Edebiyat

Şiir ve Öğreti /Salih Aydemir Yazdı

Sanatın süreklilik arz eden gelişimini şiire indirgediğimizde; sanat için söylenen genellemeleri yine şiire taşıdığımızda belli başlı bazı sıkıntılarla karşı karşıya geliriz. bu sıkıntıların başında ‘öğreti’ gelir.

sanatı bir öğreti olarak değerlendirmek mümkündür. tümüyle olmasa da şiir için ‘öğreti’ kavramını kullanabiliriz.
gerçeği dönüştürme edimi olarak şiire baktığımızda kullanılan sözcükler, anlamlar ve imgeler bir şekilde öğreti niteliği taşıyabilirler. bunu şiirin genel değerlerinde ele almak anlamsız hatta zorlayıcı gelebilir. ki bunu şiirin bazı türleri için özel durumları içinde değerlendirilirse pekala şiir ve öğreti ikiliği buluşturulabilir.
gerçek ve gerçek ötesi kavramlarla şiir sanatı imgeler dünyasının somut-soyut ikilemiyle anlayış, sezgi gücü ile kavranabilir duruma getirilebilir.
birbirinden ayrıymış gibi görünen bu iki eğilim şiirde yan yana gelebildiği gibi iç içe de geçebileceğini hatta geçtiğini görmek de mümkün.
karşıtlığın birbiriyle olan çatışması güçlü ve sıkı şiir doğumlarında bir kaynaşma gösterebilir. bu kaynaşmayı bir öğreti olarak da söyleyebilirim.

şiirin kendi kökenlerinden uzak olanlarla ilişkiler kurması anlamlı geliyor bana. bunu doğru ve şiirin kendinde olan değerleriyle her zaman bütünleştirmesi de mümkün olmayabilir.
bu durum genel olarak da bir umutsuzluk yaratabilir. bu umutsuzluk ya da tehlikeli durumdan kasıt, şiirin başka alanlarla girdiği ilişkide kısırlaşmasına, düzleşmesine hatta şairini yok etmesine kadar gider: tarih boyunca şairin/şiirin aleyhinde söylenen olumsuz bakış ve düşüncelerin yaygınlaşmasına hatta sanki tarihin her dönemine bir doğru olarak girip kalmasına neden olmuş ve olacaktır. ki hala bu düşünde ve bakış geçerlidir.
başka bir hikaye ile canlılardan örnek vermek isterim; bir yengecin iki farklı daha doğrusu iki aynı canlıda gösterdiği(şiir-şair) iki farklı davranış:
“kör olan kabuklu hayvan açılarak, çevresinde oynaşan küçük balıklara gövdesini gösterir. bundan cesaret alan balıklar kabuğun içine dalar. tetikte bekleyen yengeç deniz kabuklusunu o anda hafifçe ısırarak uyarır; hayvan kapanır ve kapakları arasında kalan her şeyi ezer; daha sonra da avını ortağıyla paylaşır.”
bu arada yengeç küçüktür. leonardo da vinci ise olgunlaşmamış(!) yengeçlerden şöyle bahseder:
“dolunay olduğunda istiridye bütünüyle açılır; bunu gören yengeç de, istiridyenin içine bir taş ya da dal parçası atarak ağzının kapanmasını önler, sonra da çayırda otlar gibi onu yer.”

***
Bandırmalı Nadide (*)

neylesem bu benim iç kavgamla
pişmanlığım, kendi düşmanlığımla
sen bağışlasan da, ben yerim kendimi
neylesem bu yüz karam, bu utancımla

ömer hayyam

Olga’dan bahsediyoruz
rönesans prensi ahmet naci beyin londralı olga cynthia’dan
“sen çok terbiyesiz bir çocuksunuz”
aksanıyla atları seven ve dişinin
ağrısından yüzü şişen adama aşık olan kadından bahsediyoruz

yeri ve zamanı olmayan aşk
bir çığlıkla buluyor karşılığını
uzun bir sessizlik geçiyor gözlerinden
sessiz ve imkansızlıkla
alıp cebine koyası geliyor boşluğu

jack var ahmet naci bey oğlum jack
karım ol
çocuklarımın annesi ve oğlumuz jack
işgal yılları zor ve karışık zamanlar
herkesin herkese şüpheyle baktığı yıllar

orient express ile sirkeci garı
ardından vapur ve üsküdar
savaş mı evet asıl savaş aşktı istanbul’da
dantela gibi saçakları olan
beyaz bir evin çamlıcası

kabus başlıyor köşkte
gavur kadın diyorlar
“yarısı yavrumun yarısı yılan yavrusu”

lozan’da özel kalem müdürü ahmet naci bey
onu göğsünde saklıyor londralı olga
çarşafın en karasını giyiyor
londralı olga bandırmalı nadide oluyor
“hariciyelerin yabancı karısı olmaz”
kanunu çıkıyor resmen boşa ama birlikte yaşa
diyor, inönü
aşk ya aşk işte
“mesleğimden geçer karımdan asla” diyor ahmet naci bey

fakr-u zaruret yılları
yıldız’ı saracak bez yok
evlerden evlere yolculuk
ankara-istanbul arası
mösyö dörö kaçak
sokakta dilenen nine
zerzevatçı
cook diye bir iskoç
yetmiyor üstüne üstlük
sokak kedileri ve köpekler
insan aç kalınca aklını doyuruyor

“anam suratlı bir kızım”
çocukken olga yıldız’dı
yaşlandıkça yıldızdı olga

sevgilimi rahat bırakın
rahat bırakın kocamı
kitaplarımı satarken yeni bir ev aradım
bensiz öldü babam
bensiz öldü annem

olga ayakta kaldı tek neden aşktı

* olga cynthia; yıldız ve müşfik kenter’in annesi. ahmet naci bey babası. olga’nın 16 yaşında evliliğinden olan jack ilk çocuğu. istanbul’a geldiklerinde nüfusa nadide olarak kayıt ederler.

** trajedinin kadınları dosyasından.

Salih Aydemir.

BU YAZILARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın