Öykü

Bir Öykü İle Vahit İşyar

DUVAKSIZ KALDI SENSİZ MUTLULUKLAR

Yıl 1975. Ortaokulu bitirmiştim. Bir yandan arkadaşlarımdan ve öğretmenlerimden ayrılmanın üzüntüsü bir yandan sene boyu biriktirdiğim harçlıklarla aldığım kitaplarla buluşmanın sevincini yaşıyordum. Okul zamanı kitap okuduğumda derslerden kopup ” kulak misafiri ” bile olamıyordum. Herzamanki gibi büyük kaysı ağacının altına hasır atmış kovuğuna birkaç  döşek yaslamış kitap okuyordum…Kendimden geçmiştim…Baska bir dünyada yaşıyordum…

Babam bana birkaç defa seslenmiş, ama duymamıştım Yanıma geldi

“Feleksiz artık babanı duymuyorsun.” dedi.

Ayağa kalķtım.

– Efendim babacığım, dedim.

-Rahat ol oğlum dedi.Ve ekledi.

-Üstüne hafif birşeyler giyin seninle bir yerlere gidelim.

” nereye ” diye sormadan ,

Her zamanki o muhteşem tebbesümüyle ,

-Baba oğul çapkınlık yapalım dedi…

Kızdırdığımı ve yüzündeki sivilcelerin arttığını hissettim…

Ben yeni diktirdiğim lacivert kısa pantolonunun üstüne beyaz hafif bir tişört giyindim… Ayağıma beyaz sandaletimi geçirdim…Babam, kağıt kebap  yaptırmıştı. Annemin önceden temizleyerek hazırladığı sebze ve meyveleri buzdolabından çıkardı.. .Minibüse atladık.Harbiye nin iki tarafı çınar ağaçlarıyla kaplı yolundan geçerken duyduğum mutluluğu anlatmam imkansız. (Bütun o çınarlar kesildi. ) Antakya’ya vardik. Oradan Samandağ minubuslerin olduğu yere geldik… Ve Samadağ Muhtesem bir güneş ve masmavi hatta lacivert bir deniz…Uzaktan gördüğüm ve yakından yazamadığım bir şiir. Babamın tanıdığı bir gazinoya (Restaurant) girdik…Her zaman ailece  oturdugumuz masaya yöneldi.Camdan Hızır (hıdır) türbesi kumsal ve deniz çok net görünüyordu.Türbe ve sahil çok kalabalıktı… Babam yarim saat kaybolmuştu, ben denize odaklanmıştım.Yine onun sesiyle düşlerimden uyandım. Serevanttan aldığı servis tabağına sebzeleri boşalttı. Gorsona meyveleri dolaba almasını söyledi.Iki dilim karpuz beyaz peynir, rakı bana da ayran söyledi. Oysa canım renkli gazoz (kola) istiyordu. Olsun, babalar hep en doğrusunu yapar.

Kağıt kebapları açtı, hala sıcak ve mis gibi kokuyordu…Ayranımı uzattı. Kendi dublesini 

hazırlamaya başladı…Hem de bir sanatçı edasıyla…(Ağzımın suyu aktı)…

…meyvalarda geldi…Babam rakı içmiyordu , sanat yapıyordu adeta.Onun gibi rakı içen çok az kişi tanıdım.

•••

Dalgaların kumsala vurduğu yerde yürüyoruz…Dalgalar hafiften çıplak ayaklarımızı gıdıklıyordu…Güneşin batmasına daha var.Kendini tenimizde hissettiriyordu.Sahil cok kalabalık.Insanlar neşeli. Ya çocuklar…Yüzlerce öykü gizli , saklı yüzlerde…Hangisini cımbızlarsam diye düşünürken, bir yaygara koptu az öteden.İnsanların vahşilesmiş  duyguları bir kavgaya yansıyordu… Insanlığın kıyısına vuran ziftleri temizlemek zor olacaktı anlaşılan… Kalabalığı arkamızda bırakalı epey olmuştu. Babamla yürüyorduk. Babamin ters tarafımdaki koltuğunun altına elini uzatıp beni kavradığını anladığımda, havaya çoktan uçmuştum…Yere dümdüz indim …Babam güldü.Ilk defa gülerken dişlerini gösteriyordu…

Yanıma yaklaştı elimi tuttu…Giderek sertleşen bir kuvvetle sıkıyordu, ben karşılık verdim.Bende sıktım.Yine güldü. Muhteşem ve çok içtendi gülüşeri…

Asi nehrinin denize karıştığı yere vardık.Annenin çocuğuna kavuşması gibiydi ,

kaybolan zaman.Motor sesleri balıkçılar dönüyordu. Güneş evine sığmıyordu.Yavas yavaş boynunu büküyordu gün, teslim olmak istemiyordu karanlığa. Benim için her ikiside güzeldi.Yasamak en güzeldi. Babam batmakta olan güneşi işaret ederek:

-Görüyormusun baba  dedi. -Bana hep baba diye seslenirdi.- Babasız büyümüş ve baba demeye hasretti.Bense babamla yanyanaydim…Ve mutluydum.

-Görüyorum baba.

-Peki okuyormusun

-Neyi baba?

Güneş sulara gömülmek üzereydi.

-Şu gördüklerini… Kitap okumak güzeldir. Ben de her gün yatmadan okurum. Sadece kitap okumaktan ibaret değildir, hayat…. Gördüklerini yaşadıklarını ve yaşananları okudukça  sevginin varlığını ve güzelliklerini içinde saklı kötülüklerin dışa vurumunu izledikçe, sakın korkma.

Az önce yaşananların seni ürküttügünü gördüm.Kan görmek güzel değildir. Bir de savaşları düşün; bir hiç uğruna ölen insanları, yetim kalan çocukları birçare anaları düşün. Bunlara sebep olanları, açlıktan ölenleri düşün.Yaşamın gerçeklerini ancak yaşarsan kavrarsın. O yüzden çok oku!

Elektirik direklerinin lambalarının  aydınlattığı yere vardığımızda yüzünü bana döndü. Elleriyle kaşlarımı düzeltti. Hep bunu yapardı.Ve tarifsiz bir mutluluk yaşardım. Simdiye kadar o anlar yenidenı yaşar gibi olurum. Benim canım babam

•••

Dönmüştük.

Babam iş yerine yöneldi. İs yerinin önündeki uzun çardağın üstündeki asma ağacının yapraklarının gölgeleri zemindeki betona yansıyordu.Sanki ay değil güneş vardı. Kapıyı açtı içerisi mis gibi kokuyordu. İşyeri yıkanmış herşey yerli yerindeydi. Mukemmeldi.. Icerdeki büfeye yöneldi. Kendi masasının altındaki terliği çıkarıp ayakkabısıyla değiştirdi ve:

-Şöyle yukarı doğru bir tur atalım dedi.

-Olur baba dedim.

Gece tam kıvamındaydı. Eli omzumdaydı…

Döver in çıkış yoluna vardığımızda,

-Biliyorsun oğlum dedi. Ben hiç  ” baba” demedim. Sen benim babamsın .. Bana sarıldı. Başı omzumda  bir küçük ıslaklık hissetim.Bir damla yaş… Acılarla mutluluğun ilk defa  bu kadar iç içe olduğunu gördüm. Gece ve gündüz gibiydi… Babam ve ögretmen amcam gibi kardeşti acı ve mutluluk… Eli omzunda, ben de elimle onun belini sardım… Döver yoluna doğru  yürüdük. Tam vardığımızda o nefis esintilerin muhteşem oksijenlerini içimize çektik. Kaçak toprak , taştan bir yol.Bir tarafımız dağ , diğer tarafımız şelalerin olduğu vadinin uçurumu. Lambalar yoktu… Yürüdük durduk.

-Göruyormusun dedi.

Ay vadiye yansımamıştı daha.

-Görmüyorum. Ama vadinin her tarafını biliyorum.

-Ben karanlıklarıda okumanı isterim. Karanlığı okursan yürüyeceğin yollarda tökezlemezsin…

Gideceğin yolu daha kolay bulursun.Sen sana yetersin. Geriye dönüyorduk. Ben düşünüyordum… Babamı herkes lakabıyla tanırdı. ‘Kalender’ di lakabı. Büyükle büyük; küçükle küçük olan, çoğu kişiye göre müthiş bir esnaftı  Kahvenin kahve olduğu zamanlar onun zamanıydı. Kahveyi toprak güveçte (kiremit) tam kıvamında kavururdu. Kokusu mahalleyi sarardı. Soğuması için  gazetelerin üzerine sererdi.Soğuyunca sarı el makinalarıyla çekerdi.Havanda dövdüğüne çocukluğumda şahit olmuştum. O benliğimde gerçek bir insandı. O benim en güzel Arkadaşımdı. Öğretmenimdi, en önemlisi Babamdı…

Şimdi ben de çocuklarıma “baba” diyorum.

-Kalender babam gel artık.

Hep eksik kaldı bir tarafım.

Boş ; çaresiz ve hüzün.

Ve bir tutam umut var avuçlarımda

O da aydın yüzün.

Bir gün bu güneş gibi batacağım  demiştin ya.

Battın.

Hep böyle kalsın güleç yüzün , demiştin.

Kaldı.

Artık sensiz yürüyorum karanlıklarda.

Tekbaşıma ve korkusuz.

Ama

duvaksz kaldı sesiz mutluluklar. 

-Sen gelmesen ben geleceğım.

Vahit Isyar 21-08-2020

BU YAZILARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın