Deneme

Nilüfer Uçar ve Bir Deneme Yazısı

kırmızının Albenisi

                                                                 Nilüfer Uçar

       Öyle günler var ki, o günleri yeniden yaşamak, hatırlamak istemez insan. Yorucudur, sıkıntılıdır, endişe ve kaygı taşır kucağına doldurduklarıyla. Diyebilirsiniz ki yaşadığımız şu günlerin hangisinin  kucağı dolu değil. Haklısınız. Yaşamın kırılma notaları dediğimiz geçişler, iz bırakarak terk ederken yakamızı, aldıklarını düşünmek istemeyiz. O geçişlerin hacmi büyüdükçe, yaşananları taşımak zorlaşır, izleri silinmez, zaman aşımına uğramaz, anı olarak kalsa dahi anımsanması yorar.

      Gönül ister ki; gün ışığı yansısın umut taşıyan gözlerde. Ah o günlerin çok olması nasıl da istenir. Umuda tav olmak kadar kutsaldır ışığın gözlerden yer bulması.

       Her sabah gibi güneş doğmuş, yaşam telaşıyla sokaklarda  akıp gidiyordu.  Annem çocuklarını hazırlayıp okullarına yolcu etmenin huzuruyla arkalarından sevgiyle bakıyordu. Tabii arkalarında su dökmediği bir uğurlamaydı  bu. Yaşamın rutin akışın bir parçasıydı. O gün evdeydim. Babam da okulun yolunu erkenden tutmuştu. Babam zaten çok erkenden evden çıkardı. Uğrayacağı yerlere uğradıktan sonra okula giderdi. Kabına sığmayan bir öğretmendi babam. Köylerde çalışırken hem öğretmen, hem muhtar, hem sağlıkçı hem de  pek çok işin erbabıydı. Haksızlığa tahammülü yoktu. Hep taraftı. Ezilenden, yoksuldan, kimsesizden yanaydı. Bu  isyankâr ruh onu sıkıntıların eşiğinde uzaklaştırmadı hiçbir zaman.

       Zaten başı dertten kurtulmadığı gibi olanları  hepimiz yaşıyorduk. En çok da annemi içine çekerdi bu sıkıntılar.

Huzuru oturtamadığımız bir gündü. Olacaklara her zaman hazırlıklı ve bekliyor olsak da yaşanması sıkıntılıydı.

       O gün babam,  ilk ya da ikinci dersini bitirmiş olduğu bir saatte  okula sıra dışı misafirler gelmiş. Gelenler babamın misafirleri olsalar da babamı misafir olarak götürmek için gelmişler.

     -Hocam bizimle karakola kadar gelip misafirimiz olacaksınız, dediklerinden  niyetleri belli olmuştu.  Eee  yapacak bir şey yok. Misafir gidince okuldan  bize haber gelmeden kendileri geldi.

      Altı yedi polis  misafirimiz olarak içeri girdi. Annemden izin isteyip aramaya başladılar. Bir öğretmenin evinde servet bulmak için gelmedikleri kesin. Aradıkları mal mülk değildi zaten. Onun olmayacağını bizden çok onlar biliyordu. Aradıkları düşünceyi besleyen hazineydi. Tabii ki aradıklarını bulmaları zor olmadı. Doğrudan  kitaplığa yöneldiler. Vay be ne hazine. Hem de sırtını odanın duvarına dayamış, biz buradayız der gibi varlıklarını gösterircesine dimdik durmanın gururunu yaşar gibiydiler.  Tüm ihtişamıyla, meydan okurcasına, cesurca gelenlere boyun eğmeden öylece durdular, kardeşçe, kol kola, sırt sırta… Gerçi kitap sakladığımız  çok oldu ama, o bu aşamadan sonraydı. Kitaplar ki, her biri babamın göz bebeği gibiydi. Onları okumak için dahi kimselere vermek istemezdi. Çünkü giden kitap bir daha gelmiyordu.

     Babamın incinmesinler diye itinayla okuduğu o değerler, hoyratça yerlere atıldı.  Sakıncalı kitaplar aranmaya başlandı Yere atılan kitaplar göz göze gelerek; “sakıncalı olan hangimiz” dercesine bakıştılar, cesaretlerinden taviz vermeden. Kitap sakıncalıdır, çünkü uyanışın kaynağıdır. Ne yazık ki o kaynak çok tahrip edildi zaman zaman değil,  pek çok zaman desek daha gerçekçi olur.

     Geldik, eli boş gitmek olmaz dercesine kendilerine göre  sakıncalı olanları bulup bir kenara yığdılar. Aslında kitapların içeriğinden ziyade yazarın ve kitabın ismi yeterli oluyordu.

     Polisin biri anneme dönüp;

    -Ev sizin mi?

    -Yok, kiradan oturuyoruz.

   – Kaç çocuk var ?

    -Altı

    – Kocan bu kadar kitap alacağına size bir ev alsaydı ya, dedi alaylı bir dille. İşlerini bitirmiş olmanın huzuruyla  kapıya yöneldiler. Tam çıkıyorlardı ki, çatıya çıkan tahta merdiveni gördü birisi.

     – Durun, durun çatı da varmış. Çıkıp bakın  şuraya, dedi  amirleri.

Belki aradıklarımızın bir kısmı orada olabilir düşünce ve hevesiyle çatıya hızlıca çıktı iki polis.  Annem bana;

     – Kızım sen de beraber git, dedi. Arkalarından çıktım. Çatı işte, ne olabilir ki! Bir tarafta odun yığını, bir tarafta kömür ve  ıvır zıvır… İşe yaramayan eşyaların çoğu oradaydı.  İçinde  eski ders kitaplarımızın olduğu büyükçe bir  sandık da  köşede  duruyordu. Çatının her yerine  itinayla baktıktan  sonra sandığın başına geldiler.

İçindekileri karıştırmaya başladılar. Aradıkları sakıncalıyı  bulamamanın öfkesiyle kitaplar  etrafa savruluyordu. Nihayet buldular sakıncalı dedikleri kitabı. Kitap, zaferini kutlarcasına havada perende atarak  dönüyordu.

   -Bu ne? dercesine, hiddetle kitabı bana doğru salladı. Benim ne suçum vardı. Bulamazsınız dememiştim ki kendilerine.  Kitaba baktım. “Ah zavallı kitap, adın sakıncaya çıktı. Bu ayıp da sana yeter,” diyemedim. Çünkü gün içinde yaşadıklarım germişti beni. Kapağında kalınca kırmızı okları olan bu kitabı okumuş, tarihin akışkanlığını öğrenmiştim. “Sen tarihsin, alışık olman gerekir bu tür savrulmalara,”  üzülme  diyemedim.

       Amcamın Dil – Tarih Coğrafya Fakültesi’ndeki ders kitabıydı o sakıncalı buldukları kitap. “Türklerin Orta Asya’dan Göç Yolları” 

    -O ders kitabı. Türklerin Orta Asya’dan göç yollarını anlatıyor. İstiyorsanız alabilirsiniz, dedim çekinerek.

     Bozuldu, sinirlendi, yenilmiş bir komutanın kızgınlığı ve öfkesi vardı gözlerinde.  Belki de nereden göçüp geldiğini merak etmemiş olabilirdi. Biz, Orta Asya, göç ne işi vardı  sakıncaların içinde.  Kitabı sandığın  içine ok gibi fırlatıp attı. Komutan yenilmişti. Hızlıca inip evden çıkıp gittiler.

      Babamın misafirliği  tutuklu olarak devam etti, uzunca süre. Elbette o sıkıntılı dönem kolay yaşanmadı. Zor dönemlerin günü de gecesi de çok uzun olurmuş. Bitmez sanırsın.

     Götürdükleri kitaplara ne mi oldu?  Uzunca bir sürenin sonunda misafirliği biten babam, ilk işi kitaplarını almak için karakola gitmek oldu. Defalarca gidip geldi. Ta ki o kitaplar kitaplıktaki yerini alıncaya dek.

                                                                                      21 Eylül 2021

BU YAZILARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın