tiyatro

Havva Ağral ve Bir Tiyatro Yazısı

SORUMLULUK DUYGUSU VE YAŞAM SAHNESİ

İnsanlık, yaşadığımız dünyanın, en başta gelecek olan sorumluluğu. Duyarlı, empati duygusu gelişmiş, yaşamdan yana tavır almış insanlar  olmak, bu yaşamın sorumluluğu olmak zorundadır.

    “ Toplum hiçbir zaman ileri gitmez. Bir yandan ne kadar gerilerse, diğer yandan aynı hızla ilerler. Sürekli değişim içindedir; barbardır, uygardır, Hıristiyandır, zengindir, bilimseldir, ama… verilen her şeye karşılık, alınan bir şey vardır…”

                                                                                   Ralp Waldo Emerson

   Son dönemlerde insanlık adına yığınla olumsuzluk, ayıplar ve kayıplar yaşıyoruz. Ormanlar yanıyor. Bunun insan eliyle yapılması olasılığı, oldukça yüksek. Denizin kirliliği hat safhada yaşandı. Mimari yerleşim sorunu, yıllardan beri aşılamadığından, sel yetmişe yakın can aldı. Bütün bu sıraladığımız doğal afet görüntüsünün ardında başka bir şeyler var. Rant, faşizm, insan odaklı olmayan yapılaşma, duyarsızlık, sorumluluk duygusunun uzaklaşmış olması vs.

    Kapitalizm, insanlık duygusundan daha hızlı gelişti. Son zamanlarda başımıza gelenlerin, bilimsel boyutu, çok tartışma götürür cinsten oluyor. Farklı uzmanların, söylemlerinden ziyade, yaşadığımız pandemik sürecin, yapay bir seçilim, insan eliyle doğaya bir müdahale olma ihtimali söz konusu. Uzmanlar, covit virüsünün, hava yoluyla bulaşan mutasyonun, iki yüz covit virüsünden bir tanesinde olduğunu söylüyorlar. Düşünün, iki yüz varyasyonlu bir virüsün, sadece, havadan yayılanı bu kadar çok bulaşa sebep olmuş, bunda bir insan eli olma ihtimali yok mudur? Siyasi denge arayışında, pandemi de bir rol aldı mı? Sonuca göre karar vermek bir bakış açısıdır. Şimdilik, sosyal dayanışma görüntüsü var gibi. Aşılar ücretsiz. Tedavisi mümkün. Yalnız bu pandemi, farklı ihtimallerin de olası olduğunu göstermez mi? Ciddi bir biyolojik savaşın kapıları aralanmış olabilir. Havadan yayılan kuduz mikrobunun tüm insanlara yayılması ve tüm insanlığın delirtilmesi gibi olasılıklar. Büyük güçler dengesi bir savaşın, biyolojik boyutu, çok daha acımasızca gelmiyor mu size de? Tehdit olarak gördüğün ülkeyi hasta et. Masum binlerce insanın ölümüne sebep ol. Kulağa ne kadar korkunç geliyor. Barbarlığın, sadece kılıç,tüfek, tank ile olmadığını, çok daha geniş alanda silahların icat edildiğini hep birlikte görmekteyiz. Aşırı yağan yağmurdan tutun da, depremlere kadar, insan elinin, tektonik, jeolojik, kimyasal, biyolojik silahları var.

     Bunca barbalığa karşı, insanlığın elinde ne var?  Bilmek, bildirmek, haberdar etmek, mücadele etmek. Kayıtsız kalmamak. Sanat bu anlamda bize ne tür ip uçları verebilir? Yüzyıllık Yalnızlık romanında, uzun, çok uzun süre yağan yağmur ne anlama geliyordu? Haklarını arayan bir kitleyi yok etmek ve ardından yağmurun yağdırılması. Tek şahit, Buendia ailesinin ikizlerinden biriydi. Gerçi roman gerçek üstücü bir üslupla yazılmıştı. Ancak yine de insan eliyle doğaya müdahalenin, tipik bir örneğini göstermektedir. 1984 romanı kitlesel bir boyun eğişi anlatıyor. Sürekli denetimin, otonom hareketlerin, kitlesel bir boyut kazandırıldığı distopya bir ortam. Büyük güçlerin, belki de istediği, büyülü gücün en uç noktasını temsil edebilir. Peki insanlık nasıl kitlesel boyutta bir otonom hareket, güdümlü bir öbek halini alabilir? O kitle korkutulmuştur. Salgınlar, sel baskınları, yangınlar, kıtlık, susuzluk, biyolojik, kimyasal bombalar, katliamlar,etnik çatışmalar, baskı, ağır cezalar vs. Dünya insan varlığı var olduğu müddetçe de huzursuz bir yer olmaya devam edecek gibi görünüyor.

       Kutuplu dünyanın emperyalist yeni dengesi adına, toplumun yeniden şekillendirilmesi, distpoyası gerçek mi oluyor? Temassız para, sosyal mesafe, demografik yeniden oluşum, düzensiz göçler belki birbirinden kopuk, maddelerin alt alta toplandığı, izafi teoriler de olabilir. Ancak birkaç kişinin bir araya gelişinden rahatsızlık duyan polisin dağılın diye emir verdiği günler ile sosyal mesafe arasında analog bir benzerlik kurabilir miyiz? Düşünün zengin aileler, pandeminin en zirve noktasında, partiler düzenleyip, tatil yaptılar. Zenginlerin bir araya gelişinden rahatsız olmayanlar kimler? Birileri yaşam sahnesinde, kendince bir oyun ortaya koymuş.

      Yaşam sahnesinde bütün bu garip oyuna katılmayan, çıplak bakışlı insanlara ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Kitle ya da toplum üzerine oynanan oyunda katılımcı olmamanın ve bundan muaf olmanın yolu, akıldan geçiyor. Neden başka ülkelerin parası, diğer ülkelerden daha değerli? Bu bir yalan. Bunu, oyunu kuranlar söylediği için, doğru olmak zorunda mıdır? Yaşamı ve tüm varlığımızı, bazı oyun kurucularına teslim edince, yaşam sahnesinde de var olmayız. Yaşam sahnesindeki varlığımız, sanata ne denli yakın durabildiğimiz, ve bize verilmek isteneni alımlama yapabildiğimizle de alakalıdır. Yani tiyatro distopya konuları da, oyunu tepeden inme oynayıp, sizi yaşamdan uzak tutanları da ifşa ediyor. Romanlar, öyküler, sinema sizlere bir şey söylemeye çalışıyor. Yaşamın içinde olun. Soru sormaktan korkmayın. Sorgulayan ve sorgulatan sanat ile, kitaplar ile aranıza mesafe koymayın.

                             HAVVA AĞRAL

BU YAZILARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın