Edebiyat

Münire Bozdemir’den Yeni Bir Deneme

BU YAZI SAKİN BİR SES TONUYLA YAZILMIŞTIR

Münire Bozdemir

Geçtiğimiz günlerde eşimin çalıştığı komşu okulun Yaratıcı Yazarlık bölümü önümüzdeki dönem gazetecilik ile ilgili ders vermekle ilgilenip ilgilenmeyeceğimi sordu. Beni tanıyanlarınız bilir; ben gazeteci değilim. Ancak, daha önce verdiğim Kültürel Çalışmalar ve Medya dersleri kapsamında gazetecilik alanına girmemek söz konusu olmayacağından ve uluslararası öğrencilerle gazetecilik ve medya konularını işlemek ayrı bir keyif olduğundan, çok temel seviyede de olsa, farklı ülkelerdeki gazete yazarlığını karşılaştırmalı olarak inceleyen birkaç ders vermiştim.

Sadece gazeteciliğe ya da kültürlerarası gazeteciliğe odaklı bir ders verme fikri doğrusu bana çok heyecan verici geldi. Düşünmeye başladım becerebilir miyim ya da dersi kabul edersem eğer hangi kaynakları okuturum ve Türkiye’den ne tür örnekler paylaşırım öğrencilerimle diye. İşte bu düşünme oturumları sırasında yüzüme yüzüme çarpan, görmezlikten gelemediğim, ‘’Yok, dersimin amacı bunlar değil.’’ diyerek bir kenara atamadığım bazı gözlemlerim oldu.

Gazetecilik 1950li yıllarda Türkiye’de üniversitelerde okutulmaya başlanmış. Ama tabii hem Türkiye coğrafyasında hem de dünyada gazeteciliğin derin bir geçmişi var. Bu geçmişi bazı kitaplar matbaanın bulunuşundan başlayarak inceler. Bazı kaynaklar da Amerika’da yolsuzlukları gün yüzüne çıkarmayı görev edinmiş araştırmacı yazarların başlattığı, [1]muckrakingakımı gibi gazeteciliği farklı yönlere itmiş dönüm noktalarını inceler. Çevre, spor, siyaset, köşe yazarlığı, magazin gazeteciliği gibi farklı kategorileri ayrı ayrı, kendi içinde inceleyen kaynaklar bulmak da tabii mümkün.

Beni şaşırtansa hem ülkemizde hem de başka yerlerde son zamanlarda çok rastladığım, daha güncel ve daha popüler bir gazetecilik anlayışına dair tek bir kelime görememiş olmam. Var olan hiçbir kategoriye uygun göremediğim için bu gazetecilik türüne Çemkirmeli Gazetecilik diyeceğim.

5 maddede aşağıdaki gibi özetleyebiliriz Çemkirmeli Gazeteciliğin ayırt edici özelliklerini:

  1. Bilgiden çok duyguya dayalıdır. Yazının içeriği değerli bilgilerle doluysa bile bu bilgilerin sunuluş biçimi çok duygusal, hatta genelde öfke doludur.
    1. Konu ne olursa olsun, verilen mesaj ‘’Mağdurum! Mutsuzum! İnandığım değerler elden gidiyor.’’ temalıdır. ‘’Mağduriyet’’ ve ‘’değer’’ laflarının içi pek doldurulmaz. Okuyucunun zaten biliyor olduğu varsayılır. Bolca şikayet edilir ancak çözüm önerileri sunulmaz.
    1. Çemkirmeli Gazetecilik akımının yazarları toplumları aydınlatmaktan ziyade birileri ya da bir şeylere karşı yazarlar yazılarını. Bu karşı çıkışları, zıt fikir beyan eden öteki düşünce ya da araştırma yazılarından ayıran özellik ise ‘’Eeeeeeey Falanca! Sen kendini ne sanıyorsun!!’’ şeklinde laflarla süslenmiş olmalarıdır. Sonuç olarak yazı bilgi paylaşımı, fikir beyanı ve düşünme ve aydınlanmaya davet olmaktan çıkıp, ‘’İki yiğit çıktı meydaneeee! İkisi de birbirinden merdaneeee! Gümbede güm gümgümgüm’’ tarzı bir meydan okuma ya da güç gösterisine dönüşür.
    1. Yayınlanan yazılar içerik bakımından olmasa da ses tonu bakımından çemkirmeli olduğu için zaten yazarla aynı fikirde olan okuyucular için yazılmış gibidir. Düşünceye sevk etmek, bir meseleyi derinlemesine irdeleyerek farkındalık sağlamak ya da okuyucuların bakış açısını genişletmek gibi hedefleri yoktur. Varsa da öfke tarafından tüketilmişlerdir.

Sizler de bana ‘’Eeen’olmus çemkiriyorlarsa? Dinleyen yok da ondan çemkiriyorlar.’’ diye çıkışabilirsiniz. Ya da ‘’Ne yapalım? Buralarda racon böyle. Çemkirmezsen tepene çıkarlar, ezmeye kalkarlar.’’ da diyebilirsiniz.

Bu noktada 5. maddeye geçmeden, sizlere önce yazımın başlığını hatırlatmak, sonra da 2004 yılında yapılmış bir araştırmayı anlatmak isterim. Amacım öfkeli söylemlerin- haklı ya da haksız davaları olup olmadığına bakmaksızın- ne gibi sonuçlara yol açabileceğini açıklamaya çalışmak.

Psikoloji alanında, özellikle davranışsal değişim ve iletişim alanlarında çalışan araştırmacı Rick Van Baaren ve bir grup meslektaşı taklit etmenin, yani çevremizdekilere benzer şekilde davranmanın  gündelik yaşamdaki etkilerini incelemek üzere bir dizi sosyal deney yapmışlar. Bu deneylerde araştırmacıların duruşunu, konuşmasını, ve davranışlarını taklit ederek iletişim kurduğu katılımcıların, muhtemelen ortaya çıkan bu hal ve tavırlardaki benzerliklerden doğan sosyal bağ nedeniyle, sosyal açıdan daha yararlı davranışlar sergiledikleri ortaya çıkmış. Bir çeşit hemşerilik hissi gibi düşünebilirsiniz bunu. Davranışları araştırmacılarca taklit edilen katılımcıların yüzde yüzü hem araştırmacılara hem de başka insanlara yardımseverce yaklaşırken, bu oran davranışları taklit edilmeyen grupta yüzde otuzlarda kalmış. [2]

Araştırma, sosyal bağların güçlenmesine ek olarak başkaları gibi davranmanın bir çeşit etkin öğrenme ve ortak kültür oluşturma eylemi olarak da değerlendirilebileceğinden bahsediyor. Her gün çok sayıda kişi tarafından tekrarlanan davranışların bir çeşit sosyal yatıştırıcı haline gelmesi ve o topluluktaki insanların başka türlü davranmayı akıllarına bile getiremez olması ihtimali açıklanıyor. Taklit etmeyi sürdürmeyi hayatta kalmanın bir yolu olarak inceleyen araştırmalara da referanslar veriliyor.

‘’Hah işte! Ne güzel koymuş lafı son yazısında Falanca yazar!’’ şeklindeki gazete sayfaları üzerinden yapılan yorumlar geldi mi aklınıza? Sizce de böyle yorumlar yazarın sesini taklit eden okuyucuya ait değiller mi? Okuyucu yazarla bir olup daha taze yuttuğu öfkeli lafların üstüne yenilerini ekliyor -neredeyse keyifle. ‘’Ama kime anlatıyorsun! Anlamaz ki bunlar! Hepsi aynı kafa!’’ diyor mesela. Öfke katlanarak buyuyor böylece. Mağdur ve çaresiz hissedenlerin sayısı da artıyor tabii.

Sahi, kim ki bunlardiye bahsedilen kişiler? İncitici ve küçümseyici geliyor kulağa, öyle değil mi? Sanki söz konusu olan insan değilmiş gibi?

İşte şimdi sıra geldi 5. maddeye:

  • Çemkirmeli Gazetecilik istemeden de olsa yukarıda yazdıklarıma benzer yorum ve duygulara yol açarak birilerini ötekileştiriyor. Kutuplaşmalara yol açıyor ya da onları daha belirgin hale getiriyor.Birbirinden çok da haberdar olmayan, birbiriyle fiziksel olarak aynı ortamda bile bulunmamış, selamlaşmamış ve aslında hayali iki grubu birbirine düşman ediyor.Diyalog ihtimali ortadan kalkıyor. Dahası, kişilere çemkirildiği için olaylar, fikirler ve muhtemel çözümler önemini kaybediyor.

Yazımı gene bir araştırmadan bahsederek kapatmak istiyorum:

Gazeteci Lene Bech Sillesen, ChrisIp ve David Uberti Columbia Journalism Review Dergisi’nin Mayıs-Haziran 2015 sayısında çıkan makalelerinde insanların empati kurulabilmesi için benzer olma hissinin ne kadar önemli olduğunu anlatıyorlar.Almanya’da, Bosna’da ve Rwanda’da soykırımın ötekileştirme sonucu, başka bir deyişle insanların belli grupları özünde kendilerinden empati hak etmeyecek kadar farklı görmeye başlamaları sonucu mümkün kılındığını açıklıyorlar. Ve uzun uzun gazetecilikte empati yaratmak üzerine yaptıkları araştırmaların sonuçlarını paylaşıyorlar. [3]

Açıkçası komşu okulda ders açacak mıyım, henüz bilmiyorum. Eğer açarsam yazarların sahip olduğu en önemli güçlerden ikisinin empati ve farkındalık yaratmak olduğu bilinciyle vereceğim derslerimi. Çünkü öfkeli, bağırgan ve amacı birilerini ‘’oturtmak’’ olan gençler değil dinleyen, anlamaya çalışan ve ne olursa olsun çözüm üretmeye çalışmaktan vazgeçmeyen gençler olsun istiyorum hayatlarımızda.

Bu bitmeyen öfkeyi bir kenara atmanın zamanı sizce de gelmedi mi?

Münire Bozdemir

Şubat 2021 , ABD


[1] muckrake kelimeanlamı: tırmıklaçamurya da pisliktemizlemek

[2]İngilizce bilen okuyuculularımız makalenin tamamına bu linkten erişebilirler: https://journals.sagepub.com/doi/10.1111/j.0963-7214.2004.01501012.x  Eğer ulaşamazsanız ya da İngilizce bilmiyor fakat makaleyi anlamak istiyorsanız lütfen benimle iletişime geçmekten çekinmeyin.

[3]İngilizce bilen okuyucularımız makalenin tamamına bu linkten erişebilirler: https://www.cjr.org/analysis/journalism_and_the_power_of_emotions.phpEğer ulaşamazsanız ya da İngilizce bilmiyor fakat makaleyi anlamak istiyorsanız lütfen benimle iletişime geçmekten çekinmeyin.

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın