Edebiyat

Günah Kuşları

GÜNAH KUŞLARI, Roman

Ayten Mutlu

Ali Özenç Çağlar, resim, grafik, desen çalışmalarını da kapsayan sanatın pek çok alanında ürünler vermiş, ama özellikle de, edebiyatın roman, öykü ve şiir dallarında da bir çok ödülle başarısını kanıtlamış güçlü bir yazar.

İnceliklerin, yitip gitmekte olan değerlerin, insani olanın peşinde bütün ürettikleriyle Ali Özenç Çağlar. Romanlarında, şiirlerinde ve öykülerinin merkezine “insan sevgisi”ni oturtur. Günah Kuşları’nda Özenç, insanlık dramını farklı bir pencereden gösteriyor. İçinde bulunduğu karton valizden dışarı çıkma savaşımını vermekte olan kadınları konu edinerek sesleniyor okurlarına.

Günümüzde, ataerkil yapı içinde doğrudan ya da dolaylı yollardan varlığını sürekli hissettiren toplumsal hiyerarşi ve tahakkümün gölgesindeki kadının kendi duygu ve düşüncelerini kadın duyarlığıyla, kendi dilinde özgürce ifade edebilmesi hiç de kolay değil. Hele de iki ayrı kültür arasında sıkışıp kalmışsa. Ali Özenç, bunu yazın alanında eksiksiz bir bakışla, adeta bir kadın duyarlığıyla başarıyor. Kadının ilkin varolma, sonra da kendinin farkına varma mücadelesini, bu zaman zaman çelişen kültürel olguların kaosunda yitmeden, belki de yitip yitip kırıklarını yeniden toplamaya çalışarak ayakta kalma mücadelesini, içi sızlayarak ve gerçek bir içtenlikle aktarıyor.

İnsanın içinde bulunduğu koşullarda şekillenişini, koşullara direnişini, zaaf ve güçlü yanlarını ele alıyor. Ali Özenç’in kadınları tanıdık yüzler gibi karşımıza dikiliyor. Her an, her yerde kimi zaman da kadın ya da erkek olalım, baktığımız aynalarda çıkıyorlar karşımıza. Kimliğini, benliğini kaybeden ve daracık hayatlarda sıkışıp kalan, tükene tükene “ben kimim?” sorusuna ulaşmaya çalışan kadınlar. Kendini, kimliğini bulamamış, hayatın içinde silikleşmiş kahramanlar… Kurallarını kimin belirlediği belli olmayan ve binlerce yıldır sürüp giden bir sömürü oyununun piyonları olan kadınlar. Bu ezeli kimliksizleştirme serüveninde, kaçırılmış, kaybedilmiş hayatların konu edildiği ve çeşitli insanlık durumlarıyla insan yapısının karmaşıklığını, derinliklerini, eşiklerini ve sınırlarını irdelediği öyküler, kendi kendimize yazdığımız mektuplar gibi, dönüp dolaşıp yine içimizdeki öteki ile buluşuyor.

Yaşanan sadece ve sadece kayıp hayatlardır. Kadınların birey olarak var olma serüvenlerinde asıl eleştiri sistemedir elbette. Bu boğucu atmosferde insanlar önce birbirlerine yaklaşmakta, çarpışmakta, sonra kırılıp pek çok parçalar hâlinde sağa sola savrulmaktadır.

Pek çok öyküde kadınlar, geçip gidenden, yaşanmış zamanlardan kurtulma çabası içindedirler. Teslim olmayı reddedip öteye uzanabilmek için; belki de boşa harcanmış hayatlarını yeniden kurgulayabilmek için…

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın