Edebiyat

Servet Yalçın Ve Uygulamalı Halkbilim Üzerine Notlar

Masal Anlatıcılığı

Canbazhane ve Körmük Geleneği

Digital dünya, okyanusdaki Şeytan Üçgeni gibi, toplumlar olarak çoluk çocuk, hepimizi, gelmiş geçmiş binlerce asırlık kültürel değerleri, birikimlerimizi yutarken, inatla onlara sahip çıkma isteği, inanın her babayiğidin harcı değildir.  Fakat, günümüz koşullarında bile hiç taviz vermeden, bu değerlerin, geleneklerin kurtarılması için, dişini tırnağına takarak savaş verenler var. Kutlanası bu çaba, bana göre en az bir sınıf savaşı kadar büyük önem taşıyor. Saygı duyulması gereken ivme çoğu zaman, başkaları tarafından destek görmese de, bunu yapanlar asla geriye bakmadan o kutsal maratonu koşmaya devam ediyor. İşte bu uzun mesafeli koşuda yıllarını vermiş bir insandan bahsetmek istiyorum size. Çoğumuz onu Servet Yalçın olarak, sanatçı ismiyle tanır. Gerçek ismi ise, (Sefer Yağcızeybek)

Yukarıda altını çizmeye çalıştığım gibi, Servet Yalçın, çekincesiz ömrünü ideallerine adamış bir insan.  Yıllardır ailesiyle, gerek kendi ülkesinde, gerekse ülke dışında, oradan oraya koşmaktadır. O, bir kültür avcısıdır adeta; tıpkı bir arkealog gibi unutulup, yok olmaya yüztutmuş kültürel güzellikleri yeniden kazanarak bizlere kazandırmaya çalışıyor. Bunlarla ilgili zengin arşive sahip.  Onun için tüm halklar, sarısı, beyazı, renklisi, hepside birden, katıksız bir insandır ve onların her biri, dili, sözü, müziği, ainleri, ilahileri, şarkıları, türküleri, kültürek mozaikin parçalarıdır. Onun kafasında şekillenen kültür kavramı, işte böyle kocaman bir resimle anlatılabilir ancak. Onunla konuştuğunuzda, karşınızdaki bu genç adamın evreninin nasıl da geniş ve binlerce yıllık uygarlıklara uzandığını görüp şaşıyorsunuz. Onun aldığı, salt kuru bilgi değildir bunlar, sadece kültürel şekillenmelerin, yitip giden insan unsurunu kozasında sardığın ipeğin, tüm renkleriyle yeniden devşirilmesidir.

Ben Servet Yalçın ile ne yazık ki geç kaşılaştım. Şöyle ki, 2012’de Avrupa’dan dönüşümden sonra, benim doğup büyüdüğüm  topraklarda yetişmiş, karikatüris, Mustafa Kutlu (Mim Uykusuz), Fahri Erdiç (yazar) ve şu an yaşayanlardan Servet Yalçın gibi, halka mal olmuş daha bir sürü güzel insanı tanıma olanağım oldu. Zaten bu güne kadar da tarihsel geçmişine kör kalan kent yönetimleri de, onların bizlere tanıtılması için hiçbir çaba sarf etmemişlerdi ki. Bugün de hala o aynı körlük sürüyor. Ufacık beyinleriyle, köyleri, kasabaları, il ve ilçeleri yöneten bu zavallılar da aslında bu değerlerin farkında bile değiller. Bu durum bizi derinden rahatsız etse de gerçek bu.

Servet Yalçın’ın, (Sefer Yağcızeybek) çabaları şimdilerde o kör gözlerin göreceği boyutlarda, yeni projeleriyle en üst seviyelere ulaşmaktadır. Bu projesi için çalmadığı kapı bırakmayan sanatçı, titizlikle hazırladığı gösterilerin artık, son provalarını yapmaktadır. Hiç kışkusuz önümüzdeki bu yaz sezonunda sahnelenecek oyunları birer birer, izleme fırsatı bulacağız.

Ancak sizlere oyunları anlatmaya geçmeden önce, Sefer Yağcızeybek’i, (Servet Yalçın) biraz daha detaylı bir şekilde anlatmak istiyorum:

Servet Yalçın  (Sefer Yağcızeybek )

Sanatçı, 1969 Kırkağaç Yağmurlu Köyü doğumlu.  73 yılı itibariyle Akhisar’a taşınan ailesi ile birlikte 1985 yılında değin Akhisar’da yaşadı. 

İlkokulu Akhisar Gazi İlkokulunda, ortaöğretimini Akhisar İmam Hatip Lisesi ve İstanbul Eyüp Otakcılar Lisesinde tamamladı. 

TRT Eğitim Dairesi Drama Programcılığı eğitim sertifikasını tamamlayarak, bir çok yapımda oyuncu, yönetmen ve gösteri sanatları kreatörü olarak çalıştı. 1986 yılında ilk özel tiyatrosunu kurdu ve uzun yıllar Türkiye’nin bir çok il ve ilçesinde gösteriler sahneledi. 1993 yılı itibarıyle ‘Tiyatro Ateşi’ ismiyle, bir deneysel tiyatro çalışması başlattı. 

Anadolu söylenceleri ve ritlerini  bütünleyen geleneksel seyirlik oyunlar sahneleyerek, bir çok ülkede uluslararsı festivallerde oyunlarını sahneleme olanağı buldu. 

2000 yılında eşi Aylin Gündoğan Yağcızeybek ile birlikte 2000 yılında Türkiye’nin ilk sirki olan Anadolu Sirk Tiyatrosu ve 2004 yılında Uluslararsı Avrasya Sirki’ni kurdu.

2007 yılında Star Tv’de canlı olarak yayınlanan ‘Türkiye’nin en büyük bütçeli televiyon programı’ olarak tarihe geçen “Ünlüler Sirki” isimli yarışma programında konsept yazarlığı ve jüri başkanlığı yaptı. 2010 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla, Serdar Güven’in yönetmenliğinde “Canıyla Oynayanlar” isimli, Orta Asya Türk Şamanlığı ritüellerinden bir gösteri biçimi olarak hiç bir kesintiye uğramadan günümüze kadar gelen ‘İp Canbazlığı’ kültürümüzün izlerini sürdüğü bir belgesel sinema çalışmasında bulundu. Bu eser bir çok ulusal ve uluslararası festivalde gosterime girdi ve ödüller aldı. Köy köy, kasaba kasaba tüm Türkiye’yi gezerek ‘Cambazhane’ formumda geleneksel sirk gösterileri düzenledi. Geleneksel Türk Sirki’nin kültürel miras kapsamına alınması için yürüttüğü çalışmaları neticesinde 2020 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığınca “Canbazhane Kültürü ve Körmük Geleneği” alt başlıkları ile ‘Geleneksel Sirk’ unsurunun Somut Olmayan Kültürel Miras (SOKÜM) kapsamına alınması konusu kurul kararınca onandı ve Avrasya Sirk Sanatları Topluluğu bu unsurun icracısı ve taşıyıcısı olarak affedildi. 

Şu anda bu unsurun UNESCO nezdinde uluslararası temsili listede yer alması için Macaristan, Azerbaycan, Türkmenistan, İran, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan’da çalışmalarına devam eden, Avrasya Gösteri Sanatları Derneği’nin kurucu başkanıdır.  

Sanatsal çalışmalarında ‘Servet Yalçın’ ve yazın çalışmalarında ‘Kul Seferî’ müsteâr isimlerini kullanan Sefer Yağcızeybek, 1995 yılından bu yana Oyuncu Aylin Gündoğan Yağcızeybek ile evli olup, Doğa (21) ve Ekinsu (13) yaşlarında bir oğul – bir kız, iki çocuk babasıdır. 

***

Yukarıda bahsi geçen, Servet Yalçın’ın projesi şöyle isimlendiriliyor.

Uygulamalı Halkbilim Bağlamında,

Masal Anlatıcılığı, Canbazhane ve Körmük Geleneği

Söylenceden Seyirliğe

BİR ŞAHMARAN MASALI

“Seyirlik Sanatlar Gösteri”

Yazan–Yoran – Oynayan

Kul Seferî*

Tasarlanan proje dört ayrı oyundan oluşuyor. Yani her oyun, -kendi içinde bütünselliği olan- bir gösterimlik biçiminde ele alanmıştır. Ayrıca, dört oyun da tek kişilik olarak sahneye konuluyor. Oyuncu ise, Sefer Yağcızeybek, (Server Yalçın)

Oyunların Sunumu, sahnelenmesi:

Körmük meydanına çatılmış, beyaz hotânî bir çadır.

Canbazın ipi, çadırın az önünde, üst hizasındadır.

Körmük meydanının çadırı yıldız,

konuklar ise Hilâl şeklinde ağırlanmış,

seyirlik oyun alanı olarak da, ortada dairesel bir meydan bırakılmıştır. 

Oyun meydanın karanlığında, semâya yükselen bir nefesle başlar.

Zifir karanlık…

-Hüüüü…

Muhyiddin Abdal’ın bir nefesiyle aydınlanır Çadr-ı Hayâl…

Oyuncu; ‘Nakkal – Meselhan’ ellerinde yanan meşaleleri birbiriyle tutuşturarak,

alevalev aydınlattığı körmük meydanındaki hayâl çadırını seyirliğe hazır hâle getirmektedir…

Bu hazırlık zaman zaman ateşlerle yapılan bir “ateşbazlık” gösterisine dönüşmekte, zaman zaman da gölge oyunlarıyla bir hikâyeye girizgâh oluşturmaktadır.

Çadırın bezine vuran gölgeler habercisidir nakledilecek nahılın.

Yalazların dilinden yılanlar yükselir çadırın arşına doğru.

Yılan oynatıcısı Maranbaz’ınoyunudur  bu,

gölgeler zamanın, yalımlar mekânın izlerini taşır perdeye…

Oyun başlamıştır…

Nefes yükselmektedir…

İnsan insan dirler idi, insan nedür şimdi bildüm.

Can diyü söylerler idi, bu can nedür şimdi bildüm.

Kend’üzinde bulmuş bulan, bulmamış taşrada kalan.

Müminün kalbinde olan, iman nedür şimdi bildüm.

Takva ehlünün tak tutdığı, müminlere ok atduğı.

Münkirlerün şek itdüği, gümannedür şimdi bildüm.

Bir kılı kırk yardıkları, birin köpri kurdukları.

Erenler gösterdükleri, erkân nedür şimdi bildüm.

Muhammed dînüm direği, Ali’dür gönlüm çerağı.

Cümle şey Hakk’unturağı, nekânnedür şimdi bildüm.

Özimikılmışam zelil, inayet eyledi Celîl.

Dil içinde bana delil, burhan nedür şimdi bildüm.

Muhyiddîn eydürHakk Kâdir, görünür her işde hazır.

Ayan nedür, nihan nedür, nişan nedür şimdi bildüm…

Nakkal Kul Seferî,       

Maranbaz’ı oynadığı yüzündeki sûreti çıkarıp, kendi yüzüne; masal anlatıcısına dönmüştür.

Körmük meydanını aydınlatan çerâğlar yerlerine sabitlenmiş, oyun başlatılmıştır…

Her bir oyun bu düzen içinde seyirciye sunulur artık. Burada çarpıcı ve güzel olan, tarihsel süreçlerde bin yıllar içinde -unutulup kaybolmuş- dediğimiz seyirlik kültürel kalıtların, böyle fedakâr sanatçılarımız tarafından, büyük özveriyle yeniden canlandırılıp bizlere bulmasıdır. Aslında, toplumca bu değerlerin yeniden kazanılması, hiçbir maddi değer ile ölçülemez. O nedenle, bizler halk olarak, böylesi konuları sorun edinen duyarlı bireyler olarak, bu sanatçılarımızın arkasında durmak da bizim görevimiz arasında olmalıdır.

Çünkü bizi biz yapan, insan yapan, kültürel değerlerimizdir…

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın