Edebiyat

Mehmet Bardakçı – Yazar Biyografileri

Adnan Yücel (27 Mart 1953-24 Temmuz 2002) Şair, yazar ve akademisyen.

Elazığ’ın Seli köyünde dünyaya geldi. 24 Temmuz 2002’de Adana’da akciğer kanseri nedeni ile hayatını kaybetti. Zeliha Hanım ile işçi Hasan Yücel’in oğludur. 1976 yılında Diyarbakır Eğitim Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü’nde “Şiirimizde Garip Hareketi” başlıklı tez çalışması ile yüksek öğrenimini tamamladı (1980). Bir süre Ankara’da edebiyat öğretmeni olarak çalıştı. 1987’den ölümüne kadar Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde öğretim görevlisiydi. “Ateşin ve Güneşin Çocukları” adlı kitabı nedeni ile hakkında açılan dava takipsizlikle sonuçlandı.

Adnan Yücel’in ilk yapıtları “Ter Şiirleri” başlığı ile 1974’te Yeni Adımlar dergisinde yayımlandı. Daha sonra şiir ve yazıları Yapıt, petek, Yeni Olgu, Somut, Sanat Emeği, Türkiye Yazıları, Yazko Edebiyat, Dönemeç, Edebiyat’81, Damar ve Evrensel Kültür dergileri ile Yeni, Söylem, Artı Oluşum, Halkçı, Demokrat ve Cumhuriyet gazetelerinde yer aldı. Şiirlerinden bazıları Hollandaca, Almanca ve İngilizce dillerine çevrildi. Adnan Yücel Ayrıca Rotterdam’da düzenlenen şiir festivaline Türkiye’yi temsilen katıldı.

Şükran Kurdakul’un anlatımı ile Adnan Yücel, toplumsal sorunlara, acılara, arkadan vurmalara bağlı duyarlılıkları dengeli, yer yer kendine özgü şiirsel sıçramaları beceriyle kullanan bir şair kimliği ile okuyucu karşısına çıktı.

Yapıtları:

Şiir: Kavgalara Sözlenen Sevda (1979), Soframda Kaval Sesi (1982), Bir Özlem Bir Türkü (1983),Acıya Kurşun İşlemez (1985), Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek (1986), Rüzgârla Bir (1989),Ateşin ve Güneşin Çocukları (1991), Çukurova Çeşitlemesi (1993), Sular Tanıktır Aşkımıza (1998)

Araştırma: Karacaoğlan, Yaşamı, Sanatı, Kişiliği ve Şiirleri (1993)

*

YERYÜZÜ AŞKIN YÜZÜ OLUNCAYA DEK

Aşksız ve paramparçaydı yaşam

bir inancın yüceliğinde buldum seni

bir kavganın güzelliğinde sevdim.

bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Aşk demişti yaşamın bütün ustaları

aşk ile sevmek bir güzelliği

ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.

işte yüzünde badem çiçekleri

saçlarında gülen toprak ve ilkbahar.

sen misin seni sevdiğim o kavga,

sen o kavganın güzelliği misin yoksa…

Bir inancın yüceliğinde buldum seni

bir kavganın güzelliğinde sevdim.

bin kez budadılar körpe dallarımızı

bin kez kırdılar.

yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz

bin kez korkuya boğdular zamanı

bin kez ölümlediler

yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz.

bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Geçtiğimiz o ilk nehirlerden beri

suyun ayakları olmuştur ayaklarımız

ellerimiz, taşın ve toprağın elleri.

yağmura susamış sabahlarda çoğalırdık

törenlerle dikilirdik burçlarınıza.

türküler söylerdik hep aynı telden

aynı sesten, aynı yürekten

dağlara biz verirdik morluğunu,

henüz böyle yağmalanmamıştı gençliğimiz…

Ne gün batışı ölümlerin üzüncüne

ne tan atışı doğumların sevincine

ey bir elinde mezarcılar yaratan,

bir elinde ebeler koşturan doğa

bu seslenişimiz yalnızca sana

yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini

bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Saraylar saltanatlar çöker

kan susar birgün

zulüm biter.

menekşelerde açılır üstümüzde

leylaklarda güler.

bugünlerden geriye,

bir yarına gidenler kalır

bir de yarınlar için direnenler…

Şiirler doğacak kıvamda yine

duygular yeniden yağacak kıvamda.

ve yürek,

imgelerin en ulaşılmaz doruğunda.

ey herşey bitti diyenler

korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.

ne kırlarda direnen çiçekler

ne kentlerde devleşen öfkeler

henüz elveda demediler.

bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

-2-

Bir bir çekilirken teslim bayrakları

Ve kaçmalarla uzarken

Göçmelerle tozarken Avrupa yolları

Durdu bir avuç yiğit

Bir tutam kır çiçeği

Ölüm dediğiniz de ne ki

Gözümüzde hainler kadar küçük

Ve zafere inancımız

Ölümsüzleşen ölümler kadar büyük

Onlar ki bir ayrıkotu tarlasında

Bir tutam çiçektiler

Binlerce ihanet çirkinliğinde

Bir avuç direnci güzellediler

Hiç bir şey bitmemişti daha

Gülerek girdiler zulüm tufanına

Ölerek girdiler

Ve en dayanılmazında tufanların

Adlarını bile söylemediler

Yüreklerin karartılıp satıldığı

Ve aşkların

Buruşturulup atıldığı akşamlarda

İnanç ki yenilmez kılar insanı

O sudan ve demirden sevda

Resimlerde renklere sorar yaşamı

Günleri şiirlere böler ufuklarda

İşte bizimle güzelleşen her şey

Yine bir dostluk

Bir aşk sıcaklığında

Bitmedi daha sürüyor o kavga

Ve sürecek

Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek.

İşte tarih

İşte şiddetin iğrenç yüzü

Biz başlatmamışız hiç bir savaşı

Bizimle başlatılmış bütün savaşlar

Bizimle bitirilmiş yine

Kölelik çoğaltan zaferler adına

Vurulup düşmüşüz dünyanın her yerinde

Gidenimiz bir daha dönmemiş geri

Yemen olmuşuz

Balkan olmuşuz

Seferberlik olmuşuz

Ve her büyük savaşın sonunda

Ölümlere karşı türkülerle durmuşuz

Hangi inancın sesidir bu

Hangi körlüğün koyun kurbanlığı

Ki uğrunda can verdiğimiz topraklarda

Canı alınan kurbanlara dönmüşüz

Doğan günü kardeş bilirdik oysa

Akan suyu yoldaş bilirdik

Mutluluğa koştururduk atlarımızı

Sınırsız özlemler içinde ve suskun

Yine yollarda sessiz kalırdık

Biz bizsiz delen Ferhad’ı alkışlar

Bizi bizsiz seven kerem Kerem’i tanırdık

Kül olurduk aynı yangınlarda

Yine birbaşımıza kimsesiz ağlardık

Öylesine yaşardık ki günleri yüzyıl gibi

Cehennem bile imdat dilerdi bizden

Cehennemi cennete yine biz bağlardık

Ne yaptıysak yetmedi sesimize

Ne söylediysek yetmedi

Karlarla silelendi nice dağlar

Kalburlarla elendi

Ey bağrımıza bastığımız deli sevda

İşte yine doğayı doldurup yüreğimize

Yağmuru çağırıyoruz yanan ellerimize

Bir ilkbahar gecesinin ortasında

Şimşeklerle gelen o kıştan sonra

Herşey yeniden başlıyordu yine

Sanki kimliğimi

Yaralı bir kuş değilmiş gibi

Ve bakmıyormuşuz gibi

Bulutların taa üstünden

Yerin taa derinliklerine

Yeniden yükseliyordu aynı sesler

Süngerler çekilmiş gibi üstümüze

Nice yıllar geçmişti aradan

Her anı bir başka deprem

Bir başka kırım içinde

Dört bir yana haberler salınarak

Öldü denildiği halde inanılmayarak

Ve gittikçe silahlaşan türkülerde

Dağlara güneş doğdurulmayarak

Nice yıllar

Her anı kutsal bir çığlık içinde

Barış dedik bunca yıl

Kardeşlik dedik-sevgi dedik

Yepyeni umutlar doğurduk umut tacirlerinden

Düştük peşlerine korkusuz

Aç-susuz

Ve en dikenli yollarda yalınayak

Gelecekleri kapkara

Dilleri yumuşak

Yalanları güzel ve ak

Girdiler dünyamıza alkışlanarak

Onlarda barış dediler bizim gibi

Kardeşlik dediler- sevgi dediler

Hatta kurşun yağmuru akşamlara karşı

Yalnızca gül ve güvercin dediler

Sonra sığındıkları gizli beyler

Defne dallarıyla tutuşturup ateşleri

Güvercinleri pişirmeden yediler

Toprağı çıldırtan güller söylemişti

Onurla şahlanan kitaplar

Ve kararmayan yürekler söylemişti

Gözyaşına karışırken ter

Biliyordukki güle hançer

Barışa hançer

Sapalayan eller

Kırılmak zorunda birer birer

Hangi ışıktı o karanlık gecede

Hangi sevgi? hangi gül

Hangi barıştı onca ölümler içinde

Sevgiyse çocuk yüzlü diyorduk

Barışsa sabah sözlü

Patlayıp fışkıran

Leylak yüreği bir şafakla parlayan

Ne açlık? ne zulüm? ne de kan

Ancak biz kazandığımız zaman

Adnan Yücel

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın