Öykü

Ayşe Baran Eren / Öykü

PEMBE, MAVİ VE TURUNCU

Kanatları iki elinde bembeyaz dikildi karşıma. Küçücük mutfağımı dev gibi cüssesi ile doldurdu. “ Hadi gel” dedi. “Seni çocukluğuna geri götüreceğim”. ‘Düş müsün sen şimdi, hadi git başımdan’ dedim. Yorgunluktan olur olmaz zamanlarda uyanıkken bile rüyalar görmeye başlamıştım. Kahkaha ile güldü, “gel istersen dokun bana” dedi. “Düş müyüm yoksa gerçek mi, kendi ellerinle dokun.”

Off bir çimdik atayım kendime. Hayır, atamam ki ellerim deterjanlı. Şu bulaşıklar da hiç bitmiyor. Daha odaları toparlayacağım. Akşama ne yemek yapacağım? Bakayım buzdolabında pişirebilecek neler var. Bu arada saat kaç oldu? Yine hayallere dalıp, uyuklamasam… Makinede çamaşırlar birazdan yıkanmış olur, kızım uyanmadan onların ütüsünü de halledeyim. Sonrasında oğlum kreşten döner, ama onun öğle yemeği hazır nasılsa.

Ne kadar çok bulaşık birikmiş, hiç bu kadar biriktirmezdik biz. Suyu da fazla sıcak yapmışım ellerim yanmaya başladı. Bembeyaz görüntü tekrar seslendi. “Hadi bir şans veriyorum sana, çocukluğuna geri döndüreceğim”. Hangi teknolojide gerçek olmuş ki zamanı geri almak, ben çocukluğuma dönebileyim. Tekrar kahkaha ile güldü. “Hala rüya gördüğünü sanıyorsun, değil mi? Bırak şu bulaşıkları başkası yıkasın.”

Evet, evet sanırım yorgunluktan sayıklamaya başladım. Annem kendimi çok yorduğumdan, sürekli herkesi ve her şeyi kontrol etmemden şikâyet ediyor. İki çocuktan sonra bana tekrar annelik yapıp, evimdeki düzenime karışmaya başladı. İşte yine annemin cümleleri… Bu hayal ve düş arasında gidip, gelmelerimde bile hep annem var.

O bembeyaz eliyle hafiften yanağıma dokunuyor. “Hadi bırak şu bulaşıkları. Fırsatın varken seni götüreyim. Sana çocuk olduğun günleri tekrardan vereyim.” Bu görüntünün kim olduğunu anlamaya çalışıyorum. Gözlerimi kocaman açıyorum bakıyorum, tanıyamıyorum. Sonra gözlerimi kısıyorum, daha dikkatli daha yakınından bakıyorum tanıyamıyorum. Gülüyor, “Hadi, hadi …”

Ellerime bakıyorum köpük içinde ve kızarmış. Ellerimi birbirine sürtüyorum yumuşamış nasırlarımı hissediyorum. “Hadi” diyor, “ellerini yıka böyle olmaz, yatak odasında kıyafetini hazırladım. Bu kıyafetlerle gidebileceğini düşünmüyorsun değil mi?” Üstüme bakıyorum eşofmanın bir paçası dizimde, diğeri terliğimin altında. Yine mutfak önlüğü takmamışım, tişörtüm köpük içinde kalmış. Zaten yakamda kızımın kusmuğu, silmeye fırsat bulamadan mutfağa bulaşıklara koştum yine. “Hadi diyor “kıyafetlerini çıkar, giyeceğin elbiseyi yatağının üzerine bıraktım. Ama o saçlarını da aç böyle topuz saçlarda dönemezsin.”

Ellerimdeki köpükleri temizliyorum. Uzun uzun çeşmeden akan suya, kızaran ellerime, parmaklarımın şeklini ilk defa görüyormuş öyle dikkatle bakıyorum. Su aktıkça bakıyorum, suyun sesine kaptırıyorum kendimi… Gülüyor, “tamam artık yeter bu kadar. Hadi giy elbiseni.”

Ellerime bakıyorum tertemiz. Ama üstüm başım, evet… Hiç cevap vermeden ayaklarımı sürükleyerek çıkıyorum mutfaktan. Holde duvara tutunarak yürüyorum, ilk önce salonun kapısını buluyorum. Tam kapıyı açacağım, girip dağınıklıkları toplamam gerekiyor. Şöyle bir tutuyorum menteşeyi, kapıyı açacağım. Ama vaz geçiyorum. Holün duvarına sırtımı iyice yaslayıp, yönümü yatak odasına çeviriyorum. Mutfağın kapısından başını uzatmış gülüyor, “seni burada bekliyorum, giyinince yanına geleceğim.”

Hiç cevap vermiyorum, sürükleyerek yürüdüğüm ayaklarımla birkaç adım atıyorum. Banyonun kapısına yaklaşıyorum. Bu defa gördüğüm rüya çok uzun sürdü. ‘Banyoya girip yüzümü yıkayayım, açılırım’ diyorum. Vaz geçiyorum yüzümü yıkamaktan en güzeli önce ılık ve sonrasında soğuk bir duş. Anca böyle toparlarım kendimi. Hafta sonu gelse eşim de evde olacak ve daha çok yardımı olur bana ama hafta sonuna kadar biraz sıkmalıyım dişimi…

Ellerimle alnıma, yanaklarıma dokunuyorum, ateşimi ölçmeye çalışıyorum. Bir şeyim yok. Sadece uykusuzum. O an ‘keşke annemin bizde kalmasına izin verseydim’ diyorum. Ah annem; dışarıdan bu kadar müdahale ediyor. Bir bizimle bu evde yaşarsa ooo… Yok yok, ben kendim hal ederim. Elbette her şeyi bir yoluna koyarım. Bu günler de bir süreç. Kızım; bebeğim biraz daha büyüsün uykusu nasılsa düzene girecek. Eee oğlum da büyüyor. Seneye ilkokula başlayacak. Bana ve bakıcıya daha az ihtiyacı olacak.

Arkadan tekrardan bir ses yine gülüyor. “Yeter bu kadar dinlendiğin hadi iki adım daha at yatak odasındasın. Yatağın üzerinde elbisen hazır ve ben seni burada bekliyorum” diyor.

Dudaklarım kapalı, başımı eğiyorum. İlk önce birinci adımı atıyorum, sonra ikinci, sonra üç, dört, beş… Kendimi yatak odasında buluyorum. Yatağımın ayakucunda öylece duruyorum. Ellerimle yatak örtüsünü kontrol ediyorum. Saten örtü ellerimin altında ipek gibi kayıyor. Dokunmak hoşuma gidiyor. İlk kez denize gittiğimde suya dokunduğum günü anımsıyorum. Diğer elimi yatak örtüsünün üstünde biraz daha ileri atıyorum. Kulaç atar gibi hareketler yapıyorum. Sonra onu görüyorum, yatağın üzerinde minicik bir elbise; pembe, mavi, turuncu renklerde. Gülüyorum ‘bu bana olmaz ki’ diyorum. Gülüyor, mutfaktan bana seslendiğini duyuyorum. “Denemedin ki nerden bileceksin” diyor. Elbiseyi iki elimle tutuyorum, boy aynasının karşısına geçiyorum. Önce üzerimde tutup, şöyle bir bakayım istiyorum. Tekrar sesleniyor, “denemeden göremezsin, hele bir dene ne kaybedeceksin!” Gülümsüyorum, üstelik de en sevdiğim renkler tek bir elbisede; pembe, mavi, turuncu. Yavaş hareketlerle elbiseyi ellerimle tekrardan ölçüyorum giyer gibi yapıyorum. Ben dokundukça elbise vücudumun şeklini alıyor. Bu, beni daha da heveslendiriyor. Ellerimle kumaşları çekiştirerek yaka, kol ve eteklerimi düzeltiyorum.

O elbise üzerimde artık! Aynanın karşısına geçmeden, tekrar yukarıdan aşağıya bakıyorum kendime. Eteklerimde pembe tüller, pamuk şeker görünümünde. Bir parça koparsam sanki yenilebilir. Bluzuma bakıyorum mavi. Küçükken üzerimden geçen uçakları yakalamak için koştuğum ve ben koştukça onların daha da yükseklere uçtuğu gökyüzü gibi mavi. Saçlarımdaki bukleleri düzeltmek isterken elim yakama dokunuyor. Yakam turuncu, çocukluğumdaki horoz şekerlerimin renginde. O kadar tatlı…

Aynanın karşısına geçiyorum saçlarıma son bir kez daha dokunup, dalgalandıracağım. Ensemden bir öpücük, “sevgilim geldiğimi duymadın, bu kadar yorma kendini…”

Ağustos 2015

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın