Deneme

Sevimay Kurt Köken/ Deneme

ZAMAN

Günlük hayatta sıkça kullandığımız zaman kelimesi sizde ne ifade ediyor? Hiç düşündünüz mü? Beni oldukça düşündüren bir konu olmuştur.

Zaman kavramı; fizik, felsefe, din, dil, tarih gibi birçok disiplin alanının konusudur ve kesin bir tanımı yoktur. Tanımlar disiplin alanlarındaki kullanımına göre farklılık gösterir. Tıpkı insandan insana değiştiği gibi. Zaman kelimesinin içeriği bizler için kullanılan yere göre algısal boyut kazanır, yaşarsın, bilirsin ve bazen çok net ifade edemezsin.

Zaman bir akış ileriye doğru giden bir ivmesi olan ölçülebilir bir dilim midir? Yoksa zihnin var saydığı bir yanılsama mıdır? nedir zaman; geçmişe, geleceğe ve an’a sahip olan, yaşanmış- yaşıyor olduğumuz ve yaşanacak dakikalar, saatler, mevsimler, yılların ölçümü müdür? Güneş ve ay olmasa zaman sabit kalır mıydı? Bunlar elbet ileri fizik konuları ve diğer bilim dallarının işidir. Zaman bizim gibi sıradan insanlar için ne ifade ediyor ona bakalım.

    Zamanı öncelikle kendi yaşamsal dönemimde var oluşum olarak algılıyorum. Öncelikle zaman varlığımı ifade eden süreçtir. Zaman bu yönü ile biyolojiktir. Doğumla ölüm arasındaki evrelerden oluşur. Yaşamda geçirdiğimiz dilimleri ifade etmek için kullanır; bebeklik çocukluk, gençlik, yetişkinlik, yaşlılık gibi. Herkese ayrılmış özel dilimlerdir. Sen istemeden bir zaman dilimin içine doğar, yine istemediğin halde o zaman dilimi içinden alınırsın. Yaşadığımıza tanık tutarız zamanı. Dipsiz koyularda biriktirdiğimiz anılarımız,varlığımızdır. Onunla evriliriz, şekilleniriz.  

    Zaman hareket halindedir. Fizikçiler bu hareketin büyük patlama ile başladığını söylerler.  Enerjiden oluşan, titreşim ve dalda boyları ile genişleyen bir süreçtir. Bu durumda zaman akışı ileriye doğru ama başlangıcı göreceli bir olgudur. Zaman bir yolcudur evren de bizim gibi anları tüketen bir yolcu, kendi yolunu bir başına yürürken bizi peşinde sürükleyen, durup kimseyi beklemeyen bir yolcudur.

    Zaman görecelidir. Fransızlar zamanın duygulara göre ölçümünü şöyle ifade etmişlerdir. Beklerken yavaş, gecikince hızlı, mutlu olunca kısa, acı çekince uzun, sıkılınca çoğalan, üzülünce can yakıcı olarak ifade etmişlerdir. Doğruluk payı vardır çünkü zihinsel süreçteki zaman sabit değildir. Zihinde, duyusal ve sinirsel iletiler zamanı kısaltıp uzatabilir. Bir  düşünün, sizin için de bu böyle olabilir.

Denis Waitel’nin şu sözünü belki daha önce okumuş ya da duymuşunuzdur.’’ Zaman, kimse arasında ayrımcılık yapmayan bir işverendir. Yeni bir güne başlarken herkes aynı sayıda saat ve dakikalara sahiptir. Örneğin zenginler parayla daha fazla saat satın alamazlar. Aynı şekilde bilim adamları yeni dakikalar icat edemez. Ya da yarın kullanmak üzere bugünün zamanını biriktiremezsiniz’’.

Zam/an günümüz insanı için daha çok an/da kalmayı daha çok ifade ediyor. Çünkü zamanı telaşlı yaşayan, çok çalışan, çok yorulan, çabuk geçen, var olma çabası içinde, üretirken hızlıca tüketen bir çağdayız. Anı yaşamayı isterken hayatın meşgaleleri çağımız insanını bundan geri koyabiliyor. Böyle bakarsan dünya sanki 24 saat üzerinden eşit doğmuyor çoğu insanlara… Zenginle fakire de eşit doğmuyor. Zengin beş saat çalışırken fakir on saat çalışıyor. Yaşamda kalmaya anda kalmaktan daha çok ihtiyaç duyan kişinin çalıştığı zaman boğazına yetmezken, anın tadını çıkaran ve sofrasının artığı onlarca kişi doyurabilecek kişiye cebine sığmaz kazanç bırakıyor. Bu durumda ayrımcılık yapan işveren olmuyor mu? Zamanın ölçülebilir, eşit ve adaletli olduğu fikri de bana göre görecelidir. Çünkü dünyanın hiçbir yerinde aynı anda aynı mevsim yaşanmıyor, güneş eşit doğmuyor, gece gündüz süreleri de aynı değilken bir saatin atmış dakika olması ile dünyadaki zamansal eşitliği beynim kabul etmiyor. Kutuplarda eksi 60 derecede kaç dakika durabilirsin. Ekvatorda çöl sıcağında kaç dakika durabilirsin ya da yurdumda herhangi bir ilde kaç dakika durabilirsin. Bu durumda ölçülebilen zamanla hissedilen zaman arasındaki farka ne ad vereceğiz.

‘’Zaman bir yanılsamadır. Geçmiş gelecek şu an arasındaki fark, inatçı illüzyondan ibarettir,’’ der Albert Einstein. Belki de bir akıl ürünüdür. Hiç yoktur. Dedim ya zaman belki de sadece içimize çektiğimiz bir nefesten, ağız dolusu kahkahadan, gözlerinize bakan bir bebekten, bir şarkıyı dinlemekten, kahveyi yudumlamaktan, bir dost muhabbetinden, bir tabloyu izlemekten, bir şiiri okumaktan, karnını doyurmaktan, sevgi ile sarılmaktan ibarettir. Ya da anlamsız kibirden, kuru gürültüden, manasız öfkeden, kapristen, küskünlükten, savaştan, hasetten, kötülükten ibarettir. Zamanı nasıl tükettiğimiz çok önemlidir. Zamanın ne olduğundan çok onu nasıl tükettiğimiz daha önemlidir. Kıymetli şeyler saklanır, korunur, ama zaman saklanmaz, depolanmaz, korunmaz. Aslında zaman en kıymetli değerimizdir, hava gibi, su gibi, sağlık gibi…

Zamanı neye yatırım yaptığınızı, kime hediye verdiğinizi iyi düşünün.

– Hayatınızı seviyorsanız zamanınızı boşa harcamayınız, çünkü zaman hayatın kendisidir

Benjamin Franklin

Sevimay Kurt köken

BU YAZILARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın