Deneme

Nuray Biber’den Yeni Bir Deneme

FOTOĞRAFLAR

Ankara‘da mevsim geçişleri hep zordur. Kış sınırlarını keskin bir şekilde çizerken kolay kolay teslim etmez bahara şehri…Gardı düşen kıştan usul usul uyanan doğa yaza hazırlıksız düşüverir daima… Şimdilerde iğde ve hanımeli kokuları sarmış bu yollarda yürümek, gerçekten keyifli bir kaçamağa dönüştü benim için… Ah hele o kuşlar, her ağaçta birkaçı, neşesi cıvıltılarından taşan kuşlar… Başım yukarıda, arada  çiçekleri koklayarak sırf neşem  müziğe yorulsun diye kulaklık kulağımda yürüyorum. Müziğe illaki  sevdiğim dizeler eşlik ediyor zihnimde… Ana uygun olanını, önce düşenini içimden  bir dua gibi geçiriyorum…

   Son bir yaz görüp gideceğim. O yüzden, bu şehrin her ayrıntısını kazımak istiyorum zihnime… Bu sokaklar, ağaçlar,  evler, hanımeli ve iğde sarhoşu yürüdüğüm yollar, sadece çam ağaçlarının hüküm sürdüğü ormanım..Hepsini gözlerimde saklamak arzusuyla bakıyorum. Kendimi gelecekteki özleme hazırlarken yoluma bir eşya yığını çıktı.Kırık dökük bir şifonyer, kumaşı iyice aşınmış bir koltuk, giysi ve ayakkabılar… Bir taşınmanın elenenleri mutlak diye düşünürken, tahtaların altında fotoğraflar ilişti gözüme. Kazara atılmış olamayacak kadar fazlaydı… Eğildim, siyah beyaz zamanlardan -muhtemelen evli bir çift- bana bakıyordu… Taşınmıyorlar, evi boşaltıyorlar  düşüncesi içimi ezerek geçti…Bu dünyadan bağları kopunca eşyanın, hatıraların da hükmü kalmamış, sahip çıkanı olmamış, gelişigüzel sokağa atılmıştı… Eşyalar yaşanmışlıkların ağırlığıyla bir vazgeçişe hazırdı belki… Ama fotoğraflar… onlar bir ana  aitti, bir yerlerdeydi o zaman… O gün yaşananlar geleceğe bir katkı sunmuştu, bundandır bir çerçeveye hapsoluşu… Fotoğraflardaki anları zamanına katıştıracak, geçmişte kalan gözlerin içine  bakacağı kimse mi yoktu?… .Başka zaman olsa alırdım onları evime götürürdüm, arada bakar o gözlere, hikayesini kendimce kurardım  ama pandemi elime almama bile engel oldu…

Geçtim gittim yanlarından…  Hiç olmazsa yaksalardı fotoğrafları diye hayıflanarak…

Köydeki evimizde bütün mahallenin resimli kaydını tutan bir albüm var. Babam bulduğu her fotoğrafı iliştirmiş oraya. Çoğu şu an hayatta olmayan  ve hiç görmediğim bu insanlar en genç  ve güzel halleriyle baş sayfalardan bize bakar daima. Çocukluğumdan bugüne değin yarım yamalak bildiğim hikayeleri ile hep bizimle olan ama hiç karşılaşmadığım bu insanlar uzak bir akrabammış gibi gelirdi bana. Şehre göçmüş, köyle bağını koparırken halini  belgeleyen iki fotoğraf göndermeyi vefa borcu sayan, artık  efsaneleşmiş olan akrabalar… Bu yıl yine açtım albümü, baktım onlara; Ankara’da sokağa atılmış, kimsesi kalmamış  anıların yüküyle… Daha da bir sahiplenerek…      

Yakın  zamanda seyrettiğim bir filmde sevgilisinden ayrılan  genç adam,  son kullanma tarihi çok yakın konserve ananas alıyordu sürekli. Kendince bir totem yapmış, son  kullanma tarihine birkaç gün kalan konserveleri yiyerek sevgilisinin dönmesini umuyordu. Anıların son kullanma tarihi var mıdır diye soruyordu kendine sonunda. ’Hatıralar kutulansaydı onların da son kullanma tarihi olur muydu? Eğer öyleyse asırlar boyu bozulmamalarını isterdim’…  (Chungking Exspress)

 NURAY BİBER           

BU YAZILARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın