Sinema

Kitap Kulübü Film Analizi/ Aytül Örcün Laçin

Henüz tanıtım fragmanları döndüğü sıralarda merakla beklediğim, fakat anca izleyebildiğim 2018 yapımı bir filmden bahsetmek istiyorum; Kitap Kulübü. Filmden haberdar olmayanlara hemen söylemeliyim ki, ismine bakarak entellektüel birikiminize yenilerini katacağınız bir bilgi deposu beklemeyin. Ama iyi bir haberim var; aşk ve tabii ki aşkın kimyasal getirisi olan heyecan için, ‘yok artık benden geçti’ diyorsanız da filmi izlemeden karar vermeyin derim :)) Film genç arkadaşların çok ilgisini çeker mi bilemedim. Fakat bu yazıyı okuyan sevgili okuyucu için şuradan bir giriş yapalım; eğer 30 yaş altındaysanız, filmin serüveni Grinin 50 Tonu kitabıyla başlıyor 😉 Ana tema, yaşlı diye kabuğuna çekilmesi beklenenlerin aşkla, cinsellikle ve hayatla yeniden buluşması üzerine. Tam bir ikinci bahar hikayesi. Hem çok eğlenceli, hem de yaşlılığın ne olduğunu tekrar sorgulatan bir romantik komedi.

Başrol oyunculuğunun tüm karakterlere dağılmış olduğu filmde, hepimizin yakından tanıdığı ve sevdiği oyuncuları bir arada görüyoruz. Diane (Diane Keaton), Vivian (Jane Fonda), Sharon (Candice Bergen) ve Carol (Mary Steenburgen) üniversite döneminden arkadaşlar. Yıllardır sürdürdükleri kitap kulubü toplantılarından birinde bir araya gelirler. Her ay bir kişi bir kitap seçer, herkes okur ve toplandıklarında kitap hakkında konuşurlar. Ama aynı zamanda sıkı arkadaşlar olan bu kadınlar için, özel hayatlarının gidişatını da paylaşabilecekleri bir arkadaş buluşmasıdır Kitap Kulubü. Filmde yine bu bir araya gelişlerden birinde, aralarında en seksi olan Vivian’ın seçtiği Gri’nin 50 Tonu kitabıyla hayatlarında baş gösteren değişimlere tanık oluyoruz. Boşa dememişler, bir kitap okudum dünyam değişti diye. Yok öyle unumu eledim eleğimi astım diye bir şey; nihayetinde ruh yaşlanmıyor değil mi?)

Filmdeki karakterlere değinelim biraz. Vivian, zengin bir iş kadını ve dişiliğini hala koruyup ön planda tutan ama aşk acısı çekerim korkusuyla duygusallıktan kaçınan bir kadın. Diane ise eşini bir yıl önce kaybetmiş, çocukları tarafından koruma altında tutulmaya çalışılmasına karşılık hala hayat dolu ve kendi kendine yetebilen biri. Carol, aralarında tek evli olan. Onun da hayatı bir kısır döngüde iş, ev, yapılacaklar listesi şeklinde geçiyor. Her ne kadar dans dersleriyle hayatlarına renk katmaya çalışsa da eşi, ‘bir yaştan sonra belli kalıplarda yaşanır’ toplumsal yargılarında sıkışmış bir adam. Ve gelelim Sharon’a. O ise, eşinden yıllar önce boşanmasına rağmen, kendini hayatın heyecanlarına kapatmış ciddi bir yargıç. Bu arada, filmin erkek oyuncularını es geçmemek lazım. Özellikle Andy Garcia ve Craig T. Nelson olmak üzere erkek oyuncular da çok başarılılar.

Bir hatırlatma yapmak istiyorum ki, film pek öyle çoluk çocuk oturup izlenecek türden değil. Erotik falan değil tabi ama, genel olarak yaşlı diye tabir edilen kadınların yeniden cinselliklerini keşfi üzerine olduğundan kız kıza ya da eşinizle izlemenizi tavsiye ederim. Bu tavsiyenin benim kendi tecrübemden kaynaklandığını da şuraya sıkıştırayım. Zira, Black Mirror’u çok merak edip ilk bölümden başlayalım derken, bilenlerin hatırlayacağı domuzun da baş rolde olduğu bölümü 14 yaş ergeniyle atlaya atlaya izlemek(izleyememek) durumunda kalmıştım. Tabii seçim yine de sizin, benimki kulağa küpe olsun diye işte ;))

Ve şöyle bir toparlamak gerekirse, yaşlı ya da genç olun fark etmiyor. Nice ileri yaştaki insan, toplum öyle söylüyor diye aşktan ve hayata heyecan duymayı sağlayacak her tür aktiviteden elini ayağını çekmek durumunda hissediyor kendini. Öylesi doğru zannediyor. Nice genç insan, doğru adam veya doğru kadının olmadığı umutsuzluğuna düşmüş ve erkenden kabuğuna çekilmeyi seçmiş. Oysa hayatta doğru ya da yanlış yok. Zarar verme, öldürme, çalma… gibi evrensel yasalar dahilinde sevgiyi, aşkı yaşamak, doğru/yanlış etiketine sıkıştırılamaz ve mutlu olmak suç değil. Sevginin, ruhun yaşı yok, kalıpları yok. İşte son yıllarda çokça kullandığımız, ‘hayat bir illüzyondan ibaret’ kavramı burada giriyor devreye. Hayat bir yanılsamadan ibaret olamayacak kadar gerçek oysa. Onu kalıplara sokup bir yanılsamaya çeviren, maddesel tarafın içine sıkışıp duyguları unutan bizleriz.

Filmin sonlarına doğru Diane’nin çocuklarına söylediği replikte söylediği gibi: “Bana umudumu kestiğim şeyleri hissettiren harika bir erkek var. Dünyaya karşı merak ve heyecan duyar oldum. Belki sonu kötü biter, belki üzülebilirim ama, hayat budur. Aksini düşünseniz de ben hayattan umudumu kesmedim. Keşfetmek istediğim bir sürü şey var ve bence bunu hak ediyorum. Yaşlandığımı biliyorum, ama hala öğreniyorum. Her şeyden önemlisi de, mutluluktan korkmamayı artık öğrendim.” Yaşınız kaç olursa olsun hayatın anlamlarına hep dahil olmanız dileğiyle…

Aşkla kalın…

Aytül Örcün Laçin

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın