tiyatro

Bir Tiyatro Yazısı Daha/ Havva Ağral

UMUT IŞIĞI OLAMAYAN SANAT

Umutsuzluk en çok halkın, ekonomik anlamda çaresiz kaldığı anlarda, savaşlarda, siyasi yapıların fazlasıyla yasakçı olduğu ortamlarda baş gösterir. Belki bir o kadar isyan, yine böylesi zaman ve zeminlerde mümkün olmaktadır. Dünyanın en önemli sanatsal eserleri, çatışmaların, devrimlerin ülkelerinde icra edilmiştir ki bu bir tesadüf değildir. En derin acıların yaşandığı yerlerde, en derin çığlıkların kompası zaten beklenen bir durumdur. Kopmuyorsa kıyamet ve sesler duyulmuyorsa, o insanlarda bir sorun var demektir. Yılmış, yenilmiş insanlar belki bir kitlenin dilsizliği yaşanıyorsa da, sanat duygusunun bireyde başladığı gerçeğini öteleyemeyiz. Her ne kadar tiyatro bir ekip ve kompleks  yapılar gerektirse de, metin yazarlığı isyanın duygusunu, başkaldırı ve adalet duygusunu arayıp, tetiklenen insanda vücut bulabilir. Bu demek değildir ki; sanat sadece isyan, sadece başkaldırı, sadece savaşın, acının bir yansımasıdır. Güldürmekte, düşündürmekte, tetikleyici ve ilham verici olmakta, sanatın kullandığı araçlardan bir kaçıdır.

   Sanat bir duygunun, kendi enstrümanlarını sonsuz bir kombinasyonla defalarca işlediği sonsuz bir özgürlük alanı olarak heyecan ve kavrayıcı etki yarattığı oranda sanat olarak görülebilir. Tiyatronun enstrümanları, başta insan olmak üzere, dekor, sazlar, ışık, ses taklitleri, doğadan nesneler, doğada görülmemiş başka nesne ve görsel araçlar vs. Bu enstrümanlar anlatımı güçlendirmenin araçlarıdır. Sanatta hayatın bir enstrümanıdır. Onu nasıl kullandığımız, sanatçıların vicdani, ahlaki duyarlılığına göre değişecektir. Peki ya umut, sanat duygusu umuda ne katar?

   Fütürist sanatın başlangıcı Marinetti “ Kendimizi umutsuzluğa değil, bilinmeyene verelim; Absürdün derin kuyularını tekrar dolduralım!”diyerek fütürist manifestoyu başlatır.

  Sanatın dönüştürücü etkisi yadsınmaz. Bu anlamda sanatsal akımların, dönemsel çıkış noktaları olduğunu görmemiz gerekiyor.Bir isyan, bir hareket, bir dönüşüm içerecek bu akımlar sanatçıların dünyalarını zenginleştirdiği gibi, sanatın alımayıcısı olan sanatsever insana da çok şeyler katacaktır. Peki ya günümüz, günümüzde ortaya çıkan sanat adına ortaya koyulmuş yaygın eserler, onlar umut vaat eder mi? Umut adına bir şeyleri taşır mı? Günümüzde gerçek sanat adına yapılan şeyler, imkanlar dolayısıyla  yaygın olmayan, belli bir alıcı kitlesi ile sınırlandırılmış icraatlar olarak karşımıza çıkıyor. Ancak bu da belli bir dönemdir diye düşünüyorum. Çünkü sanat duygusu ölümsüz bir alanda, insana hitabını hiç bitirmeyecek. Bu hitap belki yüzlerce yıl bir seda olarak insanlığın arasında dolaşımına devam edecek. Bu anlamda,  koşullar, alılmayıcı kitlenin azlığı, sadece aldatıcı bir sonuçtur. Nitekim geçtiğimiz yıllarda, Adana’da tiyatro izleyici sayısı, binlerle tarif ediliyordu. Sanatta alıcı olan kitle her zaman umut vaat eder. Bu karşılıklı bir umut alış verişi gibidir. Sanatçı alıcı kitleye sözünü söylemek ister. Alıcı da o sözlerden yaşamına bir şeyler almak ister. Hayatına anlam katmak her ölümlü insanın, tüm varlığını ve insani var oluşunu daim kılmanın yolunu bilimde ve sanatta aramasından geçiyor. Yaşamdaki etik var oluş, yaşamda ki mutlu var oluş, umutlu var oluş için olumlu bir alıcı olmak kaçınılmaz gerçeğimizdir. Ve savaşlarda, salgın dönemlerinde, devrim dönemlerinde sanat dahiyane bir üretim ile karşımıza çıkıyor. Bu tesadüfen olmuyor. Yaşamda umut arayışının hitabı, üretkenliği sanata da yansıyor. Sanatçıdan halka, halktan sanata bir yansıma her zaman olacaktır.

     Günümüzde yaygın görsel sunumlar arasında herkesin tıka basa dolduğu bu tv dizilerine de değinmek istiyorum. Kadınların aşağılandığı, şiddet gördüğü, erkeklerin mafya olduğu, silahların çekildiği diziler insanlara umut olabilir mi? Tiyatro da konuların işleyişi bakımından, daha insanı anlamaya odaklı olan diyalektik, analiz bir sistem kullanılıyor iken, dizilerde daha çok sınıf atlama, şiddetin makul görüntüsü gibi çarpık bir işleyiş halka sunulmaktadır. Mafya ilişkisi, sözde devlet adına işlenen yığınla cinayetin meşru görüntüsü halka boca edilirken, ne kanun, ne adalet,ne nizam ne de insan, hiçbir  varlığın ve de duygunun, orada umut ışığı olabilecek bir ışıltı bulması mümkün olmayacaktır. İnsanlara kendi çatışkılarını, kendi varoluşunu sorgulatacak sanat kollarının arasında diziler ve televizyon kültürü maalesef yoktur. Televizyon insanların bellek, ahlak, kavrayış, dürüstlük, samimiyet, varlığın, dirliğin,huzurun insani olan pek çok şeyin çarpık görüntülerini vermeye çalışıyor. Aşklar romantik komedi, ya da mafya ağı içinde bir yerlerde sunulmasa olmaz mı? Aşktan başka konu yok mu? Örneğin Brecht mafya ilişkilerini karikatürize ederken, insanlığın çılgınca sömürüldüğü gerçeğini de olanca çıplaklığı ile ortaya dökmektedir. Bir bilim adamının yaşam öyküsü, Brceht’in kaleminde farklı bir boyut kazanır. Ya da Baal üçlemesinde burjuvazi sınıfının, zenginliğin aslında kim ya da ne olduğunu ortaya koyması açısından ironi ile gösterilmiştir. Beckett Godo’yu beklerken oyununda halkın hep bir kurtarıcı bekleyişini eleştirmiştir. İbsen’in Nora bebek evi bir kadının zamanla ve yaşadıkça, kendi gerçeği ile yüzleşmek durumda kalışını ortaya dökerken de odağı insan ve insana söylenecek yığınla söz olduğu ilkeselliğinden hareketle bu oyunu çıkarmıştır. Hedda Gabler ise zıttı bir durumda yüzleşemeyen bir karşıt olarak karşımıza çıkıyor. Çehov aristokrasinin basiretsizliğini ve yetersizliğinin son perdesini, yani son zamanlarını ifşa ederken, bir iz düşüm olarak, günümüz Türkiye aydın karakterinin görüntü de bir benzerliğini olduğunu hep düşünmüşümdür. Goethe ruhunu satmış, karanlık ve önemli görünen simalara çıplak bir ışık tutup onları oldukları gibi göstermeyi başarır. Savaşların kirliliği, Brecht ; Cesaret ana ve çocukları oyunundaki kadın karakter, savaşlarda kaybedilen asıl şeyin, onur duygusu olduğu gerçeğini anlatamaya uğraşıyor.

     Dünya bir sahne diyor Shakespeare. Söylenecek çok söz, evrilecek pek çok durum, varılacak pek çok nokta, eleştirilecek pek çok karakter, insan denilen bu karmaşık yapıya hitap edecek pek çok veri, insanlık ve umut adına geri dönüşü muhakkak olacaktır.                    

                                       HAVVA AĞRAL

***

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın