Deneme

Sevimay Kurt Köken’den Bir Deneme Yazısı

 VEDA MEKTUBU

      Ben ne zor öldürdüm seni biliyor musun? Oysa sen ise, kendini hoyratça tükettin. Her gün içimde bir parçanın kopması, her gün gözünün, yüzünün bir parça yok olması, ağır ağır ölüşünle ruhumun ve bedenimin çektiği acı zordu. Zor bir ölüm seçtin kendine. Ben yine de hiç kesmedim umudumu, yaşatmak için yaşamak için.

   Sevgi ölünce yüreğinde, dokunuşlarımdan kaçtın, sesimden, gözlerimden, görüş alanımda olmaktan kaçtın. Üstelik sevgisizliğin verdiği tüm kayıplarının, olumsuz duygularının bedelini bana kestin. Gözerinin; gözümün içine bakan, ölü kuşlar gibi feri kaçmış nazarlarla dolu olduğu anlarda, kimi yaşatacağımı bilemedim. Ölüm sevici olmuştun ve beni de gittiğin yere sürüklüyordun.

          Öyle inanmıştım ki sevgine, ne kadar yalansı, acınası bir yürek taşıdığını göremedim. Bağımlılığın, sadakatsizliğin, bireysel takılıp beni görmeyişinle bende ölüyordum artık.  Sadakatsizliği sen tensel alışveriş sanma; sadakatsizliğin benden çaldığın ve benim yerime koyduğun her şeydir. Bana vermediğini başkalarına vermendir. Yuvanda olacağın vakitleri kahvede, sokakta, kök ailende harcadın. Eve geldiğinde ise televizyonda, telefonda, sigara ve çay keyfinde harcadın. Hayatında olduğum yeri iyice sorgular oldum. Kaç kere bunun böyle gitmemesi gerektiğini, ilişkinin zarar gördüğünü söyledim. Sen sadakatsizliklerinden beslendikçe ben sende, sen bende tükendik.

     Her şeyini sakladın benden, nereye gittiğini, kimlerle görüştüğünü, sabahtan akşama kadar işsiz güçsüz bir adamın çarşıda pazarda ne işi olduğunu hiç anlamadım. Aldatmak karşı cinslerle gizli münasebet midir yoksa seninki aldatmanın ta kendisi midir? önceliklerin ve ödevin değildim. Bana verdiklerinle doymadım, benden aldıklarına her geçen gün daha fazlasını eklediğinin farkında bile değildin.

    Neler olduğunun, neleri kaçırdığımızın farkında olup olmadığının sorgulamasını, her iletişim kanalını kullanarak söyledim. Duymak niyetinde olmadığın için dinlemeye tahammül göstermiyordun, yazdım okumak istemedin, başkalarına rica ettim kendi uyduruyor yok öyle şeyler dedin. Her şeye rağmen iki çocuğumun varlığı ve huzuru için bedeller ödeyerek sabırla -sabırsızlıkla umut ektim günlere/ aylara / yılara / onca yıllara …. İnsanda ne çok hücre varmış ne çok damar varmış, can çekişe çekişe çekildin bedenimden. Ruhum yüreğime kara tülbent bağladı. Gözlerimi kapattığımda yüzün silindi gözlerimden, gittiğin yerlerden dönmeni beklemiyordum artık.

      Sevdiğine ne çok inandırmıştın, sevmeni sevdim, sevmeyi sevdim. Senin verdiğinden daha çok sevgi ve emek verdim yılar içinde ama değerlilik duygusu seni şımarttı. Sevgim ise tamam artık bu elimde hissi mi oluşturdu bilmiyorum ne olduysa çocuklar olduktan sonra daha çok oldu. Dallı budaklı, çiçekleri üstünden eksik olmayan bir gül ağacı idim. Her mevsim açan pırıl pırıl, taze ve genç. Adım bahardı arkadaşlarımın dilinde pıtırcık, çitlembik. kıpır kıpır enerjisi yüksek albenili, sıcak ve samimi, becerikli ve iyi yürekli, pratik ve iş bilir herkesin arkadaşlık kurmak istediği insanlardan. Hep yakınımda idin ama seninle olmaz diyen aklım bir gün inandı sana. Yaşattığın yalancı bahar çok sürmedi önce budaklarımı kestin, sonra sürgünleri sonra gülleri ve de dallarımı kestin. Şimdi bakıyorum da bu halimle güller açmamı bekliyorsun. Bak bir bak, eskiden neyim kaldı. Tatsız bir ruh, acı çeken bir beden ile eskiden kalma bir de adım var. Adıma takılan yakıştırmalar da silindi. Kulağım hiçbirini duymamış gibi…  Kayıp bir gezginim zamanda canını, tenini, kokusunu arayan, kendi nefesine yabancı. Tüm zamanlarda yaşamışım gibi yorgun, tüm kara bulutları göğe ben sermişim gibi efkârlı, Azrail’den çok can almışım gibi acılı.  Bir yandan da herkesi doyuracakmışım gibi anaç; çocuklarım aklımın önünden giderken sadece anayım ben. İnsan bile değil sadece ana onlardan başka bağım yok ki yaşama.

  Evliliğimize ödediğim bedel karşılığında kızım ve oğlum… onlar için artık yaşam, kalkıp yeniden giyinmeliyim gladyatörlük zırhlarımı. Onları alıştırmalıyım hayata, yolarını bulana denk yanlarında yürümeliyim. Gücümden seni mahrum ederek, seni benden silerek başlamalıyım yoluma.

Yaşamda keskin kararlar almak kolay olmaz. Onun için sıra dışı yaşantıların ya da zor kalktığın bir yeri öpüşünün olası lazım. Günlük rutinin dışına çıkmayan insanlar genelde sabit fikirli olurlar. Kendini önceki noktadan farklı yere taşıyanların yaşamlarında bir kırılma noktası, bir acı, bir tehlike veya kayıplar vardır. Sen dışardan bakınca benim otuz yılımı alan bir zaman kaybı olabilirsin. Öğretilerimi, inançlarımı, insanlara algımı silip süpüren olumlu duygusal durumlarımı acımasızlaştıran ve duyarsızlaştıran sadece yaşama dair olur böyle şeyler dedirten birisin. Beni başkalaştırdın tanıdığım herkesin aslında bildiğimden başka olduğunu kendinden başlayarak gösterdin. İnsanların kabuk kabuk yüzleri olduğunu her ortama, her insana ve her duruma yetecek kadar yüzü bulunduğunu öğrendim. Ben kendi ilkelliğimde yaşamışım. Kafamın içinde her zaman aynı yüzü taşımakla, kullanma kılavuzumu insanların eline vermekle bir olduğunu anlamamışım. Oysa ben herkesin böyle olduğunu düşünmüştüm. Kabuklu yüzler de bana göre değil, olamam. Yüzümün rengini de değiştiremem ama karşımdaki yüzleri ve kabukları fark edip kendimi korur oldum. Yaşadıklarımdan sonra iyi bir yüz okuyucusuyum şimdi. Ne kötü; mimiklerinin seğirmesi, ağzının yayılması, göz bebeklerindeki halkaların dalgalanması, gözünden ayrı oynayan kaşın, duruşun, halin ve tavrınla ne demek istediğini şimdi çabucak anlıyorum. Sahtecilikten, samimiyetsizlikten ve hor görüden oluşan duygulara olumlu tepkiler veremiyorum. Duygularım istemsizce akıyor karşıdakine. Kayıtsız bir tutum ile kendi yüzümü okutmamayı öğreniyorum. Bu durum insanlıktan ayrılmak kadar acı ve zor benim için. Zor çünkü karmaşıklığı sevmeyen, basit -sade tavırlarla yaşayan biri olarak bu duygular beni rencide ediyor.

    Yollarımızın hep aynı yerde kördüğüm oldu. Biz bu durumlarda ne yaptık? Hep en iyi bildiğimiz yola girdik ama o yol bizi yine aynı kördüğüme çıkardı. Biliriz aslında artık bilinmeze giden bir yol seçmek gerekir. Farklı sapaklara dönmek gerekir, sorunlarımıza çözüm bulacak yollar belli ki hiç gitmediğimiz sapaklardadır. Bildiğim yolu unutmam lazım; insanoğlu doğduğunda hangi yolu biliyordu ki, o acizliğine rağmen canlı kalmak ve yaşamak için çaba harcıyor. Bir bebekten daha mı donanımsızsın ki yeni yollardan korkuyorsun, diyorum kendime. Korkma, ne aradığını biliyorsun yollar seni gideceğin yere götürür. Doğanın ilahı, tabiatın gücü karşılıksız nimetleri sunduğu gibi seni de kabul eder, sana da yardım eder. Yeter ki inan yolunu aç denenmemiş sapaklara dön ve hücrene kadar yaşayarak yol al. Bir arıdan, kuştan, tırtıldan beslen onlar bile yolunu bulurken sen kendini güçlü hisset. Bak bir etrafına doğada hangi hayvan yoldan çıktığı, daraldığı, bunaldığı için kendine rehber arıyor?  İhtiyacımız olan her şey bize doğuştan kodlanmış sadece kendimizi dinlediğimiz, zaman içimizin ta derinliklerinde bulacağımız ruhumuzun, aklımızın yüreğimizle bir olduğu anlarda bize bahşedilir, diyor aklım yüreğime hep bir yol haritası peşindeler son yıllarda.

    Ben senin bana bakışını ve düşünceni değiştiremedim, değiştirememem de, bu yaşantıyı da kabul edemem kendi yoluma çıkma vakti; yaralarımı yolda sarma vakti. Bilinmez sapaklarda patikalarda kendimi kaybedip bir dağ başında bir deniz kıyısında bulma vakti. Yüklenip iki çocuğumu, onlarla yaşamı tekrar öğrenme vakti. Her ayrılık acı verir. Acılarımın nedeni kendi kayıplarımdır. Emek ve zaman ve değer verdiklerimin sonucunda elimde kalandır. Çocukların varsa acılardan alırsın gücünü, onlar için karartırsın gözünü. Bir ana kadar güçlü canlı yoktur dünyada… bazen bir baba kadar da korkak. Biz gidince acımızı çalma, elemim, hüznüm, huzurum, mutluluğum, sevgim hep kendi bildiğim yollardan gelir ve bildiğim yollardan gider. Senin yollarını hiç istemem. Ben duygularımı senin gibi göstermiyorsam, bu yaşamadığım anlamına gelmez, sadece senin hissetmediğin anlamına gelir. 

     Son zamanlarda birbirimize iyi gelmiyoruz. İyi olmayan halimize de katlanamıyoruz. Kurtulamıyoruz da belli ki alışkanlıklarından; sana verecek bir şeyim kalmadı. Yorgunum; yol alıyorum artık bu limandan…

   Gözlerinin yuvası, öfkeyle arkamdan göle atılan taşın dalgaları gibi büyümesin. Küfürler savurma. Ne düşündüğünü hep saklama telaşına da girme. Aynaya bak çok şeyleri gizlenmiş yüzlerindeki kabuklar, buz gibi su ile yıka onları. Ne kadar yüzün varsa o kadar çok yıka. Kendine dokun, okşa içindeki canı, koşulsuza kabul et kendini. Ben o halinle sevmiştim seni. Elbette üşürsün, kendi yüzene de yabancılaştın ürkersin elbette. Bak ama bak, kendine saatlerce bak. Konuş o halinle. Sonra tek tek kabuklarına bak hangisi seni sen olmaktan çıkardı onu at. Onlara kus öfkeni, küfrünü, kavganı onlarla yap. Ellerinden bana geçmeden ölüm kendine bir bak. Kabullenmek kırılmaktır. Kabullenmek değişim gerektirir. Kabullenmek dalgalı suları durultur. Kabullenmek başkalaştırır. Kendi gerçeklerini kabullen ve kendin için bir şeyler yap.

  “Nasıl yaşarsan yaşa, sonunda kendi hayatını yaşamış olacaksın!” onun için vazgeç gizli iç çekmelerden ve bir adım at kendin için, gerisi gelecektir zaten.

Yaptığın hatalardan içten içe pişmanlık duymayı bırak da pişmanlığını itiraf et bin kez aynada kendine. Yapmak isteyip de yapamadıklarının hesabını sor kendine. Düşlerken, yaşatmış gibi yaşamış gibi davranma…

Göz yaşlarının derinliklerinde intihar denemelerini, diplerde saklanmayı bırak. İki ayak hareketi, iki samimi davranış ve sözcük yeter, senin hayatını yüzeye çıkarmaya…

Kaybettiklerinle kaybolma.

Onurluca tek yaşa, asalak olma, taşıma yüreğinde hayatın ağırlığı kurtar kurtar kendini. Her yara iyileşir izi kalsa da …

Hataların yaraladı. Yaralı ruhumun üstünde kabuklar bağlandı.  Ne yaparsan yap artık o kabukların altında sensiz bir hayat var.

Birinin vicdanı kanatlarının altında saklanmışsa;

Sözü kor olur

Özü kör olur

Gözü kör olur

Neylersen eyle

Eline gözüne değmez.

Yol verdim gittin

Her gidiş kapıdan olmuyor

Yürekten yol verdim sana

Yürekten yol verdim.

Ve şimdi bende yollardayım

Yüreğimde çocuklarımla ömrümün en uzun yolculuğundayım.

BU YAZILARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın