Deneme

Kemal Kıraç ve Deneme: Yaşamın İçinden Yolculuk    

                                                       1

Alıp Başını Gitmek –

Sıkıntıların, üzüntülerin arş’a çıktığı

Düşüncelerin Mengene’ye alındığı
Hani insanların soluksuz kaldığı anlar…

İçinde bulunulan ortam, mekan daraldıkça daralır.
İçinde yaşanılan zaman, yelkovan durağanlaşır, akrep hareketsizleşir,

uzadıkça uzar zaman hani…

…’’ejderha olsan kar etmez

ne kavgada ustalığın
ne de çatal yürek civan oluşun
kar etmez inceden içine dolan…
…. …..
hırsla çakarım kibriti
ilk nefeste yarılanır cigaram
bir duman alırım dolu
bir duma kendimi öldüresiye
biliyorum ’’sende mi diyeceksin’’
… …’’
dizeleriyle anlatır yaşamın bu ruhiyat kesitlerini Ahmed Arif.

‘’…ve yürüdü üstüme karma karışık
duvar battaniye cam ve plastik ve tahta
ve tavana vuran kararmış gümüşten ışık
ve  yürüdü üstüme bir tramvay bileti
ve düşümün bu yana düşüp sönen yarısı…

yürüdü üstüme doğru ak alnıyla zaman
ve anılar yağmurlu ve boşluğun yatakta
ve haber ikimizden ve ayrılığımızdan…’’

dizeleriyle betimler yaşamın bu anlarını Nazım Hikmet.

İçinde bulunulan ortam, mekan daraldıkça daralır içinde yaşanılan zaman.
Yani yelkovan durağanlaşır.
Yani akrep hareketsizleşir, uzadıkça uzar zaman hani…
        
An olur, oradan, yani içinde bulunulan ortamdan ayrılmak, sıkıntılardan, üzüntülerden uzaklaşmak olarak yansır tamamen kurtulmak olmasa bile.

Alıp başını gitmek…
Nereye gidileceğine, yöneleceğine karar veren ’’Alıp Başını Giden’in’’ kafasının içindedir.
Adımlar kafa’nın içindekinin belirlediği yön’e eşlik etmek görevini üstlenirler gözlerle birlikte
***

 Kimi:                                                                                      2                                                                                 
*Kalabalık ortamların içine dalar, bırakır kendisini adımlarının yönüne, oralarda, caddelerde, kafeteryalarda, kitapçılarda, kütüphanelerde eğlence ve gezinti yerlerinde başkalarının yüzünde arar dünyasını, biraz ilgi, biraz merak karışımı izler, incelemeye alır çevresindekileri.
Onların içinde, sorunları, sıkıntıları, üzüntüleriyle  kaybolacağı duygusuna kaptırır kendisini.                                                          

Kimi:                                                                                              

*Şehir’in sessiz, dar, ara sokaklarına yönelir yavaş adımlarla.
Sokakların görece sessizliğinde unutmak ister benliğinde yoğunlaşan düşüncelerini.
Öylece ilerlerken an olur  mimarisi biraz değişik olan bir bina’ya takılır gözleri. Sıkça geçtiği sokaktaki bu değişik mimarisi olan evi ilk kez farkettiğinin şaşkınlığında öylece incelemeye alır ’’araştırmacı’’ merakıyla

Bir ara evlerden sokağa ulaşan seslere hassaslaşır kulakları bir yanda sokağın bir yerinde.
Görünmeden kimseye ev yaşamlarını, ilgi alanlarını, ilişkilerini birebir izlemeyi hayal eder, acaba nasıl bakıyorlar yaşam alanına düşüncesi sarar benliğini.
Yüzlerce ev yaşamı belirir düşüncelerinde. Mahrem yaşamlarına girmeden yaşam alanlarınıa yönelimlerini kitap’a dönüştürsem ilgi uyandırırdı mutlaka.
Ama görünmeden değil, izin alarak, tek sözcük konuşmadan, tek soru sormadan öylece gözlemlediğini, yazıya dönüştürdüğünü hayal eder yaşam içindeki düşünsel, sosyal, kültürel ilgi alanlarını.
Hayali heyecanlandırır yaşama geçecekmişcesine.
Belgesel içerikli kitap ismi ’’Alıp Başını Gidenin İzdüşümü’’
  
*Şehirin içindeki geniş alanları kaplayan Parklardan birinin yakınındaysa, bu Park’ın içinde bulur kimi, kimi kendisini.
Devasa asırırlık ağaçlar, göletler, doğal/suni bitki örtüsü, renk renk çiçekler, kuş sesleri, gezintiye çıkanlar,el ele dolaşan, bir bank veya çimenler üzerinde öpüşen sevgililer, spor amaçlı yürüyenler, koşanlar döneme göre ilgi alanlarını oluşturur, düşüncelerinin yoğunluğunda yer bulurlar kendilerine.

An olur tüm bunların farkında bile olmaz, takip eder sessizce adımlarını düşünce yoğunluğunda.

Sonbahar, kış aylarında renk tonları dünyası, sarı, bordo ve yeşil ağırlıklı ağaçların yapraklarına yerleşir, düşen yaprakların yoğunluğu halı’ya dönüşür ayaklar altında renga renk.
Dinlendirici sessizlikte adımlara yer yer mırıldanan ezgiler, şiirler eşlik ederler değşik dillerde.
Ezgileri seslendirenin, şiir okuyanın kendisi olması düşünce dünyasınında sis içinde kalır böylesi anlarda. İlgili, duyarlı dinleyicisi olur kendisnin.                                                                             
Resital derinliğinde, ilgiyle Park içindeki açık hava ‘’salonunda’’

Birde:
*Yaşadığı şehirin içinden geçen Nehir varsa, bir başka çekim alanı oluşturur kimi için.
Nehir boyunca yürümek, yorgunluk kendini hissetirdiğinde yürüyüş güzergahına sıkça konulan Bank’lardan birine oturup akıp giden su ile dalıp gitmek.
Daha da ötesi akıp gidenin üzerinde, içinde olduğunu , sürüklenip gittiğini hayal etmek, istediği yerlere, ortamlara, özlemlere, hülyalara  yolculuğa çıkmak, birlikte iç içe akıp gitmek…

 Nazım su olmak özlemini yükler akıp gidene birlikte gitmek istediği yere: 

gökte bulut yok 

söğütler yağmurlu
tuna’ya rastladım
akıyor çamurlu çamurlu
hey hikmet’in oğlu
hikmet’in oğlu
tuna’nın suyu olaydın
karaorman’dan geleydin
karadenize döküleydin
mavileşeydin

mavileşeydin

mavileşeydin

geçeydin boğaziçi’nden
başında istanbul havası
çarpaydın kadıköy iskelesine
çarpaydın çırpınaydın
vapura binerken
memet ile anası’

Kimi:
*Deniz kenarındaki şehir’de yaşıyorsa deniz kıyısına götürürler adımları
Gün batımına yakın saatlerde olur genellikle düşünce yoğunluğunu dağıtmak istediği gezinti.
Deniz’e özgü kokusunun, kıyıya çarpan dalga seslerinin martı seslerine karıştığı ortamdır adımlarına eşlik eden.
Kıyıya çarpan dalga sesinin geri çekilirken arındırdığını düşünür düşünce yoğunluğunu, yorgunluğunu.
Adımlarken kıyı boyunu önce gözleri, sonra dikkati ilerde denize yakın kayalıklar üzerinde oturan birine takılır. İlerler insana doğru ve o insanın ayağa kalktığını, kafası dışında bedeninin hareketsiz olduğunu görür.
Deniz’e yönelmiş bakışının arada bir gökyüzüne yöneldiğini de.
Oturur metrelerce uzağındaki bir kayanın üzerine, bakışı ayakta heykel misali duran insan’a takılı kalır.
Dakikalarca, dakikalarca sürer insanın ayaktaki duruşu ilgiyle, merakla izlerken..                                                                                          4
Ve o insanı kendisi, kendisini o insan olarak düşünür  bir an.
Ben gördüğümden beri dakiklardır öylece duruyor. Ben görmeden ne zamandan beri acaba…
Dünya’yı, insanca yaşamı, es geçmeden ayrıntıların önemini, asıl kaynağına yönelen dizelerdeki  fotoğrafın tümünü düşünür öylece.

Denize, deniz’in varlığına yönelir kayalarda dakikalardır duruşunu neredeyse değiştirmeden duran insanın düşünce dünyası ile kendi dünyasının harmonisi yönelim adresi olur Nazım’ın dizeleri

’’denizin üstünde ala bulut                                                                
yüzünde gümüş gemi
içinde sarı balık

dibinde mavi yosun
kıyıda bir çıplak adam
durmuş düşünür
bulut mu olsam
gemi mi yoksa
balık mı olsam
deniz mi yoksa
ne o
ne o
ne o
ne o
bulutuyla
gemisiyle

balığıyla
yosunuyla
deniz olunmalı’’

***

Alıp başını gitmek…
kendinden kaçış mı…
kalabalık içinde

ara, sessiz sokaklarda
parklarda
nehir kenarlarında
deniz kıyısında
düşüncelerin harmanında özlenenleri arayış mı, hayal etmek mi…
Yoksa
Sorunların, sıkıntıların ve üzentülerin çözümün yoğunluğunda
tüm bunlarla iç içe yaşayacağının bilincinde
kendinle başbaşa kalmak mı…

kemalkirac@ymail.com

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın