuk bağlayan dil yarasıymış meğer

bitkin zamanın sevda avuntusu

ah! yokluğuna yandığım silik anılar

kokun düştü ilkyaz akşamlarına

rüzgâr sessiz yoklar dar zamanın nefesiyle

içimin sıralı buz dağların can evini

kaygısız  ırmağın endamlı akışına vurgunum

namuslu dokunur yaşlı kayanın ak yüzüne

bak! iki yüzlü yürek oyunu bu kanama

kanma; kutsanmış günahların sınırsız haykırışlarına

takatsiz kalır, inleyen dağın ışıksız dudakları

yansın gelincik ateşinde çıplak yalnızlığın acısı

canı cehenneme kör karanlığın isyankâr çırpınışı

haykır kavruk yürek, şımarık özüne

bırak doğum sancısı çeken gecenin melankolik sesini

bırak nefesini yaralı yüreğin can evine

“Nilüfer Mevsimi” kitabından

***

çaresiz

döne döne gelen kasırgaları iyi tanırım

yıkımdır, alır göz nurunu

mahallenin köhne anılarına takılan çıplaklık

fısıldar sabır çatlağındaki yoksul erk’e

son çığlık toprağa düşmeden

çakıl taşların tırnaklarından kopardım

sorgül buğdayın töz özünü

göz göze geldik sorunlu yağmurla

o an yaralı yürekle uzandı kısır bulut

yanık et kokusu yan restorandın yengisiydi

çocuk ete, kedi ciğere yalpaladı

yabanıl nefes açlık  koktu, dumanın çenesinde

sefil bir ağlama kabardı içimin ötesinde

maskeli yıl sinik aktı mor tortusuyla

vahşi yaralar merhem aradı

yokluk çadırında

düşe kalka yol aldı çaresizlik, kime ne

külünde Anka olan oldu, kaldı çaresizlik

hasat devşiren rüzgârın epriyen kanatları

ince sızıyla eşeler torlak toprağı

küçük düşler terini akıtır yürek ayracına

nasır kanamalı eller çiçek dererken

***

“Nilüfer Mevsimi” kitabından

denge savaşı

su yüreğimin  örs’ü soluksuz direnir

bilinmeyen çetin bir savaşın içindeyim

içimin dağ keçisi sarp kayalıklarda dolanır

yüreğim endemik çiçek deryası olsa da

sessizlik perdesini çeken yamaçlar uysal

neresine dokunsam tenhalığın boyun büküş ü

bir ben miyim

silkinen maviliğe yer bulma telaşında kalan

deli ormanda bir kızıl geyiğim

pusuda avcı tetikte parmaklar

soyum / sopum bir mermilik atışta olsa da

yaşamda pay kapma umutlarındayım

ben; fırtına vadisinin yeğin rüzgârı Ma’ta

zelal içim, balıklar ant içer ruh denizimde

köprü kurulsa da iki  kaşım arasına

taşın yosun yanağında denge savaşındayım

varoluşun iç yüzünü dizgeleyen ellerim

urganı boynundaki evrenin ödünç varında

çalınmış yazgıların çığlığına duvar ören flu ayaz

cesur kapılara firari korkuyu ilikleme sevdasında

kırmızı bavuluma ne koyduysam o’dur ruh halim

su senfonisinin tınısında gönendiğim an’dayım

NİLÜFER  UÇAR

BU YAZILARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın