Öykü

Özlem Yildiz ve Kısa Kısa Öyküler

Damarına Basılan Kedi

    Avluda sıkıntı diz boyuydu. Çomar, “İt gibi yatıyor.” sözünü örnekler nitelikteydi. Gölgeye sığınmış çocuklarsa birazdan başlayacak “Kara Şimşek” dizisini bekliyorlardı. O arada komşularının siyah kedisi Duman, erik ağacında bilediği pençeleri ile kümesin yolunu tutmuştu. 

    Duman’ı gören çocuklar Çomar’ı tasmasından çekerek uyandırdılar. Ağır ağır yaklaştılar kümese. Duman, folluğun oralarda bir şeyler aranıyordu.  

    Çocuklar, “Hiç merak etme.” dediler fısıltı ile. “Birazdan aradığını bulacaksın.”

    Çomar’ı kümese atıp kapıyı kapattılar. 

    Bir anda mırlamalarla hırlamalar birbirine karıştı. Ortalık toz duman oldu. Tavanda, yerde, duvarda hep Dumanvardı. Sonra sis bastı kümesi. 

    Manzara netleştiğinde Duman, Çomar’ın ensesindeydi. Zavallı köpek debelense de kediden kurtulamıyordu. Her yanı kan içindeydi. Çocuklar şaşkın bir halde kapıyı açtılar. 

    Duman, füze gibi geçti aralarından. 

    Çomar, bütün gün yaralarını yaladı avluda. 

    “Sizdeki de cesaret.” dedi babaanneleri. 

    “Ama Duman hep kaçıyordu.”

   “Yine kaçar çocuğum. Siz hem damarına basmışsınız hem de kaçacak yer bırakmamışsınız Duman’a. Çomar değil aslan olsa ne yazar!”

    Rodeocu Çocuk

    Uçsuz bucaksız ayçiçeği tarlasının kıyısındaydılar. Amcaları su işleri ile uğraşırken onlar da at arabasının yanında oyalanıyorlardı. 

    Az ötede otlayan Kırço’yu yeni almışlardı. 

    “Hayvan pazarından aldık.” demişti babaları. Çocuklar, “Horoza gel horoza!” diye bağırılan bir yer olarak düşünmüşlerdi hayvan pazarını. 

    Küçüktüler daha. Denk geldikçe kovboy filmi izleseler de rodeo nedir bilmiyorlardı. Karşılarındaki at da sakindi. En ters hareketi kuyruğu ile sinekleri yere sermesiydi. 

    Çocuklar beklemekten sıkıldıkları bir anda ellerine birer tutam ot alıp arabaya çıktılar. Kırço’nun ayağına bağlı zinciri şıngır şıngır çektiler. Kırço, arabanın dibine kadar geldi. Küçük kardeş, bir hamlede atın sırtına zıplayıp yelelerine yapıştı. Ne olduysa ondan sonra oldu. 

    Kırço debelenmeye başladı. Şahlandı, çifteleri saydırdı, kişnedi. 

    Rodeocu çocuk neye uğradığını şaşırdı. Evdeki oyunlara benzemiyordu bu yaşadığı. Bir iki göbek attı öne arkaya. Elleri sıyrılıverdi yelelerden. Kırço son bir hamleyle ayçiçeği tarlasına uçurdu onu. 

    “Bup!” diye yere düştü çocuk.

    “Bu ne biçim at?” diye bağırıp ağlamaya başladı.

    Uçan At Osman

    Kasabalı R. tutkuyla bağlıydı atına. Fırsat buldukça onu övmekten geri durmazdı. Söylediklerine şüphe ile yaklaşan olursa, “Yat Osman.” derdi. 

    Kocaman at, arabaya koşulu olsa bile bir deve gibi yere yatardı.

   “Haydi Osman!” dedi mi de tutabilene aşk olsun. 

    Osman ancak Kasabalı R., “Dur!” dediğinde dururdu.

    “Koşusu bile farklı benim Osman’ımın.” derdi Kasabalı R. “Nallarıyla yola imza atıyor, imza!”

    Gerçekten de öyleydi. İlçeye gittiği günlerden birinde yemcide ihtiyaçlarını gören bir köylü, dışarından geçen atın ayak sesini duyunca, “Bu bizim R. Eniştenin Osman.” demiş. Çıkıp baktığında da yanılmadığını anlamış.

    Böyle böyle efsane oldu Osman. Her gün yeni hikâyeler ekledi kariyerine.

    Bir akşamüzeri kahvehaneler taraftanyola imza ata ata gelirken çapraz köprüyü dönemeyince dereye uçtu.

    Saniyeler içinde insanlar toplandı. 

    Şimdi ne olacak demeye kalmadan, “Haydi Osman!” komutu ile derenin yamacından arabayı düze çıkardıOsman. 

    İlk şoku atlatan Kasabalı R., “Vallahi,” dedi, “Osman’ın uçtuğunu ben de yeni öğreniyorum.”

Özlem Yıldız

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın