Edebiyat

Edebiyatta Kadın Olmak/ Ayten Mutlu

Alıştığımız bir şeydi, evet, Ama yine irkildim, öfkelendim, ruhum daraldı. Sabah haberlerinde sıradan bir üçüncü sayfa haberiydi üstelik. ” Türkiye’de giderek artan kadın cinayetlerinin biri daha.. 33 yaşındaki eşini ikinci çocuğunu da kız dünyaya getirdiği için şakaklarına elektrik vererek öldürdüğü..”  Haber sürüyor;  2014 yılında 294 kadın, erkek şiddetinin kurbanı oldu. Bu yılın verilerine göre öldürülen 294 kadının yüzde 25’i, 25 yaş altındaki genç kadınlar. Kadınların %47’si modern hayatın gereği olan kendi yaşamlarına dair karar almak isterken öldürüldü. Bunlar sadece kayda geçenler. Ya kendi canına kıyan gencecik kızlar? 

       Öldürüm şiddetin vardığı uç nokta. Oysa kadına karşı şiddet yaşamımızda tüm boyutlarıyla egemen. Hemen hemen dünyanın her yerinde ve her alanda..Bir ters bakış, kinaye ya da aşağılama içeren, öylesine söyleniveren sözler, bir erkeğe küfrederken bile anasına bacısına sövme alışkanlığı.. ..şiddetin başka bir türü değil mi? Edebiyat alanında farklı mı? Tabii ki değil. Hangimiz girdiği ‘‘erkek egemen’’ şiir ortamında, önce kadın olarak görülmekten, zamanla ürettikleriyle ‘‘kabul edilmekten’’, ama yine de ‘‘kadınların şair olamadığını’’ dinlemekten usanmadık? Överken bile “en iyi kadın şairlerden biridir” sözünü az mı duyduk? Neden “en iyi kadın şairlerden biri” derler de “En iyi şairlerden biridir” demezler bir kadın için? Çünkü en başından zihinleri yazan kadını bir çuvala doldurup edebiyat dünyasının dışına itmiştir de ondan. Üç-beş kitabım yayımlandığı halde girdiğim şiir ortamlarında hep bir “kadın” yani şair değil “sadece kadın” olarak algılanmanın verdiği sızıyı hâlâ duyumsarım içimde bunca yıl sonra bile.. 

       Toplumsal yaşamdaki düşünüş tarzını belirleyen sadece erkek egemen anlayış değil elbette. Dinsel metinlerdeki kadın erkek ayrımcılığı malumumuz. Örneğin Kuran’da “Allah’ın kimini kimine üstün kılmasından ötürü ve erkeklerin, mallarından sarf etmelerinden dolayı, erkekler, kadınlar üzerine hakimdirler. iyi kadınlar, gönülden boyun eğenler ve Allah’ın korunmasını emrettiğini, kocasının bulunmadığı zaman da koruyanlardır.Serkeşlik etmelerinde endişelendiğiniz kadınlara öğüt verin, yataklarında onları yalnız bırakın, nihayet dövün. Size itaat ediyorlarsa onların aleyhine yol aramayın. “(Nisa/34) Bu düşünüş tarzı kendini aydın sayanlarca da hayli muteber ne yazık ki.

    Yazın tarihine not düşmek gibi bir işlevleri olan antolojilere gelelim: Bir tek örnekle yetineyim: 1987’de 3. Baskısı yapılan Memet Fuat’ın derlediği Çağdaş Şiir    Antolojisinden söz edeyim. Bu Antoloji, 1920 ve 1987 arasında ürün vermiş 87 şairi kapsamına almış. Sadece bir tek kadın şaire, Gülten Akın’a yer vermiş. Günümüzde de bu yanlı tutum, bu kadını şair olarak fazla ciddiye almama tutumu, ayni katılıkta olmasa bile sürüyor ne yazık ki.

        Bu kadın şair ya da şair kadın kategorisi bir işe daha yarıyor erkekler açısından. Kadın şairi diğer kadın şairlerle ölçüştürerek bir rekabet ortamı yaratıyorlar. Erkekler kadın kısmını ayrı bir kategoriye sokarak rakip sayılarını azaltmış oluyorlar.Bunun sonucu ne yazık ki bu ortamda dayanışma içinde olması gereken kadınlar içselleştirilmiş biçimde birbirlerine karşı bilenebiliyorlar.         

Evet, kim ne derse desin, edebiyat ortamında “kadın” olarak değil, “insan” olarak varlığını sürdürmekten başka derdi olmayan kadının işi kolay değil. Toplumsal olarak bu anlayışın aşılması şimdilik çok zor görünüyor. En iyisi, bu ayrımcılığın farkında olarak ama fazla da takılmadan yaratıcılığı ve üretkenliği sürdürmek..

Ayten Mutlu

***

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın