Sinema

Naim Süleymanoğlu Filmi Üzerine/ Aytül Örcün

Cep Herkülü: Naim Süleymanoğlu

Bir insan, hayatı boyunca birçok sıfata sahip olur ve tüm sıfatlar gelip geçicidir. Ama tek bir kimliği vardır. Kimlik; hayat boyu biriktirdiklerinizdir, kişiliğinizi oluşturan özelliklerin tümüdür, kim olduğunuzdur, sizi siz yapan her şeydir. Sizin kimliğinizi aldılar mı hiç elinizden?…

Bu ayki sinema yazımın konuğu; bu dünyadan yakın zamanda göç etmiş, ama istikrar, disiplin ve azmiyle adını dünya spor tarihine yazdırmış bir insan hakları savunucusu. Asimile politikalarına karşı, birçok insanın sesini dünyaya duyuran ve kimliğini geri almayı başarırken bir kapının da açılmasına öncülük eden, içimizden bir kahraman efsanevi halterci Naim Süleymanoğlu. Naim Süleymanoğlu, aslında yaşı çok küçük olanlar haricinde hepimizin tanıdığı biri. Daha iki yıl önce kaybettik kendisini. Fakat bu filmi izleyecek olanlar, böylesi başarılı bir sporcu oluşunun ötesinde bir Naim tanıyacaklar. 

Film, ‘Cep Herkülü’ Naim Süleymanoğlu’nun hikâyesini konu alıyor. Bu biyografik film, tıpkı çok beğenerek izlediğim ‘Müslüm’ filminde olduğu gibi Mustafa Uslu imzasını taşıyor. Hayatının en anlamlı ve en büyük filmi olduğunu belirten Uslu, bütçeden de kaçınmamış. Çekimler, Bulgaristan, Avustralya’nın Melbourne şehri, Türkiye, Moskova, Brezilya, İngiltere ve New York’ta gerçekleştirilmiş. Filmin senaryosu Barış Pirhasan’a ait olsa da, Naim Süleymanoğlu’nun kardeşi Muharrem Süleymanoğlu’nun ‘Kardeşim Cep Herkülü’ adlı, anılarını yazdığı kitaptan yola çıkılmış. Filmin müzikleri ise Fahir Atakoğlu’na ait. Fakat final sahnesinde bu senenin trendi olan rap bir parçayla vedalaşılıyor seyirciyle. Rap müziğin sevilen isimlerinden Eypio, Naim Süleymanoğlu’nu anlatan ve ölümsüz sporcunun adını taşıyan, özel olarak bestelediği Naim adlı parçayı seslendiriyor.

Açıkçası film,  -bir sporcunun biyografik hikâyesi olması dolayısıyla- vizyona girdiği anda izlemeliyim diyeceklerim kategorisinde değildi. Her ne kadar bu sporcu 47 dünya rekorunun sahibi olsa da, benim için çok başarılı bir sporcuydu sadece. Tabii ki hikâyesini öğrenene kadar… Okan Bayülgen’in programında filmin oyuncularının konuk olduğu bölüme denk gelişimle, fikrim tamamen değişti. Naim Süleymanoğlu’nu anlatan bu film, o dakikalardan çekmeye başladı beni. Oyunculuğunu çok beğendiğim Yetkin Dikinciler’in büyüleyici sesi ve konuşmasına, bir de ilk kez gördüğüm genç bir adam eşlik ediyordu.  Ki, o da filmde Naim’i oynayan Hayat Van Eck idi. İki yıl önce  ‘Daha’ filmiyle Altın Koza Film Festivali’nde Umut Veren Genç Erkek Oyuncu ve Altın Portakal’da En İyi Erkek Oyuncu ödülüne layık görüldüğünü öğrenince merakım iyice arttı. Bu yaşta, kariyerine önemli sinema ödülleriyle başlangıç yapmış olan bu genç oyuncu, aynı zamanda Naim’le benzerliği açısından da muhteşem bir kast olmuş. Ayrıca 9 yaşında haltere başlamış, yıllarını spora adamış birini canlandırmak da öyle her babayiğidin harcı olmasa gerek. Malum o kaslar havayla şişmiyor. Hayat Van Eck çekimlerin birkaç ay öncesinden hazırlamış kendini bu rol için. Programda anlatılanlar, konuşulanlar, fragman öylesine etkiledi ki, kendimi ertesi gün sinemada buldum.

Film 1977 ile 1988 arası dönemi kapsıyor. Bulgaristan’da yaşayan sıradan bir Türk aileyi görüyoruz öncelikle. Henüz 9 yaşında olan, fakat spor hocası(Gürkan Uygun) tarafından haltere olan yeteneğinin farkına varılan Naim, ailesi ikna edilerek yatılı spor okuluna başlatılıyor. Filmin ilk bölümünde daha çok anne evlat özlemi ve hafta sonu kavuşmaları yer alıyor ki, o dakikalardan itibaren anneyi canlandıran Selen Öztürk, gözlerden kalbe giden bir bağ kuruyor seyirciyle. Ben kendi adıma filmi en çok anne karakterinin gözlerinden izlediğimi söyleyebilirim. En etkilendiğim oyunculuk performansı da, dolayısıyla Selen Öztürk’e aitti. Sonrası gelişen olaylar bazı eleştirmenler tarafından, ajitasyona varan bir dramatize olarak değerlendirilmiş. Fakat ben katılmıyorum. 1984’teki Bulgar hükümetince ‘soya dönüş’ adı altındaki asimilasyon kampanyasına karşı çıkan Türkler için hapishaneye dönüşen Belene kampında yaşananlar, eğlenceli bir bakış açısıyla sunulamazdı sonuçta. Yazının başında ‘Sizin hiç kimliğinizi aldılar mı elinizden?’ demiştim ya, işte filmin can alıcı noktası da burasıydı. Maalesef birçok ülkenin, azınlık olarak yaşayan diğer kültürleri yok etme girişimi, Bulgaristan’da da yapıldı. Filmde de Türk’lerin ismi değiştiriliyor, Türkçe konuşmaları yasaklanıyor, kısacası uygulanan asimilasyon, o dönemin içinde yaşamış kişinin hikâyesi anlatılırken gözler önüne seriliyor. Baskı ve zulüm arabeskleştirilmeden verilmiş bence. Netice de biyografik bir film bu, belgesel değil. 

Olimpiyatlara katılabilmesi için yaşı büyütülen Naim’den, asılabilmesi için yaşı büyütülen Erdal Eren’e bir gönderme bile yer alıyor filmde. 1986’da Melbourne Avustralya’da, Dünya Halter Şampiyonası sırasında kaçarak Türk Büyükelçiliği’ne sığınması, dönemin başbakanı Turgut Özal tarafından Türkiye’ye getirilişi ve Birleşmiş Milletler’de Türk milleti adına yaptığı tarihi konuşma, yaşananları yansıtması açısından çok değerliydi. O yıllarda henüz çocuk olan ben, olimpiyatlarda şampiyon olan, oturunca ayakları yere değmeyecek kadar küçük olan bu adamı şampiyon kimliğiyle tanıyordum yalnızca. Naifliği her halinden belli olan bu küçük dev adam, meğer kendisinin, ailesinin ve azınlık olarak yaşamakta olan halkının, cesur temsilcisiymiş aynı zamanda. Türkiye’ye geldikten sonra, Seul Olimpiyatları’nda kırdığı rekorların ardından yaptığı ve dünyaya sesini duyurduğu konuşması yer alıyordu filmde. Bulgaristan’da yaşayan Türklere yapılanları dünya bilsin diye Seul’e katılmak istiyor en çok da. İnternette bu konuşmanın gerçeğini çok aradım fakat ulaşamadım. Gerçi filmdeki bu sahnelerin ne kadarının birebir gerçeği yansıttığı, ne kadarının sinematik normlar dahilinde gösterildiğini bilemiyoruz tabii ki. Yapımcı için, Türk milliyetçiliğini öne çıkarıp, filmin içinin boşaltıldığı eleştirisinde bulunanlar da var. O yüzden, o dönemde Naim Süleymanoğlu’nu yakından takip etmiş olanların, hayatını iyi bilenlerin taktirine bırakıyorum filmin gerçeklik boyutunu. İnternette rastladığım bir habere göre; filmde Naim Süleymanoğlu’nun ölüm yılı da, Seul Olimpiyat Oyunları’ndaki tarihi başarıya imza attığı gün olan 20 Eylül 1988 tarihi de yanlış yazılmış. Ayrıca ölüm tarihi 2017 iken 2016 olarak gösterilmiş diye okudum. Filmin duygu selinde bu detaylara odaklanamadığım ve öncesinde de bir bilgim olmadığı için fark edemediğim için bu eleştirinin de ucunu açık bırakıyorum.  

Film bir biyografi olarak incelendiğinde ne gibi eksiklere ulaşılır o kısmı sinema eleştirmenlerinin alanı. Ben bir blog yazarı ve sinema izleyicisi gözüyle baktığımda filmi çok beğendim. Dünya çapında tanınan ve taktir edilen bu muhteşem sporcunun hikayesini, azmi sayesinde ulaştıkları ve yaşadıklarını sinema perdesinde izlemek, hayatına bir süreliğine de olsa ortak olmaktı benim için. Hikâyeyi hikâye yapan, bilinmeyen kısımlarının yazılmış olmasıdır. Yazılmayanlardır asıl hikâye. Ve Naim Süleymanoğlu, her insanın içinde var olan süper kahramanın vücut bulmuş hali, azmin madalyalarla süslenmiş resmidir. Ve filmde geçen bir replikte, Naim’in hocasının dediği gibi: “Gölgede duranın gölgesi olmaz. Güneşte duracaksın ki, insanlar gölgene toplansın.”  Işığıyla ışık saçanlara, aşkla…

Aytülpedia: 

Naim Süleymanoğlu, (23 Ocak 1967 Kırcaali – 18 Kasım 2017 İstanbul) Bulgaristan Türkü halterci. Tüm zamanların en iyi haltercisi kabul edilir. Lakabı, yapıca ufak tefek ancak çok güçlü olması nedeniyle Cep Herkül’dür. “Dünyanın En İyi Sporcusu” seçilen Naim Süleymanoğlu, kariyerinde 47 dünya rekoruna, 6 Avrupa Şampiyonluğu ile 7 Dünya Şampiyonluğuna imza attı. Ayrıca 3 olimpiyat altın madalyasının da sahibi oldu. Kendi ağırlığının 3 katından fazlasını kaldırabilen tek sporcu olarak da tarihe geçen Süleymanoğlu, dünya rekoruna ilk olarak 15 yaşındayken imza attı.

Aytül Örcün Laçin

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın