Sinema

Benim Kadrajımdan Sinema/ Aytül Örcün Laçin

Sinema izlemek, deniz kenarında piyano resitali dinlemek gibidir. Kıyıya vuran dalganın sesini duyar, ılık rüzgarı kollarınızda hissedersiniz. Çoğu zaman iyiyi tercih etseniz de, bazen de haksızlığa uğramışlığın isyanıyla karanlığa kapılan, kötü karakteri seçersiniz. Artık oturduğunuz yerden, ama onun gözlerinden seyredersiniz filmi. Bir de, içinde kendinizden bulduklarınız fazlaysa, bir sinema biletine, bir de eşantiyon kazanmışsınızdır. Ortalama bir buçuk saat sürecek olan, duygu kokteyline hazırsınız

Yeni bir yıla giriyor oluşumuz dolayısıyla bu ay bir film incelemesi yazmayacağım. Biraz yıl sonu değerlendirmesi, biraz içimden geldiği gibi, biraz da sinemadan bahsedeceğim. Şimdiye dek yazdığım film, dizi incelemelerinin hepsinde hem filmi tanıtmayı, hem de kendi duygularımı aktarmayı hedefledim. Çok film izleyen biri olmama rağmen, sadece, -bir şekilde- etkilendiğim filmleri yazıyorum. Herkesin karakteri kendine has olduğu için beğeniler de farklı. Aksiyon adı altında sunulan bir çok film, gereksiz uzatılmış harala gürele sahnelerle; izlemediğin bir futbol karşılaşmasının gürültüsüne maruz kalmak gibi geliyor bana. Ama, unutamadığım filmlerden olan Yüzüklerin Efendisi’nde de böyle sahneler olmasına rağmen, tam ayarında sunulmuştu seyirciye. Hobbit diyarı Shire’de geçen, muhteşem manzara görüntülerinde, huzurun romantik hazzını alıyorsunuz. Sanırım filmi izleyip de, kendini büyücü Gandalf’ın babacan ve koruyucu kollarında hissetmeyen azdır. 11 dalda Oscar almış, 2001 yılında beyaz perdeye taşınmış olan bu fantastik film, benden de bir Oscar aldı. O halde etkilendiğim filmlerle devam edelim. Yalnız, Yüzüklerin Efendisi için şunu da söylemeliyim ki; sinemada ilk izlediğimde, üç boyutlu izlemiş olmam da ayrı bir lezzet katmıştı. Hele ki atların koştuğu sahneyi hiç unutmam. Koltukta sağıma soluma dönmüştüm gayri ihtiyari :))

Aksiyon derken, birden en sevdiğim olan, fantastiğe geçiverdim nasıl olduysa. Öyleyse, defalarca izlediğim Avatar’a söz sırası gelmiş demektir. Bu noktada çok derinlerimde hissederek yazdığım bir yazımdan yapacağım alıntı, sanırım film hakkında fikir verecektir:  “Düşümde, Pandora köyünün yerlisi bir Avatar olup, saçlarımdan ‘Eywa(kutsal ağaç) ‘ya bağlanmak ve sesini duymak istiyorum. Hayallerimin içinde kaybolmak değil, en sıradanından mucizeleri hayata taşımak istiyorum.” Evrendeki tüm ruhların görünmez iplerle birbirine bağlı olduğunun, film perdesinde görülebilir hale gelişiydi adeta Eywa’nın geçtiği bölümler. 2009 yapımı bu film, macera olarak da nitelenmekle birlikte, daha çok bilim kurgu yanıyla ön plana çıkan, sevginin özüne, özünüze yaklaştıran şahane yapımlar arasında. Mucizelerin hayata taşınabileceğini hissettiren bu kült film, en sevdiklerim arasında yer alıyor. 

Bu arada madem ki konumuz sinema, bir filmi sinemada izlemenin ayrıcalığına değinmemek olmaz. En başta, deniz kenarında piyano resitali dinlemeye benzetmiştim ya hani sinemayı, dış uyaranlardan sıyrılıp, filmin içine girebilme, an’a ve yaşanana odaklanabilme güzelliği bu noktada ortaya çıkıyor. Evde ailecek, ya da sevdiklerinizle izlemenin tadı ayrı olsa da, ben, filmi tek başına ve sinemada izlemeyi sevenlerdenim. Hatta sinemada veya evde izlenecek film kategorim bile var 😉 Ses ve görüntü efektleriyle daha bir güçlendirilmiş kaliteli yapımların düşsel gerçekliğinde geçecek olan süre, bir süreliğine zihninizdeki sesleri susturuyor. Penceresi dahi olmayan, o kapalı ve karanlık salonda geçirdiğiniz saatlerde, duygudan duyguya geçişlerle bir nevi kokteyl tadı alıyorsunuz. Tabii bazen ilk yarıda çıkasınız geldiği de olabilir. O kadar çatlak da olsun artık 🙂

Aslında bu ay için seçtiğim bir film vardı. Ama son anda yazıyı akışına bırakmayı seçtim. Tanıtmak istediğim film; 3 İdiots, yani 3 Aptal filmiydi. Bolywood tarzı filmin baş rolünde PK filmiyle tanıyıp, çok sevdiğim Aamir Khan bulunuyor. Hatta sıralamaya devam edersek, PK benim için 3 Aptal’ın bir tık önünde yer alır diyebilirim. Hint yapımı bu filmler de, duygu harmanının rengarenk süslenmiş bir bardakta, en keyif veren iksirli sunumlarından bana kalırsa. 3 Aptal’da içinden geldiğince ve doğru bildiğin gibi davranmanın tek sınırının, sevgi çerçevesinin dışına çıkmamak olduğunu duyumsuyorsunuz. Erdemler geliştirmenin, egonun hükmedici çığlığı olan güç savaşlarına karşı bir özgürlük kalkanı olduğunun altı çiziliyor filmde. Tutkularının peşinden gidilen bir hayatın var ettiği anlamların keşfi için, kesinlikle izlenmeli dediğim filmlerden biri oldu. Aynı oyuncunun 2014 yapımı olan PK filmi de, izlememiş olanlar için öneri listemin başlarındaki yerini koruyor. Başka bir galaksiden gelen Peekay’ın; gerçek Tanrı’yı aramasını konu edinen film, dinlere farklı açılardan bakabilmenin yolunu açıyor. Aamir Khan, kendisine daha bir sempati duymanıza sebep olan masumiyet duygusunu seyirciye aktarışıyla hayranlık uyandırıyor. Gizem, felsefe, aşk, dans, hepsini bir arada bulmanın mümkün olduğu harika filmler arasında yer alıyor PK.

Bu yazı, Aytüllist olması sebebiyle, bilim kurgu ve fantastik içerikli oldu tabii ki 🙂 Bu noktada bir dizi önerisinde bulunacağım. Benim gibi gizem severler için, Göbeklitepe’yi konu alan, geçtiğimiz günlerde ilk üç bölümü yayınlanan Atiye isimli dizi filmden bahsetmeden geçmeyeyim. Beren Saat ve Mehmet Günsür’ün başrolde olduğu dizi, Netflixs’te yayınlansa da, internetten izleyebilirsiniz. Biraz da arkeolojiye ve yeni keşfedilen dünya gerçeklerine ilgiliyseniz kaçırılmayacak cinsten. Diziyi izledikten sonra Göbeklitepe turlarını araştırırken bulabilirsiniz kendinizi. Benden söylemesi 😉 Biraz gerilim hissi veriyor olsa da, kesinlikle korkutucu değil. Korku filmleriyle hiç bir zaman barışamadığımdan, o konulara hiç girmiyorum zaten 🙂 

Bahsettiğim filmler dışında, Leonardo DiCaprio’nun Başlangıç adlı filmi, favorilerimin en tepesinde duruyor. Uzmanlık alanı, zihnin en karanlık ve savunmasız olduğu rüya görme anında, bilinçaltının derinliklerinde değerli sırları çekip çıkarmak ve onları çalmak olan yetenekli bir rüya kurgulayıcısı ve hırsızını konu alıyor. Özellikle son yıllarda ilgi ve araştırma alanıma giren rüyaları işleyişi, beni ayrıca cezbeden yanı bu filmin. Son olarak mutlaka izlenmeli dediğim, son ana kadar merak duygunuzu canlı tutan Oyun isimli filmi önereceğim. En sevdiklerimi sona sakladım:) Michael Douglas’ın enfes oyunculuğuyla daha da lezzetlenen bu filmi hala izlemediyseniz, akıl almaz bir oyunun içinde yer almaya hazır olun.

Sinema sektörü, eskimeyen ve yeni vizyona giren filmleriyle, duygu ve düşüncelerinizin en diplerine yolculuk etmenize katkı sunuyor. Bu büyülü dünya, sanatın en kolay ulaşılan dallarından biri oluşuyla daha yakın hissettiriyor belki de. Tanrının sanatı olan olan doğayla, temas halinde oluşumuzu, hak ettiği mertebede muhafaza ediyorum tabii ki 🙂 Yeni yılın; içimizdeki gölge yanlarımızla, bilinçli ya da bilinçsizce maskelediğimiz yönlerimizle yüzleşip kabule geçtiğimiz, içimizdeki öz benliğimizle buluştuğumuz bir yıl olmasını diliyorum. Sinema ve sanat; her haliyle yaşamlarımızı güzelleştirmeye, anlamlarla var olan en değerli armağanımız hayata, katkı olsun. Aşkla…

Aytülist

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın