Kitaplar

Nuray Biber, farklı bir deneme yazısı ile bizlerle.

Bir Dinazorun Anıları Üzerine

    “İhtiyarlar ne yapar?Anılarını yazar.” diyerek seksen iki yaşında başlamış anılarını yazmaya Mîna Urgan. Doğru dürüst günce tutmadığından  anılarının kopuk kopuk olduğunu belirterek.Öte yandan günce tutmanın çok önemli olduğunun da altını çiziyor, belleksiz bir toplum olmamız için. Mümkün olsa herkesin , köşedeki bakkalın bile anılarını yazmasının değişen ve dönüşen çevre için önemli olduğunu vurguluyor. Bu satırları okurken köydeki ıssız evleri anımsadım.Her yanını sarmaşıklar sarmış , çürümeye durmuş bu evler annem hikayesini anlatınca bir ruh kazanırdı. O duvarlarda bebek ağlamaları duyardım, gelinlerin gözyaşları, acıları canlanırdı zihnimde. Kimbilir kaç heves var  şu camsız pencere de diye düşünmekten alamazdım kendimi. Hikayelerini bilmek o evleri ıssızlıktan, terkedilmişlikten kurtarıp  yaşanmış hayatların ağırlığına, onuruna kavuştururdu  tekrar. Bu bakımdan anıların değerli olduğuna, sonraki nesillere ulaştırma açısından yazmak gerektiğine ben de hemfikirim. Mîna Urgan bunu biraz da iz bırakabilme adına yapmış.İyi de yapmış, keyifli bir kitap olmuş.

       Yaşlılığı çok keyifli karşılayan, bunu kendi lehine çeviren Mîna Urgan, daha bir özgür kıldığını söylüyor  kendisini ihtiyarlığın.Gelen her sıkıntıyı mızmızlanmadan ,kolayca atlatmanın yollarını bulmuş .Çok hastalık geçirmesine rağmen bunları önemsemeden , hayatının merkezine koymadan atlatması  beni kendine hayran bıraktı.Tanıdığım çok genç insanlarda bile o enerji yok.Öte yandan tiryakiliklerine sadık kalışı, yemeğe olan düşkünlüğü ve bunlar için bahaneleri gülümsetiyor insanı.

     Mîna Urgan şanslı sayabileceğim bir çevrede doğmuş.Bugün edebiyat  ve sanat dünyasından bildiğimiz birçok önemli insan hayatında olmuş.Orhan Veli , Sait Faik , Abidin Dino,Cevat Şakir, Aziz Nesin  ve daha nicesi. Hâl böyle olunca yazılardan bildiğimiz bu insanlarla dostluk etmiş, aynı masada yemek yemiş bir kişiden onları dinlemek hem çok keyifli ve   hem çok önemli. Ahmet Haşim e olan inancı ve saygısını, Yahya Kemal ‘in bencilliğini , Abidin Dino nun engin bilgisi buluyorsunuz satırlarda.Ve hiçbir yerde belki karşınıza çıkmayacak küçük  detaylar. Necip Fazıl ve Çetin Altan gibi eski dostlarıyla yollarının neden ayrıldığını da açıklamış kitabında.  

     Tarzının biraz didaktik olduğunu söyleyebilirim.Sanırım bu da uzun yıllar hocalık yapmasının etkisi.Bununla beraber yalın ve dürüst, samimi bir anlatım olmuş.Eğip bükmeden, bahanelere sığınmadan hatalarını da dürüstçe yazmış. Hatalarından pişman olmadığını,  yapılması gereken hatalar olduğunu savunuyor. Sosyal bir devlete olan inancı, eğitiminde  fırsat eşitliğini savunması , zenginliğe olan düşmanlığı-zengin bir çevrede doğmasına rağmen-ilerleyen yıllarda bile hep aktivist kalmasını sağlar. Bu uğurda yürüyüşlere , açlık grevlerine katılmaktan da geri durmaz. Birçok kez başı derde de girer. Arzuladığı dünya bana biraz ütopik gelse de mücadelesine hayran kaldım.

       İstanbul’un gözünün önünde betonlaşması üzüntü veren bir tanıklık olmuş yazar için. Toplumun duyarsızlığı, giderek  aydın kesim ile halkın arasının açılması ve bir şeyleri anlatamamak sıkıntı olmuş ona.Hayatımıza giren teknoloji  ile-özellikle televizyonun- yozlaşmanın , çürümenin hızlanmasına üzülürken bugünkü halimizi görmediği için şanslı olduğunu düşünmeden edemedim.Gençlerin erken ölümü karşısındaki çaresizliği, hâlâ  hayatta olmasından duyduğu utanç, düzeltemediği şeyler için sorumlu hissetmesi kendini, aklıma;”günah uzun bir kervan, ta ucunda ben varım” *dizesinindeki yalnızlığı, acıyı düşündürmesi de şiirin ortak paydası  sanırım .

     Kitap beş bölümden oluşuyor.Yaşlılık ve Ölüm, Çocukluk, Gençlik, Gençliğimde Tanıdığım Bazı Kimseler ve Siyasal Bölüm.

Kitabın sonunda da yazarın aile albümünden fotoğraflar var.

     “Anılarıma başlarken, her şeyden önce, gençliğin bir mutluluk, yaşlılığın ise bir mutsuzluk dönemi olduğu mitosunu yıkmak istiyorum. Gençliğin mutluluğu, gençlerin kendileri dışında nerdeyse herkesin inandığı koca bir yalandır.”

     Yaşlılık bölümüyle daha ilk sayfadan sarıyor insanı. Akademik geçmişi ve hocalığı düşünülünce, düzelttiği yanlışlara kulak asmadan edemedim.Hepsini not aldım defterime.Yabancı dilin önemini vurgularken, anadilimize olan uzaklığımız, verilen eğitimlerdeki çarpıklıklara da değiniyor haklı olarak.

    Hayatına giren bazı kimseler en ilginç bölümdü benim için. Hocası Nafız Çamlıbel’in “Merdiven”şiirini yorumunu    Ahmet Haşim’e  söyleyip,  onun tarafından yazılan  üç sayfalık karşı yorumu sınıfta okuması muzip karekterinin göstergesi olsa gerek. Bazı karşıt görüşlerin inadına damarına basmaktan geri durmaması da. Bu bölüm oldukça renkli insanlarla dolu.Atatürk ile karşılaşması , annesinin Latife Hanım ile arkadaşlığı, Halit Rıfkı’nın üvey babası olması ve daha birçok önemli kişiyi kapsıyor. Benim için  sürpriz olan ise, Halide Edip’le olan bağıydı.Onu çok sevip saymasına rağmen yanlışlarını söylemekten de geri durmamış.

     “Ancak birbirimizden nefret edecek kadar dindarız, sevecek kadar değil” diyen Jonathan Swift  adlı bir din adamı ile tanrıtanımaz olarak kendini tanımlayan Mîna Urgan  sohbeti çok farklı açılardan bakabilme adına çok önemliydi.İnanç konusunda aynı düşünmesek de var olan dinler maalesef ki dünyayı daha iyi bir yer yapmıyor. Sevgi dilinden, en önemlsi saygıdan uzak, sürekli  bir ötekileştirmenin  eşiğindeyiz. Olduğu gibi kabul edebilme olmadığı gibi, kendi yanında olanın yanlışını gözardı etme meylimiz utanç verici. Oysa tanrıya, öte dünyaya inanmadan iyi bir insan olan, dünyayı salt kendisi için değil herkes için duyumsayan, herhangi ödül ya da ceza beklemeden bu uğurda yaşam mücadelesi veren insanlar daha dürüst, daha insancıl bir eylem içindeler.

     Mîna Urgan özgür bir ruh.Hayatı boyunca  kendi emeğiyle ayakları üzerinde durabilmenin haklı kıvancıyla  yaşamış. Üretmekten , öğretmekten geri durmamış hiç. Çocuklarını büyütürken onların birer birey olabilmelerine imkan sağlamış. Bence hayatını böyle güzel çizebilmesindeki en büyük etken annesi Şefika Hanım. Farklı düşünmesine rağmen karşı durmayan , geçmişle geleceği güzel harmanlayan bir annesi var. İnançlı olmasına rağmen dayatmadan kabullenmesi, önünü açması hep aydın bir çevrede yaşamanın artısı sanırım. Bu konuda imrenmedim diyemem. “Entelektüel olabilmek   birkaç kuşak öncesinden itibaren okumaktan geçer ” sözünün nişanesi gibi hayatı…

    Zamanı kıymetli olduğu için kitap konusunda çok seçiçi davranıyor  ya çok sevdiklerini tekrar okuyor ya da okumak istediklerini. Fethi Naci’ nin bir sözü onu artık sıkıcı kitaplarla çebelleşmekten alıkoyuyor. “Karpuzu kestin, baktın ki kabak. Yine zorla yiyecek misin?” bu söz onun hoşlanmadığı ne varsa anında bırakmasına vesile olur.

     Kadın-erkek eşitliği konusunda fikrine kısmen katılmasam da sosyal yapının değişmesinin gerektiğine inanıyorum. Kendisi belki çevresinden ötürü, belki siyasi görüşü ağır bastığından; kadın olduğu için engellenmeye maruz kalmadığını söylüyor. 

     Son bölüm olan siyasal bölüm  öbür bölümler gibi keyifli değil belki. Bu yazarla değil doğrudan siyasetin kirliliğiyle ilişkili bence. Birçok darbeyi görmüş bir insan olarak 27 Mayıs İhtilali ‘nı ömrünün en mutlu günü sayıp ayrı tutar. Bu ihtilal , aydın solcular için arzuladıkları dünya için bir ışıktır ve bunun rüyası bile darbeyi farklı değerlendirmelerine neden olmaktadır.

        Başlarken bu kadar hızlı ve keyifli okuyabileceğimi düşünmemiştim. Keşke yaşasa, tanıma ve sohbet etme imkanı bulsaydım … Eminim bana anlatmaktan, ters düştüğümüz köşeleri yontmaktan geri durmayacaktı. Kitabı yazarken kim okur ki bir dinazorun anılarını diye düşünmüş -ileri yaşından ve bazı konulardaki tutuculuğundan kendine dinazor diyor- çok satınca da birşeyleri yanlış yaptım galiba demiş kendiyle alay ederek.  Bu kadarını beklememiştir  sanırım. 2000 yılında vefat eden yazarın anılarını bizlere ulaştırması, ardından gezilerini de yazıp sunması çok büyük kazanç olmuş kitapseverler açısından.

     Bir Dinazorun Anıları’nı bazen heyecanla, bazen gülerek, bazen buruk ve bazen belki muhalif olarak okuyorsunuz. En önemlisi de sıkılmadan, kahramanı bol bir dünyada, edebiyat, sanat ve siyaset ile dolmuş yıllara tanıklık ederken birçok şey öğreniyorsunuz.  

 Işıklar içinde uyusun.

Nuray Biber

*- Mine Urgan, Bir Dinazorun Anıları/ Yapı Kredi Yayınları – 2017

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın