Deneme

Havva Ağral ve Yeni Bir Denemesi

ERKLER VE SANATÇILAR.

   Terry Eagleton  İnsanın bir burjuva soyutlaması olduğunu söyler. Devletlerin de, taşlaşan birer bürokratik aygıtlar olduğunu belirtir. Sistemler statüko bir konumda görünse de, sisteme angaje pek varlığın altındaki zeminin kaygan oluşu da, bir tezatlık, bir çelişkidir. Özellikle kapitalizm, ve onun bir üst düzeyi ulusal emperyalizm, her şeyin mubah kılındığı, neredeyse tamamıyla güvensiz bir ortam. Krizler, ihraç edilen krizler, savaş piyasası denilebilecek gergin tehditkar ortamlar, dengeleri sürekli değiştiği bir fauna, insanı kılıktan kılığa büründüren bir panayır hayvanına dönüştürmüş durumda. Bu gün destekler göründüğü, menfi ilişkisini ertesi gün yıkmaya, kirletmeye uğraşan bir ortam düşünün. Peki bu gördüklerimiz nedir? Siyasi erklerin her an başka bir gündemle halkın karşısına çıkıp, dengeleri her an alt üst edebilme hakkına sahip görünen erklerin (egemenlerin) söylediği o manipülasyonlar gerçekten cereyan ediyor mu? Yani şunu demeye çalışıyorum; siz insanlar, sıradan yaşamlar, kapalı kapılar ardında ne konuşulduğunu gerçekten biliyor musunuz? Hitler döneminde, Almanlar Yahudileri ciddi bir tehdit zannettiler. Ancak her şey olup bittikten sonrasında, yani, binlerce Yahudi katledildikten sonra ve iç savaşlar sona erdikten sonra Alman halkının, “Bizim hiçbir şeyden haberimiz yoktu!” derken, aslında, onlar, yapılan tüm katliamlardan ve yaşananlardan haberi olduğunu söylememiz gerekiyor. Erkler mevcut durumlarda herhangi bir tehdit hissettiklerinde, sesleri fazladan çıkan varlıklara dönüşebiliyor. Bu gün dost dediği devlet adamı, sağ kolu dediği kişiyi bile bir an da hain ilan edebilecek denli gözü dönmüş insanlara dönüşebiliyorlar.

    Erklerin oluşma süreci genelde aşağı yukarı aynı gibi. Hitler bir mağduriyet yaşamıştı. İdealize ettiği nidalarla yola çıkmıştı. Diğer liderler ya da erkler için de benzer süreçleri ve söylemleri duymak mümkündür. Özgürlük, eşitlik, adalet gibi nidalar koparma adetleri vardır onların.

  Nietzsche “Bütün iyi şeylerin altında ne çok kan yatıyor! “ der. Erdem, dürüstlük, adil olmak yola çıkan her siyasinin dilinde. Ancak güce sahip olmanın getirdiği tılsımlı bir güç varmış gibi. Bir zamanlar altın nesil olarak tanınan cemaat müritleri de, mahcup, başını öne eğen saygılı görünen, işinin hizmet olduğunu söyleyen türedi kişilerle doluydu. Ama onların, insanların haklarını gasp eden, sınav soruları çalarak, diğer gençlerin yaşamlarını da çalan hallerini de gördük. Erk ve güç olmak, karakterdeki zaaflığın asıl göstergesidir. Çünkü çoğa ve güçlülüğe tamah etmek ve her yolu meşru görmek, işte bu kör bir dövüştür. Asla adil olmayan yolun kendisidir.

      Peki bunca erkin yansıması tarihselliği boyunca, sanatçı nerededir? Sanatçı maskeleri indiren kişi olur. Sanatçı gerçeğin çıplaklığını ortaya döken kişi olur. Sanatçı en gerçek sanatçı tanımında, ömrü boyunca muhalif bir boyutun ve aklın insanıdır. Ayrıca bütün bunları yapabilmesi için kendinde bir süreçtir sanatçı. Kendinde bir arınış ve kendinde bir idealize var oluş pratiği olmaya uğraşan kişidir. İşini hakkınca yapabilenler ölümsüzleşecektir. Kendisi ile de mücadele eden kişidir. Yaşamın acımasızlığı, fırsat eşitsizlikleri, erklerin manipülasyon dengeleri ortasında kurban gitmemeye uğraşacak ve bu yolda hala temiz kalmaya çalışacak olan insandır. Pek çok alan da olduğu gibi, sanat alanında da bu çabanın çapından düşenler olacaktır. Ve kendince haklı olarak bu yoldan geriye düşeceklerdir. Artık zengin olmak isteyenler, artık yorulanlar, artık yeter diyenler. Sanatçı bir robot ya da tanrı olmadığına göre bu geri adımları atanların da olduğunu ve olacağını söylemek gerekiyor. Ancak kapitalizmin erk yapıları, vicdanları kör eden bir meta dünyası olduğuna göre, insanda kalan ne kadar erdem ve manevi güç varsa sanat bunun birer yansımasını belirtmek durumunda kalacaktır. Kültür ve vicdan erozyonu, kör bir hamaset ile kitleselliğe bürünmeye çalışan erkler, sanatçıların bu çıplak gerçekliğinden hoşlanmazlar.

    Peki bu en gerçek çıplaklık dediğimiz şeyi nasıl anlatır sanatçı? Bazen komiktir gerçekler. Aniden dönüveren menfaat ilişkileri, ortama uymak adına söylemlerini, ilişkilerini, dilini, her şeyini bir an da satmaya hazır kişiler komedinin figürleri haline gelir.  Ya da duyarsız künt varlıklara dönüşen figürlere, gölgelere dönüşmek. Bazen maskeleri düşürmenin yolu maskeler takarak anlatmaktır. Gergedan adlı tiyatro oyunu, gergedanlaşmak adlı bir deyimi de beraberinde getiren kült bir çalışmadır. Gergedanlaşmak, duyarsız, saf canavarlara dönüşmek. Kendi gibi olmayanı öldüren salt kendi varlığını doğruluk sanan kalabalığın hali. Eugene  İonesco nun kaleminden , insan aleminin acz hallerini ortaya koyan bir çalışma. 

     Kafka’nın böceği yine neredeyse bir deyim haline gelmiştir. İnsanın yaşamını ipotek altına alan bir kuvvet var. Bu hem insandaki arzu ve zaaflar hem de sistemin buyruğu olan iki taraflı bir açmazın getirdiği bir boyunduruk. Erkler kitleleşmek adına, kitleye müdahil noktada, yaşamlarını ele geçirmek, borçlandırmak, piyasada meta kısırlığı yaratıp mevcut sisteme mecbur kılmak yöntemleri ile kendi varlıklarını idame ettirmenin yollarını arayacaklardır. Ancak mevcut kudretli erklerden ve güçten yana olanlar, ellerinde bol meta ve daha az riskli bir yaşam süreceklerine inandırılmıştır. Ancak sistemin özünde manipülasyonlar dengesi söz konusu iken, inanılan şey, her zaman inanç olarak kalmayacaktır. Dünyanın konjonktür bir dengesi  var mıdır? Her yeni gelen nesil, donanımsızca bu sömürge düzeninden payını alacak.    

       Hayatlar gergedanlaşacak, böcekleşecek, Orwell’in  teşbihi ile de, domuzların insanlaştığı bile görülecektir. Ancak Dönüşüm romanının da  Kafka sonunda bir umut kapı  aralığı bırakır. Çünkü insan her zaman umutlu güzel çıkışlar yapabilen, adalet duygusu olan bir varlıktır. İnsanlık için umut tükenmediği için sanat vardır.  Hayat sorgulayıp, bilgilendiğimiz müddetçe bizimdir.

Havva Ağral

***

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın