Öykü

İdris Meriç ve Bir Kısa Öykü.

            SAVAŞIN ORTASINDA ‘LEYLA’

            Kurşun seslerine açmıştı gözlerini. Gecenin hangi bela saatinde uyuyakalmıştı kestiremiyordu. Elleriyle yüzüne dokunup annesini hatırlamaya çalıştı. Babasını hayal meyal hatırlıyordu, hayret. Son gidişi babasının, son sarılışı… ‘kahraman olacaktı babası’, çevresinden öyle duymuştu. Sadece kendisinin değil birçok arkadaşının hatta tüm arkadaşlarının babası kahraman olacaktı. Gözlerinden yaşlar süzülmeye başlayınca açlığı bastırmaya çalışırcasına ellerini kavuşturuyordu karnında. Yalnızlığını mı paylaşıyordu yoksa açlığını mı dindirmeye çalışıyordu?

            Esmer tenliydi. Belki de farkında değildi teninin esmer olduğundan. Belki, farklı tenlerin var olduğundan haberi yoktu, hiç olmayacaktı da … Ateş saçan eli silahlı askerleri görene dek. Annesi kaybolmuştu bir öğle vakti. Annesinin gidişi babasının gidişine  benzemiyordu. Bir anda olmuştu ve anneler gitmezdi oysa; arkadaşlarının annesi gitmemişti hiç. Ne kadar sorduysa da cevap alamamıştı ablasından, hiç kimseden bir Allahın kulu yanıt vermemişti ona.

            Ablası ile arasında 3 yaş fark vardı kızın. Ablasının saçları uzundu. Işıl ışıl gözleri olurdu gülümsediğinde. Hayranlık duyardı ablasına. Büyüyünce ona  benzediğini hayal ederdi. Ablası ile Oyunlar oynardı, ablasının kalemleri ile resimler yapardı. Ablası okula giderdi ve hiç yemek yapmazdı. Ta ki büyük arabalar içinde gelen ve evlere baskın yapan askerler hayatlarına girene dek!.. Her şey değişmişti. Küçük bedeni bu çabuk değişime ayak uyduramıyordu. Sürekli gözlerini kapatıp açıyordu. Gözlerini açtığında bu kâbus bitecek, çığlık sesleri dinecek, hayatı eskisi gibi olacaktı. Annesinden öyle duymuştu, annesi hep doğruyu söylerdi, anneler yalan söylemezdi çünkü. Anneler iyi olurdu, hep iyi olurdu, kötü anne olmazdı hiç. Son günlerde yeni bir dilek eklenmişti diline. Gözlerini kapatınca annesinin geri gelmesini, babasının kahraman olup eve dönmesini diliyordu ve bekliyordu.

            Nereden bilebilirdi ki hayatlarını zindana çeviren askerlerin, kendi yaşıtlarında başka çocukların kahramanı olabileceğini… Nereden bilebilirdi ki orta doğu coğrafyasının binlerce. Yüz binlerce çocuğun gözyaşlarıyla sulanacağını. Hayatın en vahşi yüzüyle erken yaşta karşılaşması gerektiğini nerden, nasıl bilebilirdi küçücük bir çocuk… Onu savaşı çıkaranlara sormak lazımdı aslında. Kocaman kocaman adamlara, amcalara sormak lazımdı. Mesela babası olsaydı sorabilirdi, sorardı. Annesi de sorardı. Annesi de babası gibi cessurdu çünkü. O biliyordu, hep biliyordu, masallarda anneler, babalar cesur olurdu. Ya bir de iki oğlan kardeş olsaylardı, abisi olsaydı şimdi, o da korurdu onları, mutlaka korutrdu.

            Leyla uyuyamıyordu, gözlerindeki korkuyu gizleyemiyordu.  Silah sesleri daha da yakına geliyordu. Ablasına sarılsa geçer miydi korkusu. Ablasının da çocuk olduğunu unuturcasına anne güveni ararcasına sıkı sıkıya sarılıp bu vahşetin bitmesini diliyordu.

            Koca evde yalnız kalmışlardı. Gündüz yarı karanlık, gece ise zifiri. Oyun oynadığı sokağı özlediğini fark etti, annesini düşledi, babasının kahraman olup dönmesini diledi içinden, dua eder gibi istedi. Uykuya daldı açlığına dayanamayıp ablasının kollarında.

            Leyla savaşın bittiğini göremedi…

BU YAZILARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın