Edebiyat

Deneme/ Ali Özenç Çağlar

Herkes Kendini Okursa /

Okuma özürlü olan insanlar, eğer şair ve yazarsa, mutlaka yazma kabızlığı da çekerler. Üretemezler. Daha doğrusu nitelikli ürün üretemezler. Çünkü biz beynimizi yeni bilgilerle dolduramaz, onu -okuyarak- takviye edemezsek, beyin hangi bilgilerin sentezini çıkarıp size güzel cümleler, ilginç konular, düzeyli projeler üretmenize yardımcı olabilir ki? Benim ölçülerime göre, -işi ne olursa olsun- bir insan, en az ayda iki, ya da üç kitap okuyabilmelidir. Ama önce birey okumanın önemini kavrayabilmeli ve onu, -zaman sınırlaması olmaksızın- belli bir disiplin içinde öne çıkarmasını da sağlayabilmelidir. Biliyorum, buna herkesin bir çok bahanesi olabilir; zaten en kolayı da bahane uydurmak değil midir? Oysa bizi toplumda insan yapan, saygın, sözü dinlenilir insan yapan, sadece ve sadece bildiklerimizdir. Bireyin kişisel donanımı, her şeyin üstündedir, bunu unutmamalıyız.

Facebook’ta yazı yazan, -şiir, deneme, öykü, roman vs- çok arkadaşımız var. Ve bu kesimden, çeşitli edebiyat dergilerine, bülten ve internet sitelerine yazı gönderenler, kitaplarını bastırmış olanlar da var tabi. -Sözüm, kendini yazmaya adayanlara değil kuşkusuz- Ancak günlerce sabırla o dergilerin çıkmasını bekleyen arkadaşlarımız, ne yazık ki, -dergi, site, bülten, her neyse.- yayınlar eline ulaştığında, veya blog’larda çıktığında, ilk işleri kendi yazılarını okumaktır. Tamam, buraya kadar her şey güzel. Ancak, yazısını okuduktan ve sevinciyle tatmin olduktan sonra, %85’i bir daha o sayfalara dönmemektedir. Sakın, kimse benim çok abarttığımı düşünmesin.

Şimdi burada bir ‘değersizleştirme’ vardır da, nedir değersiz kılınan şey. Onun kendi yazısı mı, yazılanların içindeki bilgi öbekleri mi, yoksa edebiyata olan saygı, sevgi mi? Değersiz olan nedir burada. Şu ifadede bir gerçek gizlidir oysa, o da, zaten böyle yapan biri,  %85’inin yazdıklarını da, diğer %85’in okumadığıdır. Bu çıkarsamaya bir itirazı olan var mı? O zaman hemen kendinden başlasın lütfen. Eh, siz diğer, dergilerde, bültende, sitede, Bolg’ta yazan arkadaşların yazılarını okumaz, sadece kendi yazdığınızı okursanız, -ki öyle oluyor- peki, onlar sizin yazınızı niye okusun ki?

Bir gün, iki, üç kitabı çıkan bir arkadaşa sormuştum: “Şu an hangi şairi okuyorsunuz?” diye. “Yok hocam, ben okumam. dedi, Çünkü o zaman etkilenirim. Fakat ben okumadığımda, kendi tarzımla yazıyorum.” diye de böbürlenmişti biraz da. “Senin tarzın nedir be kardeşim” demedim artık, ayıp olur diye. Yine, 8-10 kitabı olan bir başka yazar arkadaşım da, “Vallahi ben de hayatımda bir şiir kitabını, baştan sona hiç okumadım.” demişti.

İşte, gerçek bu. Okumayan, öğrenmek için çaba harcamayan hiçbir insan asla nitelikli ürünler veremez. Çünkü beynimiz bilgiyi kendi üretmez, ona bir yerlerden sağlanması gerekiyor o malzemenin. İster okuyarak, araştırmalarını çoğaltarak, ister devamlı eğitim ve öğrenim için kendimize olanak sağlayarak, seyahat ederek; vs. vs. hangine imkanımız, ekonomik gücümüz elverirse…

***

BU YAZILARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın