Edebiyat

Korkunun Ucunu Törpülemek/Deneme: Nesrin Başer Çağlar

2020. İşte yepyeni bir yıl. Kaç yeni yılı geride bıraktık kim bilir? Her seferinde içimizdeki sımsıcak duygularla sarmalandık. Ne de olsa yeni olan herşey güzeldi bizim için. Yeni dünyaya gelen bir bebek , yeni açan bir çiçek, yeni ev, yeni iş… Nedense yeni sözcüğü bize kirden arınmış, ışıltılı, biraz da göz dolduran, umuda endeksli hayallerimizin başlangıcı gibidir…Geçmişte bizi inciten ne varsa geleceğe taşımamayı kendi kendimize söz veririz. Halbuki bizi üzenler de bizimle beraber yeni bir yıla adımını atmıştır. Onlar, bize erişilmez uzaklıkta değildir? O zaman ne mi yapmalıyız? Aramıza görünmez kalın duvarlar örelim. Boyları öyle yüksek olsun ki atlasa da bize erişemesinler. Kötü insanları hallettik diyelim. Ya televizyondaki bizi huzursuz eden söylemleri ve görüntüleri ne yapacağız? Uzaktan bir ses televizyonu açma diyor. Sizce bu bir çözüm müdür? Peki o zaman dış dünyayla bağlantımız olan tek görseli de kapatırsak -olumlu, olumsuz gelişmeleri-, haberleri nasıl öğreneceğiz? Gazeteler¸ radyo bu konuda oldukça zayıf. Ancak öte taraftan, güne medyada tutuklanan gazeteci haberleriyle başlıyoruz. Doğruları yazanlar tutuklanıyorsa, gezetelerinden, Tv. Kanallarından uzaklaştırılıyorsa, hangi haberleri gerçek diye, nereden ve nasıl okuyacağız ki?

Demek televizyon olmazsa olmazımız. Hergün izlediğimiz kadın cinayetleri, çocuk tacizcileri, o iğrenç politik oyunları, sonu gelmeyen rant çılgınlığı; güzelim ormanların göz göre göre yok olmasi, göllerin kuruması, Altın Madeni İşletmeleri’nin ülkenin her bölgesinde mantar gibi bitmesini, işsizlik, enflasyon, eğitimin içler acısı durumu, tarımın can çekişmesi ve adaletin yerlerde sürünmesini nereden takip edeceğiz? Ne yani, alanı onlara boş mu bırakacağız?

İşte bunlar yüzünden diyorum: Televizyona uzak durmamalıyız! Eğer bu ülkede yaşıyorsak gerçeklerden kaçamayız. Yaşarken gördüklerimiz, kitaplarda okuduklarımızı görmemezlik edemeyiz.. Kuşkusuz bizde, yüreğimizi acıtan her olayın bir tarihi vardır. Bu durum her ne kadar teknolojiyle şekil değiştirirse değiştirsin, kötülükler ve sahipleri birbirine benzer. Şöyle ki, büyük bir yumak halkın içine girer, onları altında ezerek büyür büyür, ezilmekten korkan korkaklar da onların peşisıra giderler. Böylece büyük yumak daha da güçlenir. Artık insanları değil, ormanları, gölleri, denizleri doğayı, tüm yaşamı yok etmeye kalkarlar.

Bir zamanlar Atina’da köle sahibinin biri, kölelerin koluna kırmızı kolluk bağlamayı önermiş. Diğer köle sahiplerii de’ sen deli misin. biz eğer onların koluna böyle bir işaret takarsak, onlar ne kadar çok ve kalabalık olduklarını farkeder ve bizi tükürükle boğarlar. demiş. İşte biz de bu ülkede çoğunluğu oluşturan tarafız. Bunu kimse unutmamalı!

-Bence artık, korkunun ucunu törpülemenin zamanı çoktan geldi, geçiyor bile…

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın