Öykü

Özlem Yıldız, Muhteşem Bir Öykü İle Aramızda

Yamalı Önlük

Nilay Öğretmen, haberleştiği öğrenci velisi ile giyim mağazasının önünde buluştu. Orta yaşlı velinin yanında sarı saçlı, küçük bir kız çocuğu da vardı. Sıcak bir selamlaşmanın ardından hep birlikte mağazaya girdiler.

     Hemen o yakınlardaki kıyafetleri düzenleyen tezgâhtarın yardımıyla boy boy önlüklerin sergilendiği rafı buluverdiler. Vakit kaybetmeden önlüklerden birini seçip küçük kıza giydi. İlk giydiği önlük, çocuğun üzerine cuk oturmasına rağmen annesi: “Hoca’nım bir büyüğünü alalım, birkaç yıl daha giysin!” dedi. Hemen bir yenisini denediler. Anne, şöyle bir yoklayıp önlüğü çocuğunun üzerine oturtmaya çalıştı. Kollarının sarktığını görünce de: “Kıvırıveririz canım, ne olacak?”  dedi.

Tüm bu sahneleri sessizlik içinde izleyen Nilay Öğretmen: “Siz bilirsiniz” dedi. “İsterseniz üzerine tam olanı alın, isterseniz bunu.”

Öğrencinin annesi, önlüğün kollarını içeri doğru kıvırırken: “Bu güzel, Hoca’nım. Allah razı olsun!…”  Ardından da söylenmeye başladı. “Bu kız var ya bu kız, ömrümü yedi. Ha bu önlük yüzünden okula gitmem de gitmem diye tutturdu. Hâlbuki ne güzel önlüğü vardı. Neymiş, yamalıymış. Ah ah, şimdiki çocuklar bir âlem. Kaç kere söyledim, yamalı giymek ayıp değil; yırtık giymek ayıp diye.”

Nilay Öğretmen, kadının sözleriyle birlikte dalıp gitti. O da şimdiki nesle içerliyordu. Şimdilerde yırtık ya da yamalı giymek söz konusu bile değildi. Yeni nesil, markalı bir kıyafet giyemediği zaman, yamalı ya da yırtık (eğer moda değilse) bir şey giymiş gibi kendini aşağılanmış hissediyordu. 

Bu arada öğrenci velisi ne kadar uğraşsa da önlük, küçük kızın üzerine oturmuyordu. O, kollarını kıvırmaya çalıştıkça küçük kız kendisini daha da kasıyordu. Sinirlenen anne: “Düzgün dur, kızım!” diye söylendi.

Nilay Öğretmen, görünüşte annesi ile didişen küçük kıza bakıyordu. Oysa düşünceleri çok eski bir zamana götürmüştü onu.

Yıllar önce ayrıldığı köyündeydi şimdi. Beşinci sınıftaydı. O yıl giydiği önlüğü hatırladı. Ablasından kalmıştı. Karlı bir pazar günü, annesi önlüğünü yıkamış, gün boyu kurumayınca da sobanın başına asmıştı. O gece önlük kurumuştu kurumasına ancak bir sorun vardı. Ön tarafında kocaman bir yanık izi oluşmuştu. Nilay’ın annesi çocuklar uyanana kadar eski, ağarmış önlüklerden bir parça keserek yanık izini onardı. Zayıf, çelimsiz bir kız olan Nilay, annesinin zoruyla birkaç lokma atıştırdıktan sonra önlüğünü giyer giymez yamayı fark edince:

     “Anne bu ne?” diye sordu.

     “Kızım sobada sararmış da…”

     “Ama anne, bunu nasıl giyeceğim?”

     “Ne olacak kızım, yamalı giymek ayıp mı?”

     “Anne…”

     “Kızım sus, baban uyanacak. Bak ne güzel yama yaptım. Zaten beşinci sınıftasın. Sana yedi ay için önlük alamayız.”

Nilay, çaresiz bir halde giydi önlüğü. Okula gitti. Sanki tüm çocuklar ona bakıyordu. Gözü sürekli önlüğündeki yamadaydı. “Ne diye yıkadı ki önlüğümü annem!” diye söyleniyordu. Bir yandan da yamalı önlükle bir yılı nasıl geçireceğini düşünüyordu.

Nilay, o akşam babası gelene kadar önlüğü üzerinden çıkarmadı. Yamalı önlüğü o da görsün istiyordu. Ne var ki değirmende bütün gün çuval indirip kaldırmaktan yorgun düşen babası, Nilay’ın yamalı önlüğünü görecek durumda değildi. Zaten Nilay dışında daha beş çocuğu vardı.

     Nilay o akşam ne kadar uğraşsa da babasına yamalı önlüğü gösteremeyince:

     “Baba, bana yeni bir önlük alamaz mıyız?” diye sordu.

     “Kızım önlüğün var işte!”

     “Ama yamalı!”

     “Ne olmuş yamalıysa kızım? Ayıptır, ayıp! Ne zamandan beri yamalı giymekten utanır oldunuz? Vallahi istersen okulu bırak, sana yedi ay için önlük alacak durumum yok.” dedi.

Nilay ister istemez okula yamalı önlükle gitmeye devam etti. Bir gün sınıf öğretmenleri, komşu köye gezi düzenleyeceğini söyledi. Bu tip geziler daha önce de olmuştu. Öğrenciler bu gezilere her zamankinden daha özenli giyinerek giderdi. Öğretmenleri de onları bu konuda uyarırdı. Komşu köydeki meslektaşına üstü başı pis öğrencilerle gitmek istemezdi.

Nilay, annesine yeni önlük aldıramayacağını anlamıştı. Bir gün, geçen yıl okulu bitiren komşu kızları Nermin’de yeni bir önlük olduğunu duydu. Nermin, okumak istediği halde ailesi tarafından okutulmayan bir kızdı. Öğrencilik günlerinin tek hatırası olan önlüğünü bir genç kızın gelinliğini saklaması gibi saklıyordu.

Nilay, bir okul çıkışı Nermin’e uğradı. Ona komşu köye gezi yapılacağını söyleyip önlüğünü bir günlüğüne istedi. Nermin, Nilay’ın haline biraz da acıyarak önlüğü gezide kullanılmak üzere verdi. Yeni önlüğü giyen Nilay’ın keyfi yerine geldi. Gezi sırasında cıvıl cıvıl dolaştı ortalıkta. Artık insanlar onun yamalı önlüğüne değil de yüzüne bakıyorlardı ya da Nilay’a öyle geliyordu.

Gezi çok iyi geçti. Nilay, kendi köylerine döner dönmez önlüğü vermek istemedi. Zaten ilk birkaç gün Nermin’le de karşılaşmadı. Bir hafta boyunca giydi bu yeni önlüğü. Sonra bir gün Nermin’le karşılaştı.

     “Nilay, önlüğü sevdin galiba!”

     “Ya şey, benim önlüğüm kirliydi de…”

     “Hadi neyse! Yalnız, yarın bana teslim et önlüğümü, tamam mı?”

Tamam, diyemedi Nilay. Döndü gitti.

Bir gün sonra önlük elinde tekrar Nermin’in kapısındaydı. Kafasına koymuştu. Bu güzel önlüğü Nermin’den isteyecekti. Nermin, kendisine ağır gelen okuma düşlerinden bıkmış olacak ki,önlüğü on liraya satabileceğini söyledi. Nilay on lirayı hayatta bulamazdı. Beş lira olsa olmaz mıydı?

Nilay beş, Nermin on dedi kaldı. Birkaç gün geçmesine rağmen bu pazarlıkta bir değişiklik olmadı. Sonraki günlerde yeniden yamalı önlüğü giymek zorunda kaldı Nilay. Nermin tüm aksiliğine rağmen komşu köylere yapılan gezilerde önlüğünü esirgemiyordu. Nilay da bu gezileri fırsata çevirip her seferinde önlüğü en az bir hafta giyiyor, sonra da istemeye istemeye geri veriyordu.

“Hoca’nım, derinlere daldınız.”dedi öğrencinin annesi.

Nilay Öğretmen toparlanıp çocuğu süzdü.Önlük epey büyüktü. Çocuk da bu durumdan hiç memnun görünmüyordu. Dizlerine kadar sarkan boş kolları sallıyordu. 

Nilay Öğretmen, düşlerinden uyanmışçasına ayağa kalkarak: “Şey” dedi. “Aslında üzerine tam olanı alsak daha iyi olacak. Baksanıza bu, yerlere kadar sarkmış.”

Çocuğun yüzünde bir aydınlanma olurken annesi: “Ama Hoca’nım ya iki sene sonra?” dedi. Nilay Öğretmen: “Siz onu merak etmeyin. Eğer iki yıl sonra bu önlük kızınıza küçük gelirse ona bir tane daha alırım. Söz!”

Nilay Öğretmen’in ısrarcı tavrı karşısında ses çıkarmadı kadın. Küçük kızının omzunu çekiştirip: “Bak gördün mü, yamalı önlüğü giymedin. Bizi Hoca’nıma rezil ettin. Ne olmuş sanki yamalıysa?” diye söylendi. Küçük kız ise onu duymuyordu bile. Gözleri ışıl ışıl, Nilay Öğretmen’e bakıyordu.

Nilay Öğretmen yine daldı. O, yamalı önlükte ne olduğunu çok iyi biliyordu. Çocukluğundaki o yama, önlüğüne değil de ruhuna yapılmıştı sanki. Buğulanan sesi ile,“Annesi, çocuğu rahat bırak.” dedi. “Vardır onun da bir bildiği.”

     Alışverişi tamamlayıp dışarı çıktılar. Kapının önünde vedalaşıp ayrıldılar. Nilay Öğretmen, en son arkasına baktığında küçük kız poşeti taşımaya çalışıyor, annesi de yere sürten poşeti çocuğun elinden almak için çabalıyordu. Küçük, sarı saçlı çocuk sıkıca kavradığı yeni önlüğü bırakacak gibi görünmüyordu.

Özlem Yıldız/ Soma

Mayıs 2008

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın