Şiir

Naci Bahtiyar Şiirleri

GÖÇ YOLLARI

mevsiminden kopan uçurum yazları
yayla uğultusuyla uyanan çam kozalakları
güneşe sıçrayarak tohumlar toprağın rahmini

sen yandığında ben utanmalıydım incinen yanından
eriyen dağ sözleri ak düşen başımdaki sancı
susarsan kararır kalbin çetin burçları

ağlamanın postasını ölü taylar taşımış yurtlara
kaç cümle döküldüyse delik cebimden ayağıma
kıymetin azraile verildiği mutluluk safları kalmış

neremizden kanadıksa oradan ağrıdık
sancılar damladık kuyudan yusuf’a biraz gökyüzü
yuvası yangın kuşlara yemledik göç yollarını

kitabın içinden kaçar adalet yanarken ellerin
kışı dayatır dumanlı sobalara eğilir bacanın gölgesi
yaza emek taşır nasır, ter besler ovayı

yavrusuna andını ezber eden güvercin
şahin kokulu rüzgar esermiş yuvaya
daha çok kanarmış anneye yavrunun yarası

devlet katkılı siyanür banka kredili açlık
alladık pulladık da ölmenin pusulasını
kürsülere sığmadı sözleri ter vıcık vıcık

başıma vurulan barut kokulu bayrağı üstüme örtmeyin
kim dokuduysa kader denilen cinneti tenime
su taşımalı devlet annesi ölen güvercine

ah fırat sen orada yanarken ben burada köz olayım
kıyımda çocuk cesetleri ölü yapraklar sergisi
kapanmış defterine yüzü koyun ders çalışır gibi

ERDEM SALYASI

parlayan efsaneler satıyor boşalmanın efendisi
mahşeri topluyor isterik körhaneler sokağı’nda
erdem salyası akıtıyor ölü bakan kadınlara
sahte unvanlar kötürüm öğretiler ve afiyetli yasalar
birinci dereceden sit alanı ilan ediliyor arka sokaklarda
ve mahallenin orospuları
yığınla kefen dikiyor sokak ölülerine

en çok tüketilen Allah korkusu aşındırıyor vicdanları
dindarlaşan kedicikler ilahi denecek kadar güzel Allah’ım
ahlak zorbaları parsel parsel satıyor kadınların sokaklarını
tuzlanmış caddelerde uzun koşuyor işportacılar
anasından emdiği sütü tükürüyor zabıtaların üstüne
güncel korkular sokak ortası bir şiiri boğazlıyor
bir kadın şehvetini yiyor güpegündüz

evlere hapsoluyor mahremin cenderesi
düzenin gerdeğine acılı bayramlar dikiyor mahalleli
kadının elleri yanıyor oğullara değdikçe musalla
elleri ölümlerde birleşiyordu maktul ile katilin
yoksul yerlerin ağıtları koyulaşıyor gözlerimizde
inceliyor ahlak, semirdikçe ko/r/kulu makamlar
zarın pozu veriliyor erdemin salyasında

anonim, limited, komandit şirketler vs
sabah iştahına çapağını sunuyor işçilerin sofrasına
yok’un öyküsü allanıp çullanıp süsleniyor vitrinlerinde
cinnet pazarında madenler öldürüyor sabahlarımızı
endamlı sermayenin namus zarı dikiliyor törenlerle
kanın reglinde bölgesel sancı çekiyor dişil sabahlar
kurban ediliyor sabah postasında duyulmayan çığlıklar

çıldıran benlikler komitesi şükürler duası öğretiyor isteyene
aşırmanın hazzında tez sunan hocalar cüppeniz ne güzel
karakter aşınmasında tezsiz dersler yükseliyor iç avlularda
boş zamanlar endüstrisinde işçinin alın teri yudumlanıyor
efendi köle diyalektiğinden habersiz annem
ölenleri ve kızları saymadan
üç çocukla taçlandırıyor babamın iktidarını

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın