Sinema

Havva Ağral/ Sinema Yazıları

 YENİ DÜNYA DÜZENİNDE SİNEMAYA NE OLDU?

     Bu tanımın bile artık eskimiş olduğunu, yeni dünya düzeninin bile, artık farklı tanımlamalara ihtiyaç duyacak denli, hızlı bir dönüşümün ve çöküşün içinde olduğumuzu söyleyerek, karamsar bir başlangıç yapıyorum. Alvin Tofler’in Şok ve Yeni dalga kitaplarından sonra, ülkelerin, uygarlıkların, kültürel hareketlerin üzerinden, çok daha kirli suların aktığını bildirmek zorundayım. Pandemi, insan eliyle yaratılan kriz çağlarına da Antroposen Çağ deniyor. İklim değişikliği, salgınlar, biyolojik popülasyonun erozyona uğradığı, ekonominin tüm bu çöküşten payını aldığı son çağ, insanlığın kendini toparlayıp, aklını başına devşirdiği bir çağ mı olacak? Yoksa kendi çöküşünü izlediği ve o ana kadar da, keyfine baktığı bir çağ mı olacak? Dünya daha önce de felaketlerden geçti. İklim değişikliği de ilk değil, ekonomik sarsıntılar da ilk kez olmuyor. Ancak içinde bulunduğumuz bu dönem, neo liberal ekonominin, son raddesinde, dünyanın gördüğü bir zarar olarak, pek çok yerden, birden alarm verdiği, bir acil çağ dönemi olabilir. Acilen müdahale edilmesi gereken bu dönem için, sinema daha önce kıyamet teorileri film dizileri sunmuştu. Filmlerdeki çözümler , insanlık ve dünya farazi ve kanıtlanamamış şeylerdir. 

      Toffler’den sonra Ortadoğu daha da karıştı. Sinema kendine derin konular buldu. Yetmişlerin şok dalgası henüz hiçbir şeymiş. Avrupa derin kriz dönemleri yaşıyor. Hem ekonomik, hem kültürel açıdan çok fazla sarsıntı geçiren dünya insanı, uyarı niteliğindeki kitapları, iklim krizlerini, ekonomik saldırganlıkların üzerinde tutmadı. Kendi saldırgan politikaları ile ekonomi dizginini aynı kulvarda mecburi koşturmaya çalışırken, insanlığın anlamını, varlığın değerini öteledi durdu. Bu arada sinema da kendine daha uç konular buldu. Bunca şey gerçek olamaz demenin bir yolu da matrix i icat etmek olabilirdi. Pek çok disiplin ve alan bunu cidden konuştu, tartıştı, mümkün olabiliri konuştu. Simülasyon görme biçimlerinin bir parçası oldu. Teknoloji  gelişti. Bilgisayar sistemleri artık çocuk oyuncağına dönüşürken, herkes tiktokçu oldu. Hızlı bir gidiş değil mi? Artık sinema sanatının değerini, ağrılığını söküp atacak anlık şöhret olunan bir yola girildi.

  Ekonomik politiğin bir panoraması, aynı zamanda sanatın ve yedinci sanat sinemanın da paralel bir ekseni ve panoraması olacaktır. Dünyanın sorunlarından ayrıksı olmayan sinemanın, insanlığı ilgilendiren konularına birkaç örnek verebiliriz. Kaplumbağalarda uçar. Büyük bir trajedinin, en çıplak halini ortaya koyan bu filmde tecavüzden, savaş ortasında çocuk olmaya, mayın gerçeğinden, insanların her şeyden uzak kalışlarına, mültecilikten, yokluğa her şey birbiriyle bir bütün ve sarmal bir şekilde işlenmiştir. Sinema kendi görsel ayrıcalığını bu filmde sonuna değin kullanabilmiştir. İran ve Irak ortak yapımı bu çalışmada vicdana seslenen yapımcı ve yönetmen, doğa üstü öğeler de kullanmaktan geri durmamıştır. Ortadoğu nun masalsı yanı burada da kendini az çok göstermiştir. Kolsuz çocuğun kehanetleri, savaşı geriden alan bir film olduğunu, ama savaş sonrası çekildiğini göstermektedir.

   Mad Max iklim krizleri ve savaşlardan sonrası, kıyametlerin sonrasında ki barbarlığa dönüşü anlatan Avustralya yapımı bir filmdir. Diğer serilerinde işin içine nükleer savaşlar da girer. Bugün bile bu barbarlığın izlerini görüyorsak, Mad Max filmi çok da abartılı kaçmıyor demektir.

      Bilimde etik sınırın aşılmasına delalet ve mesaj verici bir sinema örneği de Ada filmidir. İnsanların, organ beklediği şu döneme binaen, zengin insanların, bir adada kendi yedek bedenlerini kopya ettirdikleri bir konuyu işleyen bu film, bencilliğin hat safhasını göstermektedir. O adadaki insanların da birer hayat ve yaşam olduklarını hiçe sayan zenginliğin ifşası bir konuyu anlatmaktadır.

     Barbalık sonrasında nasıl bir medeniyet kurulabilir? Duyarsız, bilgisiz, duygusuz ve acımasız bir toplumun, sözde medeni ve lüks yaşamı olabilir. Buna bir örnekte; fahrenheit 451 hem roman hem de sinema filmi olan bu yapıtta da kitaplar ateşe verilmektedir. Ancak filmin ve romanın sonu umut vericidir. Kitaplar kağıtlarda değil zihinlerde taşınmaktadır.  Fikirler düşünceler zihinlerde taşınması, koltuğun altına bir kitap sıkıştırmaktan daha yeğdir. Çünkü o zaman, yaşamın pratiğine de o kitapların doğruları yansımaz mı? Bu filmi de insanlık adına bir kehanet saymak istiyorum. Ne dersiniz?

***    

 YENİ DÜNYA DÜZENİNDE SİNEMAYA NE OLDU?

     Bu tanımın bile artık eskimiş olduğunu, yeni dünya düzeninin bile, artık farklı tanımlamalara ihtiyaç duyacak denli, hızlı bir dönüşümün ve çöküşün içinde olduğumuzu söyleyerek, karamsar bir başlangıç yapıyorum. Alvin Tofler’in Şok ve Yeni dalga kitaplarından sonra, ülkelerin, uygarlıkların, kültürel hareketlerin üzerinden, çok daha kirli suların aktığını bildirmek zorundayım. Pandemi, insan eliyle yaratılan kriz çağlarına da Antroposen Çağ deniyor. İklim değişikliği, salgınlar, biyolojik popülasyonun erozyona uğradığı, ekonominin tüm bu çöküşten payını aldığı son çağ, insanlığın kendini toparlayıp, aklını başına devşirdiği bir çağ mı olacak? Yoksa kendi çöküşünü izlediği ve o ana kadar da, keyfine baktığı bir çağ mı olacak? Dünya daha önce de felaketlerden geçti. İklim değişikliği de ilk değil, ekonomik sarsıntılar da ilk kez olmuyor. Ancak içinde bulunduğumuz bu dönem, neo liberal ekonominin, son raddesinde, dünyanın gördüğü bir zarar olarak, pek çok yerden, birden alarm verdiği, bir acil çağ dönemi olabilir. Acilen müdahale edilmesi gereken bu dönem için, sinema daha önce kıyamet teorileri film dizileri sunmuştu. Filmlerdeki çözümler , insanlık ve dünya farazi ve kanıtlanamamış şeylerdir. 

      Toffler’den sonra Ortadoğu daha da karıştı. Sinema kendine derin konular buldu. Yetmişlerin şok dalgası henüz hiçbir şeymiş. Avrupa derin kriz dönemleri yaşıyor. Hem ekonomik, hem kültürel açıdan çok fazla sarsıntı geçiren dünya insanı, uyarı niteliğindeki kitapları, iklim krizlerini, ekonomik saldırganlıkların üzerinde tutmadı. Kendi saldırgan politikaları ile ekonomi dizginini aynı kulvarda mecburi koşturmaya çalışırken, insanlığın anlamını, varlığın değerini öteledi durdu. Bu arada sinema da kendine daha uç konular buldu. Bunca şey gerçek olamaz demenin bir yolu da matrix i icat etmek olabilirdi. Pek çok disiplin ve alan bunu cidden konuştu, tartıştı, mümkün olabiliri konuştu. Simülasyon görme biçimlerinin bir parçası oldu. Teknoloji  gelişti. Bilgisayar sistemleri artık çocuk oyuncağına dönüşürken, herkes tiktokçu oldu. Hızlı bir gidiş değil mi? Artık sinema sanatının değerini, ağrılığını söküp atacak anlık şöhret olunan bir yola girildi.

  Ekonomik politiğin bir panoraması, aynı zamanda sanatın ve yedinci sanat sinemanın da paralel bir ekseni ve panoraması olacaktır. Dünyanın sorunlarından ayrıksı olmayan sinemanın, insanlığı ilgilendiren konularına birkaç örnek verebiliriz. Kaplumbağalarda uçar. Büyük bir trajedinin, en çıplak halini ortaya koyan bu filmde tecavüzden, savaş ortasında çocuk olmaya, mayın gerçeğinden, insanların her şeyden uzak kalışlarına, mültecilikten, yokluğa her şey birbiriyle bir bütün ve sarmal bir şekilde işlenmiştir. Sinema kendi görsel ayrıcalığını bu filmde sonuna değin kullanabilmiştir. İran ve Irak ortak yapımı bu çalışmada vicdana seslenen yapımcı ve yönetmen, doğa üstü öğeler de kullanmaktan geri durmamıştır. Ortadoğu nun masalsı yanı burada da kendini az çok göstermiştir. Kolsuz çocuğun kehanetleri, savaşı geriden alan bir film olduğunu, ama savaş sonrası çekildiğini göstermektedir.

   Mad Max iklim krizleri ve savaşlardan sonrası, kıyametlerin sonrasında ki barbarlığa dönüşü anlatan Avustralya yapımı bir filmdir. Diğer serilerinde işin içine nükleer savaşlar da girer. Bugün bile bu barbarlığın izlerini görüyorsak, Mad Max filmi çok da abartılı kaçmıyor demektir.

      Bilimde etik sınırın aşılmasına delalet ve mesaj verici bir sinema örneği de Ada filmidir. İnsanların, organ beklediği şu döneme binaen, zengin insanların, bir adada kendi yedek bedenlerini kopya ettirdikleri bir konuyu işleyen bu film, bencilliğin hat safhasını göstermektedir. O adadaki insanların da birer hayat ve yaşam olduklarını hiçe sayan zenginliğin ifşası bir konuyu anlatmaktadır.

     Barbalık sonrasında nasıl bir medeniyet kurulabilir? Duyarsız, bilgisiz, duygusuz ve acımasız bir toplumun, sözde medeni ve lüks yaşamı olabilir. Buna bir örnekte; fahrenheit 451 hem roman hem de sinema filmi olan bu yapıtta da kitaplar ateşe verilmektedir. Ancak filmin ve romanın sonu umut vericidir. Kitaplar kağıtlarda değil zihinlerde taşınmaktadır.  Fikirler düşünceler zihinlerde taşınması, koltuğun altına bir kitap sıkıştırmaktan daha yeğdir. Çünkü o zaman, yaşamın pratiğine de o kitapların doğruları yansımaz mı? Bu filmi de insanlık adına bir kehanet saymak istiyorum. Ne dersiniz?

***    

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın