Roman

Germinal ve Emile Zola/ Ali Özenç Çağlar

Fransız Devrimci Yazar Emile ZOLA

Emile Zola ve ‘Germinal’ Emile François Zola, (2 Nisan 1840 – 29 Eylül 1902) Fransa’da Natüralizm akımının öncüsü olan ünlü bir yazardır. Zola’nın şöhreti, aslında çokça dillendirilmeyen Dreyfus Davası’nda takındığı yürekli aydın tavrından kaynaklanmaktadır. 1897 yılında Fransız ordusunda Yahudi olması nedeniyle askeri yargının duyarsızlığına kurban giden yüzbaşı Dreyfus’u hükümetin bütün baskılarına rağmen savunan ve Fransa Devlet Başkanı’na “İtham Ediyorum!” makalesini yayınlayan Zola, baskılardan dolayı bir süreliğine Fransa’yı terk ederek Londra’ya yerleşti. Çabaları sonucu Dreyfus Davası’nın yeniden görülüp adaletin yerini bulması sonucu, yurda döndü. Emile Zola’nın başlıca eserlerinden birkaçı: “Nana”, “Germinal”, “Meyhane”, “Bir Aşk Sayfası”, “Paris Yıldızı”, “Emek” (2 cilt), “Toprak”, “Oyun Bitti” sayılabilir. “Germinal” isimli romanı en son Kırmızı Yayınları tarafından (ciltli) ve 641 sayfa olarak 2016 yılında yeniden basıldı. Batı romanının başarılı klasikleri arasında gösterilen yapıt, 1800’lerin Fransa’sında dağlık bir bölgede yer alan kömür madenlerinde baş gösteren büyük bir grevin her anını, yoksulluğun, kapitalist açgözlülüğün, acımasızlığın hoyratça yaşanan sürecini başarılı şekilde gözler önüne sermektedir. Bilinçsizce gidilen bir grevin çalışanlar açısından nelere mal olduğu, kazananla kaybedenlerin belirsizleştiği, çoğu kez açlığın ve sefaletin üste çıktığı, ağır bedeller sonucu emekçilerin, kadın, erkek, yaşlı çocuk demeden devlet katında ne de kolay harcandığı an be an tarihe not düşülerek, eser, Zola’nın elinde bir belge niteliğine dönüşüyor. Gerçekte Zola, sözcüklerle tablolar çizmektedir. Onun, çıraklığını Manet’in atölyesinde yaptığı söylenmektedir. Her yerde, her şeyi, her an yakalamayı orada öğrenmiştir… Bir hareket, bir bakış, bir tavır, bir duruş, acı çeken bir insanın yüzündeki kaslarının kıvrımları, vs. Madendeki çöküntünün, çatlayan desteklerin, sızan su birikintilerinin ve sönen ışıkların binlerce metre toprağın altında kalan madencilerin nasıl da korkularını tetiklediğini görmek aynı anda okuyucunun da içini ürpertmektedir. Bir kavga, bir direniş, bir grev, soyut paragraflar olmaktan çıkıp kanlı canlı birer nesneye dönüşmektedir. Aşağıda çöken ocakların içindeki balçığın yükselişi, kaygan kömür parçalarının tutulamaz soğukluğu, giderek içerdeki oksijenin azalmasının madencilerin ciğerlerinde yarattığı sızı korkunçtur. Her şeye, ama her şeye rağmen kendini dışa vuran yaşama, var olma tutkusu, tırnakları kanatırcasına kazıyıp, kendilerine birkaç santimlik yer açma direnci, okuyucuyu da aynı anda ocakta madencilerle aktif dayanışmaya itiyor. O sıcak evlerimizdeki rahat koltuklarda otururken bilmem neredeki bir maden ocağında ortaya çıkan göçük haberlerini nasıl bir duyarsızlıkla izlendiğini hissediyorsunuz. 13 Mayıs 2014’te Manisa’nın Soma ilçesinde ortaya çıkan göçük olayı ve kaybedilen 301 madenciyi anlamak ve onun arka planı sanki sizi daha çok ilgilendiriyor.. Hele iktidar yetkililerinin oraya gelerek sergiledikleri şov, koskoca başbakanın “ölüm bu işin fıtratında var.” diyerek, işin en aşağılık politik bir boyutunu gösteriyor. Germinal, tam bir baş yapıttır. Emile Zola’nın elinden çıkmış en güzel en övgüye değer eserlerinden biridir. Zola: “Aklımızın ve zekâmızın rolü şudur: Olayların nedenlerine nüfus etmek… Olaylara egemen olmak ve onları bize itaat eden çarklar durumuna getirmek için iyiye ve kötüye egemen olmak, yaşamı düzenlemek, toplumu düzenlemek, uzun vadede sosyalizmin sorunlarını çözmek, özellikle adaleti sağlam ve güçlü temeller üstüne oturtmak… Zaten insanların en yararlı ve en ahlaklı işçileri bu amaca yönelmiş olanlar değil midir?” diyor. Emile Zola, sıkça, vasat insanlardan nefret ettiğini söylüyor. Yazar altını kalın çizgilerle çizerek şöyle açıklıyor: “(….) kanımı donduruyorlar, sinirlerimi felç ediyorlar. Ufuklar genişliyor, ışık yükseliyor ve gökyüzü aydınlanıyor, onlar alçakça bir yaşam içinde yediklerini sindiriyorlar; ışıktan rahatsız olan baykuş gözlerini kapatıyorlar, rahatsız edilmekten ve yataklarında öğleye kadar geviş getirerek yatamadıklarında feryat ediyorlar. (….) Şimdi zaman cesur ve enerji dolu devrimci insanların zamanıdır. (….) Benim, güzellik ve mükemmellik gibi bir kaygım yok kesinlikle. Büyük yüzyıllarla alay ediyorum. Benim tek kaygım yaşam ve mücadeledir. ” (Germinal, sayfa 26 – 27) Zola, ülkesini tanıyor, ülkesinin insanlarını tanıyor ve onların yakıcı sorunlarının tespitine çalışıyor. Genele yayılan yoksulluğu yakın mercek altına alarak eserlerinde işleyeceği konuyu ona göre kurguluyor. Bir yandan elindeki el feneriyle Fransa’nın ezilen sınıflarını aydınlığa çıkarırken, diğer yandan ezen, sömüren sınıfın, monarşinin, gelişen kapitalizmin katmanlarını da sergilemekten geri durmuyor. Aristokratların, o varlıklı işbirlikçilerin sosyal yapılarını en ince ayrıntılarına kadar vererek, tezat teşkil eden senteze ulaşıyor. Yazar, yaşamın her döneminde bu düşüncelerini dile getirmiştir: ”… O, herhangi bir tarafın adamı değildir, bir gönül adamıdır. Bağnaz değildir, tutkulu bir insandır; bilime, gelişmeye ve geleceğe inanır. Alay ettiği kötümserliğe, mistisizme ve idealizme gömülmüş bir Schopenhauer ya da Wagner değildir.” (Germinal, sayfa 30-31) O, samimi, saldırıya uğrayan, tüm ezilmişlerin, adaletsizliğe uğrayan herkesin yanında olmayı kendisine şiar edinmiş bir aydındır. Bunun için de hiçbir zaman bedel ödemekten çekinmemiştir. *- Germinal-roman / Emile Zola / Kırmızı Yayınları. / 2016/ 1. Bask ı/ İstanbul

BU YAZILARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın