Şiir

Özgen Seçkin·ve Bir Şiiri

BUGÜNLERİN DİRENCİ…

SİZ “Altmış Beş Yılın Hüznü”nü 70 olarak da okuyabilirsiniz…

ALTMIŞ BEŞ YILIN HÜZNÜ

…..

Kuşlar da eskidi kaptan, yorgun pervane göğümüzde

sanma ki bu şiir yeni, bilirsin, önce yorulur her şey,

örneğin mermer eşiğimdeki kapı yorgun ve ağır

menteşeleri kendi beynini yemiş, gövdesi cenderede

kemikleri kırılıyor sanki ‘bilmem’ diyen bir sesin

vazgeçmiyor ama acı şeyleri içeri almaktan

karmakarışık benzimi görmek için can atıyor yine…

Ağaçlar yorgun bir doksanlığın hâliyle kaptan

sarardılar, yalnızlaştılar terk edince yaprakları

eskir mi ağaçlar, eskidiler, mevsimini şaşıran bir güneşin

beklediler vurmasını eskimiş duvar yazılarına,

sanki omuzlarına ankara garı çökmüş gibi

sanki doğu toptan üzerlerine yürümüş gibi

yekindiler kurtalan ekspresinin uğultulu tırmanışıyla.

O duygular ki, bir bir eskidi kaptan, tufana tutulmuş

sevgi, ayrılık, kavuşma, ölüm duygusu

dostluklar sığmazdı kalbimize, biz hep insanları sınadık

ülkeleri kurtardık sancılı omuzumuzla sarmaşık bencilliğimizden,

dağılan bir cıvaydı içimize yağmur sonu düşen dize

noktasız virgülsüz, yinelendikçe yorulan her söz gibi eskidi

heykel ve çekiç uyumunda var edebildik mi gövde biçemimizi.

Selam sabah eskidi kaptan, sorulmadıkça bir ay ışığı kadar

eskidikçe o vicdan köreldi, içimizi yırtan bir burgu acısı

vicdan yoruldukça kanlı gömleklerimizi öylece attık

çırılçıplak türkülerin çöplüğünde ellerimiz un ufak

sevincimizin sınırı yoktu ölüm affedince yoldaşları,

çöktü hukuk kürsüsü tozuyla ötekinin üzerine

oysa bozkır ayaklanır göverirdi hayaliyle eşitliğin.

Ekinimiz, denizde ekmeğimiz, gökte turnamız

yalnızlaşmanın kör bıçağıyla kesilmedi mi kaptan

paslı bir çivi işlemedi mi yandıkça ciğerimiz,

insansızlığın morarmış yarasını tırmalıyor kırdaki sincap

sessiz bir film gibi yürüyor hayat, sendeliyor,

oysa hüzün buyurur ki bu yaşa

daha çok bahar yaşa, daha çok derin yaşa.

Adreslerde kapı numaraları, mekânlar eskidi kaptan

gurbet ikinci yuvamız dedik, kan doldu

sıla dedik varalım, bir viran oldu

sevgimizi bölüşelim dedik bir çınarın dibinde el ele

kalbura dönmüştü çimeni, çiğdemi, lalezarımız harap

türküler eskidi altında figan feryat, ses telleri yorgun

adresleri soramaz olduk, vurulmuştu sokaklar.

Resimler eskidi kaptan, yalnız cumhuriyet mi

o resimlerde kadınlarımız, şehir takları, tunç heykeller

ağartmak için kara çarşafı, bez fabrikaları, nakışlar, renkler

nakışlara sinen anne kokusu, evlat hasreti ve yanık mektuplar

insan yüreğinden haraç mezat çalınmış aşklar, kelepir

gülümsemeler eskidi kaptan, hürmet çekilmiş bir göl

bir halk, bir sokak, bir kent ancak bu kadar eskir.

Bambaşka akıyor zaman, kalkanını unutma

sen kaptan, kıldan ince köprüleri kurmaya çalış

ama velakin puşttur diyorlar bu koca dünya

yine de evir çevir göğsünü, en keskin acıya alış,

acılar yorulmuyor, tahammül eksiliyor, ölüm nöbette

neden hep böyle beklenir, dağ ovanın omuzunda

sanki zimmetli bize kül, duman, kaos ve kargış.

Benim ütopyam, senin gerçeğin eskidi kaptan

düşlediğin kadınları hangi şairin şiirine benzetirdin

hangi berceste dizeyle yıkanırlardı en çok, kalbine eğil, dinle,

düşen şelale hazzıyla köpürürdü içine işleyen sesler

bu kadar yoğun eskittiğin bir zaman bozlağının

sonuna konan narin bir kuştu ömür

bir kuş işte uçtu uçar, bir kuş bu kadar eskir mi kaptan.

Sanma ki bu şiir yeni, altmış beş yıl yazılan bir hüsran

yoksul ocaklarında yanan Üç Yüz Bir’den düşen kömür…

(Özgen Seçkin, Külden Büyüttüm Narı)

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın