Edebiyat

New York – Soma Mektuplaşmaları Münire Bozdemir

Sevgili Özlem Hocam,

Sanki hiç silgiye ihtiyaç duymaz, cümlelerimi hep düzgün kurarmışım gibi tükenmez kalem ve kâğıt seçtim kendime mektup aracı olarak.  Oluşacak karalamalar için şimdiden özür dilerim.  

Bana yazdığınız mektubu saat farkı nedeniyle sabahın çok erken bir vakti aldım. Okumayı henüz bitiremeden okul servisine koşmak zorunda kaldım.  Zaten evden koşarak çıkmadığım bir sabah yok.  Başarılı bir son dakikacıyım.  Ama o sabah mektubunuzun getirdiği mutluluk ve merakla daha bir hızlı ve mutlu koştum durağa. Yol arkadaşım Karen çoktan gelmiş, beni bekliyordu.

Karen bazen bana “nasıl oluyor da sabahın köründe, karanlıkta ve bu soğukta böyle mutlu olabiliyorsun?” diye sorar. Ben de “bilmem…” diye yanıt verip, yol boyu beni sabahın köründe ve o soğukta o okul servisine getirmiş olan maceralarımı ve deneyimlerimi düşünürüm. 

O sabah “Karen!” dedim, “bugünkü mutluluğumun sebebi var!”. Ve ona mektubunuzdan, yıllar sonra siz, Arzu ve benim bir araya gelişimizden, Soma’da öğrencilerle buluşmamızdan ve planlarımızdan bahsettim. Karen bana böyle ömür boyu devam eden bağlantıların, bağların değerinden bahsetti. Sizi, beni, Arzu’yu iletişimimiz ve çabamızdan ötürü takdir etti. Ne kadar şanslı olduğumu bir kez daha fark etmemi sağladı.

Okul yolunun iki tarafı da orman. Hem de ne orman! Yüksek yüksek ve son baharda rengarenk ağaçlar, sincaplar, rakunlar, geyikler… Hatta annem gördüğünde o kadar çok etkilenmiş ki bir keresinde rüyasında beni ayıların kovaladığını bile görmüş. Durum bu olunca serviste gözlerimizi dört açıyoruz meraklı geyiklere, hiperaktif sincaplara ve gözlerinin etrafındaki siyah maskeyle süper kahramanlara benzeyen rakunlara çarpmayalım diye. Yol boyu –yaklaşık kırk dakika– hem sol tarafımdaki pencereden akıp gitmekte olan ormana baktım hem de yazdıklarınızı duşundum. (Bir yandan da bir an önce okula varıp kimseler gelmeden mektubu baştan sona ve bu sefer sakince okumak için sabırsızlanıyordum.)

Belki o an yolda olmamdan, belki de mektuptaki sesiniz ve anlattıklarınızın tanıdıklığından sanki zaman değil de mekan geçmiş gibi geldi bana. Lisedeki Münire’yle ve sizlerle arama yıllar değil de şehirler ve ülkeler girmiş gibi. Yoksa özünde biz hala ayni biz. Türkiye’deki hayatımla Türkiye dışındaki hayatim birbirine paralel evrenler; ama bu paralel evrenler diyarında evim hep Türkiye. Tatil için, araştırma için, proje için ya da canım öyle istediği için dönüp dönüp geldiğim sevgili kürkçü dükkânım. 

Sayenizde bu sefer kürkçü dükkânıma dışarıdan ve gazetelerden değil de içeriden bakabildim. Öğrencilerinizle iletişiminize ve çabalarınıza hayran kaldım. “Mücadeleyi elden bırakmayan değerli eğitimciler var; hem de ben onları bizzat tanıyorum!!” diye düşündüm. Sonra da acaba dedim bizleri yakınlaştıran ve benim bu paralel evrenler arası köprülerimi sağlam tutan bu “mücadele” mi? Her başarıyı, deneyimi ve çabayı anlamlı ve kıymetli kılan… Bu bir güzelleştirme, daha iyi etme mücadelesi aslında ve en güzel yanı da bu zaten. Hiçbir zaman bitmeyecek, çünkü her zaman “daha iyisi” var. Konu eğitim olunca bu mücadele bir hırs ya da aç gözlülük de değil üstelik. Aksine gerekli. Hani Sait Faik’in öyküsündeki karakter “yazmasam deli olacaktım” demiş ya, sizi bazen üzse bazen yıldırsa da belli ki siz de bu “mücadele” olmasa deli olacaksınız. Ne mutlu bize, öğrencilerinize ve iş arkadaşlarınıza!

Beni mücadelenize dahil ettiğiniz ve gözleri pırıl pırıl öğrencilerinizle bir araya getirdiğiniz için tekrar teşekkür ederim. Aslında çok gergindim konferans salonunda ilk sahneye çıktığımda. İlk fark ettiğim şeylerden biri uzun zamandır hiç Türkçe ders (ya da başka bir şey) anlatmamış olduğumdu. Çok da uzun olmayan kariyerim boyunca tanıştığım uluslararası öğrenci sayısı Türkiyeli öğrenci sayısından çok daha fazla. Bu tabii ki Çin’de ve Amerika’da çalışmış olmamın doğal bir sonucu. Ama gene de bir öğrenci topluluğu önünde uzun zamandır ilk kez Türkçe konuşacak olmama Şaşırdım. Söyleyeceklerimi ifade edememekten korktum. Sabırla dinleyen ve çok güzel sorular soran öğrencileriniz korkularımın yersiz olduğunu kanıtladı. Konuşmamın başında “Burada olmak eve dönmek benim için.” demiştim. Gerçekten de öyle oldu. Lütfen öğrencilerinize de teşekkürlerimi iletin. Onların yaşındayken ben nelerin arayışı içindeydim, neleri bilmek ve duymak bana iyi gelirdi gibi soruları düşünerek yanıtlarımı şekillendirmeye çalıştım.

Mektubumu üç minik hikayeyle sonlandırmak istiyorum.

Sabancı Üniversitesi, Kültürel Çalışmalar Yüksek Lisans Programı’ndan mezun olmama az bir zaman kala, eski rektörümüz rahmetli Tosun Terzioğlu bana “Eee, yeni hayalin ne?” diye sormuştu.

Sizleri ziyaret ettikten sonra bir de bir köy ilkokulunu ziyaret ettim. Ufak tefek halime aldanıp, on yaşındaki bir öğrenci bana “Abla sen büyünce ne olmak istiyorsun?” diye sordu.

New York’ta çok sevdiğim yazar Terry Pratchett ile tanışma şansım oldu bir söyleşi sırasında. “Benim Türkiye’de de okuyucularım mı var demek?” dedi bana. “Var tabii!!” dedim. “İsmin ne kadar güzelmiş, anlamı ne?” diye sordu. “Işık veren, ay gibi aldığı ışığı yansıtan demek.” diye açıkladım. O sırada bu yazar ileri derecede Alzheimer hastasıydı. Bir kitap daha yazabilme olasılığı çok ama çok düşüktü. Gene de “Çok güzel bir ismin varmış. Bir dahaki kitabımda bir karaktere senin ismini vereceğim.” dedi. 

Bu üç hikayedeki üç ayrı kişi gibi olmaya çalışıyorum. Tosun Terzioğlu gibi öğrencilerime hep yeni hayallerin pesinden gitmenin önemini anlatıyorum. Ve hayallerini paylaştıklarında hem kendi gözümden hem de onların gözünden dinlemeye çalışıyorum. Köy okulundaki küçük arkadaşım gibi hep düşünüyorum daha çok nasıl büyüyebilirim diye – yaşım kaç olursa olsun. Olasılıklar düşük bile olsa, ben de Terry Pretchett gibi bir sonraki adımımın hayalini kurmaktan çekinmemeye çalışıyorum. Umut ediyorum korkmak yerine.

Bizler birbirimizin hayallerinden sorumluyuz. Üniversitenin bir dönemini Afrika’da Gana’da okumuş olan eşim Elliot’in çok sevdiği bir Afrika atasözü var: Eğer hızlı gitmek istiyorsan yola tek başına çık; ama uzağa gitmek istiyorsan başkalarıyla birlikte yürü. Umarım “uzağa” gitmek isteyen genç arkadaşlarıma, sizlerle birlikte yukarıdaki üç hikayenin de hakkını vererek, biraz da olsa yalnız olmadıklarını hissettirebilmişimdir.

            2019  kış tatilimi anlamlı kıldığınız ve yeni yıla umutla başlamamı sağladığınız için size, can arkadaşım ve meslektaşım Arzu Öğretmen’e ve muhteşem öğrencilerinize çok teşekkür ederim.

Tekrar görüşmek üzere,

Münire Bozdemir

***

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın