Edebiyat

Deneme: Münire Bozdemir

Hikâyelerin Yaşamı

Geçenlerde daha önce hiç duymadığım Long Now isimli bir vakfın düzenlemiş olduğu seminerler serisine rastladım internette. “Uzun Vadeli Düşünme” [1] başlığı altında yapay zekânın etik kullanımı, iklim değişikliği, başka gezegenlerde yaşam ihtimali, insanlara ve çevreye daha duyarlı bir endüstrileşme, kültürel değerler ve kültürlerarası iletişim gibi geleceğimizi şekillendirmede çok büyük roller oynayacak konularda seminerler düzenlemişler. Videoları da kronolojik olarak internet sitelerinde yayınlamışlar.

Siteyi biraz daha dikkatli inceleyince fark ettim ki bu seminerler Korona günlerinde hazırlanmış ve yayınlanmış birkaç videodan ibaret değil; yıllardır büyüyerek devam eden bir konuşma ve paylaşma dizisi. Karşılaştığım diğer güzel sürpriz hikâye anlatıcılığı ve hayal gücünün de işlenen konular arasında olması. Beni en çok düşündüren konuşmalardan biri ise Neil Gaiman’in “Hikayeler neden uzun ömürlü?” sorusunu yanıtlamaya çalıştığı konuşma. En uzun yaşam formunun sanılanın aksine ağaçlar değil hikayeler olduğunu iddia ediyor, Gaiman. Hikayeler de insanlar gibi doğar, büyür, çoğalır ve ölürler; insanlar hikayelerin ortaya çıkması ve çoğalması için bir çeşit petri kabıdır diyor. Konuşmasının ortalarına doğru keşke üzerine daha çok konuşsaydı diye düşündüğüm bir fikir de sunuyor: hikayeler eğer değişmezlerse ölürler. Yani değişim hem hayatta kalmak için bir zorunluluk – yeniliklere adapte olmak gibi, hem de hayatta olmanın doğal bir parçası – büyümek gibi fiziksel olarak ya da akılca ve fikirce.

Son yıllarda çok gündemde olan ve giderek popülerleşen hikâye anlatıcılığını getirdi aklıma Neil Gaiman’ın hikayeleri bir organik yaşam formu gibi ele alışı. Amerika’da şu an yaşadığım kasabada bir kafede ve öğrencilerimle zaman zaman kampüste düzenlediğim Hikaye Akşamlarını ve bu etkinliklerde anlatılan hikayeleri düşündüm.

Hikâye anlatıcılığı denince aklınıza sadece eski zamanların masal ve halk hikayeleri gelmesin. Modern hikâye anlatıcılığı politika, ticaret, reklamcılık, eğitim ve psikoterapi gibi birçok alanda kullanılıyor.[2]  Benim kampüste ya da kafede düzenlediğim etkinliklerin ise insanları bir araya getirmek ve kimsenin hiçbir işe yetişemediği, sevdiklerimize bir mesaj bile yazamayacak kadar meşgul olmanın erdem sayıldığı günümüz dünyasında biraz da olsa paylaşımları artırmak dışında bir amacı yok. Daha doğrusu, ben bu işe böyle düşünerek girişmiştim. Aynı zamanda kendi ülkemden ve kültürümden uzakta, yeni taşındığım bu kovboy kasabası görünümlü küçük ama sevimli yerde hep bir “yabancı” olarak kalmamış olacaktım. Ancak, öz yaşantılarımızla ilgili hikayeler hem beni hem katılımcıları tahminimden daha derinlere götürdü.

Hikâye Akşamları düzenlemek fikri Amerika’da hiç de yeni bir fikir olmasa da bizim kasabada yeni. Son derece hevesli kafe sahibi her etkinlik için minik duyurular bastırıyor ve sosyal medyadan da etkinliğimizi duyurmayı ihmal etmiyor. Konular seçip her ayin son Perşembe gününe denk gelecek şekilde Hikaye Akşamı takvimimizi oluşturuyoruz. En mutlu/mutsuz/ utanç verici/ gurur verici vs. anınız, İster İnan İster İnanma, Kişisel Süper Kahramanınız Kimdir? , Tesadüfler, Sevgi Hikaye Akşamları’nda bu güne kadar işlenen konu başlıklarımızdan bazıları.

Etkinliğe başlamadan önce ben herkese isimlerini ve kendileriyle ilgili, nereli oldukları gibi birkaç küçük bilgiyi yazmaları için kartlar dağıtıyorum. Hikâye paylaşmaya karar verenler kartları doldurup bana iade ediyorlar ve sahneye davet edilmeyi beklemeye başlıyorlar. Ben saatimi ve mikrofonu son bir kez kontrol edip anons ediyorum:

“Merhaba, ben Münire. Hikâye Akşamı birazdan başlayacak. Aramıza ilk kez katılanlar için kurallarımızı tekrarlamak istiyorum: Hikayeniz kurmaca ya da başka bir yazarın yazdığı bir hikâye değil, kendi yaşadığınız bir olayı anlatmalıdır; ırk, dil, din, cinsiyet, yaş ve benzeri ayrımlar yapan söylemlerden uzak olmalıdır; hakaret ve başkalarının özel hayatlarıyla ilgili bilgi ve yorumlar içermemelidir. Hikâye anlatmak zorunda değilsiniz. Sadece dinleyici de olabilirsiniz ama hikâye paylaşırsanız çok seviniriz. Bu akşamki konumuz, XXX.”

Daha sonra bana iade edilen kartları gözden geçirip sıraya koyuyorum ve bana gelen soruları yanıtlıyorum. Bu beş – on dakikalık boşluktan sonra tekrar sahneye çıkıyorum ve ilk hikâyeyi ben anlatıyorum. İlk anlatıcıyı davet ediyorum mikrofona. Bu ilk paylaşımlardan sonra genellikle “ben de kart alabilir miyim?” diyenlerin sayısı artıyor.

Peki, neler mi oluyor anlattıkça ve dinledikçe?

Hikayeler daha anlatıcılar dinleyicilerin önüne çıkar çıkmaz değişmeye başlıyorlar. On sekiz yaşında bir genç 1920’lerde, Kaliforniya’da bir kadının kapı kapı gezen bir seyyar satıcı olması ne demek daha önce hiç düşünmemiş olabilir. Kadınların o zamanlar toplum içindeki rolünü kısaca açıklıyor hemen bunu tahmin eden anlatıcımız. Anlatırken de büyük ninesi ne cesur, ne harika, ne ilham verici bir kadınmış bir daha fark ediyor; gözleri doluyor. Kuveyt’te kalabalık ve Müslüman bir ailede kurallar nedir ve çocuklar ne oyun oynar?  Bir iki örnekten sonra dinleyicilerin bazıları “tamam” diyor, “anladım”. Bazılarıysa çaktırmadan telefonunda açtığı dünya haritasında Kuveyt’i bulmaya çalışıyor. Hiç zeytin ağacı görmemişse Kuzey Amerikalılar onların suçu mu? İklim soğuk bir kere. Kısa, gri-yeşil yapraklı ağaçlardır ve çok uzun yaşarlar diye anlatıyorum, o yüzden barışı simgelerler. Kaz Dağları yamaçlarını kaplayan yüzlerce yıllık zeytin ağaçları geliyor gözümün önüne.

Gecenin başında kafenin ayrı ayrı yerlerinde ve birbirinden mesafeli olarak yerleştirilmiş olan masalar gecenin sonuna doğru birleşip, kocaman tek bir masa halini alıyor.  Katılımcılar hikâyeler anlatarak ve dinleyerek ördükleri bu topluluğun içine sarmalanıp gün içindeki koşuşturmalarından, yorgunluklarından, önyargılarından, şüphelerinden, kaygılarından ya da insanları birbirinden ayıran sosyal sınıf gibi, meslek gibi yapay değişkenlerden iyileşiyorlar. Kendi hikayelerini şimdi ilk kez yüksek sesle duyunca belki gülüyorlar eskiden kızdıklarına. Ertesi gün yolda görüp selam veriyorlar en sevdiği ağaç zeytin olan Hikayeci Kız’a, bir iddia için arabanın içinde değil üstünde yolculuk yapmaya çalışan Adam’a, Gana’da kaybolan Genç’e, annesine karaciğerini bağışlamış olan Öğrenci’ye… Ama bu kez sadece kibarlıktan değil; birbirlerinin hikayelerini birer emanet gibi titizlik ve şefkatle taşıdıklarından, kendi içlerinde de yeşermesine izin verdiklerinden.

Yazının başında sözünü ettiğim konuşmada Neil Gaiman, hikayelerin organik yaşamının yanı sıra iyi hikayelerin insanları değiştirici etkisinden de bahsediyor. “Hikayeler başka yerlere çıkış yolumuzdur.” diyor. Dünyanın birçok yerinde çok sayıda ayrımcı ve ötekileştirişi söyleme maruz kaldığımız böyle bir dönemde birbirimizin hikayelerini duymaya ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Burada anlattığım kendi hikayemi çoğalması, büyümesi ve gelişerek değişmesi için okuyucuya, sizlere teslim ediyorum.

Münire Bozdemir Kasım 2020, ABD


[1] Ingilizce bilen okuyucular bu siteden konusmalari izleyebilir ve dinleyebilirler: https://longnow.org/seminars/02015/jun/09/how-stories-last/

[2] Hikaye anlaticiligi ile ilgili biraz ozet bilgiye sahip olmak isteyen okuyucularimiz icin Zeynep Bostan’in Gecmisten Gunumuze Hikaye Anlaticiligi isimli yazisini tavsiye ederim: https://medium.com/türkiye/geçmişten-günümüze-hikaye-anlatıcılığı-nedir-3017152dcef0

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın