Edebiyat

ŞİİRDE ESİN VE İMGE / Deneme: Asım Gönen

…..

Esin maddi yaşamın kısıtladığını, manevi yaşamda hazza dönüştürme, imge ise her okuyanda kendi yaşanmışlıklarından birine denk düşen bir çağrışım ve onunla ilgili hazzı yaratmak ve yaşamaktır. 

  Esin ilahi bir oluşum değildir. Şairin yaşamla, doğayla ilgili maddi manevi bütün ilişkilerinin yaratıcı bir ruh yoğunluğuna girme halidir. Yani ilahi bir veri değil, yaşamsal bir olgudur. Bunun manevi bağlantısı, maddi yaşamın şairin ruhundaki izleridir. Düşünceyi de duyguları da belirleyen dış nesnelliktir. İmgeyi de esini de bu nesnellikten koparmak, bilime aykırı olduğu gibi, gerçekliğe karşı olanların işine yarar.  

  İmge ya olumsuzun olumsuzluğunu, ya da olumlunun olumluluğunu estetik olanla çağrıştırmalıdır. Buna bağlı olarak esin, maddi yaşamın kısıtladığını, manevi yaşamda hazza dönüştürmenin uyandırılmış duygu yoğunluğudur. Onun uyaranları ise bütünüyle yaşam biçiminin, yaşamsal ve toplumsal ilişkilerin bütünüdür. Bu bakımdan imgenin gün ışığına çıkması esin halinin canlanmasına, uykudan uyanmasına bağlıdır. Esinle imge bir bütünlük içinde, biri ötekini biçimlendirendir. Esin yaratıcı, imge yaratılandır. Rüya dış yaşamın insan üzerindeki maddi, manevi etkilerinin, kişinin manevi alanında ona eşdeğer olarak canlanmasıdır. Bu maddi, manevi etkiler yıllar öncesiyle ilgili olduğu halde, yıllar sonra rüya olarak kendini gösterebilir. Bir önceki günün yaşanmışlığı olarak hemen o gece de rüya biçimine bürünebilir. Ama yıllar sonra su yüzüne çıkması, onun bilinçaltında uyku halinde olması, manevi alanda cansız durmasıyla ilgilidir. Esininde de buna benzer biçimde canlanıp canlanmama hali vardır. Onun uykudan uyanması, esin halidir ve toplumun ilham dediği şeyin, esin olarak sanat dünyasında yaratıcı özünü göstermesidir. Gizemi gizlilikle ilgili değil, güzellikle ilgilidir. Yani imge gerçekten kaçışın değil, gerçeğin sırrına ermenin yüceltilmiş güzelliğidir. Burada bir cümleyle ifade edeyim. İkinci yeni için çoğu yazar veya eleştirmen, o dönemin siyasi baskıları yüzünden, o dönem şairlerinin açık anlamdan kaçarak, imgenin gizliliğine sığındılar gibi bir görüşü ileri sürerler. Oysa imge gerçekten kaçışın değil, gerçeği ifade etmenin, sanatsal güzelliğe, estetiğe bürünmüş halidir. Baskılardan dolayı, bu baskılara karşı sözünü üstükapalı söyleme açıklaması, gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü o anlayışın şairlerinin imgelerini tahlil edince, üstükapalı olarak karşı duruştan ziyade, anlamsızlığın gerçeklerden kaçan estetik kaygısı kendini gösterir. Bireyin sorunları, bireysel çözümler, örgütsüzlük idealizmin çizgisinde kapanır içine. İkinci yeni gerçeküstücülüktür ve gerçekliğine ulaşılamayan olguları bilimin dışına, fizikötesine, bilinmezliğe havale eder.       

    Yaratıcılığın harekete geçme anı, esinin harekete geçme anıdır. Dışa vurmanın  

   İm’ in sözlük anlamı, ‘anlam yüklenen şey olarak belirtiliyor.’ Anlam yüklenen şey, elbette o anlamı o şeye başka araçlar kullanarak yüklemektir. Yani içeriği imgelerle anlamlandırmak, yaratıcılığın en verimli anıdır. Çünkü esin varsa, yaratıcılığın estetik yanını besleyen imge de en etkili biçimde vardır. İdeolojik ve kültürel birikim olmazsa, esinin gücü bağlı olarak eksik olur. Etkinin, etkilenen üzerindeki düzeyi, ideolojik birikime bağlı olmakla yakından ilgilidir. Bu birikim, etkileyenden etkilenmenin gücünü artırır.   

  İmge bütün sanat dallarının olmazsa olmazıdır. İmgenin kendini en etkili biçimde hissettirdiği sanat dalı ise şiirdir. 

 İmgenin okuyucu konumundaki kişilere göre, görelik içermesi üzerinde bir örnek vereyim. Okuyucunun suyla ilgili bir olumsuzluğu varsa, imge de suyla ilgili olumsuzluğu içeriyorsa, suyla ilgili herkes aynı imgeden kendi ruhsallığı doğrultusunda uyarı alır, etkilenir. Biri sel felaketine uğramıştır, birinin bir yakını denizde boğulmuştur, birisi için yağmur yağmamıştır ve dereler kuruduğu için o kış aç kalmıştır vs. Şimdi suyla ilgili aynı imge, yukarıda yazdıklarımın hepsinde, o kişilerin kendi içselliklerine göre uyarılar, etkiler yaratır. Selden zarar gören için selden zarar görmenin, denizde boğulanı olan için denizde boğulmanın, yağmur yağmadığı için o kış aç kalanın, sarsıntılarıyla uğunacaktır aynı imgeyle uyarılanların tümü. İmge bunların bir tanesiyle ilgili olduğu halde tümüne kendi yaşantılarıyla ilgili çağrışımlar yapar. Yani anahtar bir tanedir ama hepsinin duygu dünyalarının kapılarını açar. 

  Yani kişide kendi iç özelliklerine göre uyarılar yaratan imge bir tanedir. Ama birini sel felaketiyle uyarır, başka birini denizde boğulmayla. İmge bu felaketlerin yan bağlantılarını da içinde barındırır. Yani bir deprem felaketinin sorumlusu, acı vereni yalnızca deprem midir? Böyle mi görmek gerekir? Sorumluların, yeteri önlemler almayışının, ekonomik, siyasi uygulamaların bu felaketlerde hissesi imgeden dışlanabilir mi? Selin felakete dönüşmesi yalnız selle mi sınırlıdır? İmgenin üretilmesine neden olan olay bütün etmenleriyle birlikte imgenin anlam derinliğine ve anlatım güzelliğine girer. Yalnızca olay değil, olayın nedenleri ve sonuçları, çözümü imgeleşerek anlamı derinleştirir, güçlü kılar ve estetiği yüceltir.  

İmgenin sözlük anlamıyla devam edelim: Duyu organlarının dıştan algıladığı bir nesnenin bilince yansıyan benzeri olarak açıklanıyor. Benzeri kelimesine dikkatinizi çekmek isterim. Nesne, olgu ya da olay burada zihinselleştirilirken, soyut ve sihirli bir havaya da giriliyor demektir. İmgenin aynı sözlükte öbür anlamı şöyle: Duyularla alınan bir uyaran olmaksızın, bilinçte beliren nesne ve olaylar.(Bu noktada imgenin anlamıyla, imgenin oluşumunu birbirine karıştırmamak gerekiyor.) Bilinçte beliren elbette algılanmış ve soyutlanmış olandır. Şu unutulmamalı ki bilinçte algılanan dış nesnelliktir ve o nesnellik, uyarılanda soyutlanmış bir duruma girmiştir. Artık olay ve nesnenin kendisi değil, ama ona denk düşen ve onu aşan bir estetik olgudur içselleştirilen ve imgeye dönüşerek soyutlanan. Maddi yaşamın manevi üretimi sanattır. Ve şiirin en ağır topu olan imge, bilincin en derinlerinden sökülüp getirilir. Hafif müzik sözleri gibi yüzeysel değildir. Şiirin gücü, imgenin gücüdür bu noktada. Şairin o anki ruhsal yoğunluğu, imgenin de, şiirin de o boyutta varlık alanına çıkmasıdır. Şairin şiire gebeliği, özün derinliği, özün duygular üzerindeki etkisi ve yarattığı yoğunluk, imgenin o etki ve yoğunluğa denk düşen büyüklüğüne neden olur. Şairle de ilgili bir durumdur bu. Yetenek, zeka, bilinç, ustalık, emek olmazsa olmazıdır şiirin de, imgenin de. Yani içsellikte mayalanmış imgeyi ebesi esin olmak üzere günışığına çıkarmak emek, çaba ister. O anki ruhsal yoğunluk  esin, bu iç oluşumları dışa vurmak ise ustalıktır. Tıpkı ısmarlama şiir gibi, imgeli şiir yazacağım düşünce ve eylemiyle imgeli şiir yazılamaz. Şairin okuyarak, izleyerek, gözlemleyerek, etkilenerek, yorumlayarak her türlü olumlu ve olumsuz durumla ilgili birikiminden sonra, o birikimleri şiire dönüştürme anında, imge oluştuğu yerden, o yoğunluk anında kendiliğinden gelir ama doğum sancısını çeken annedir ve gelme işinin tamamlanması için müthiş bir çaba harcar, ter kan içinde kalır. Şiire dönüştürme anı dediğimiz bu anda imgenin kendiliğinden gelmesini, emeğin dışlanması olarak almamak gerekir. Uunutulmamalı ki o kendiliğinden gelişin yönlendireni, ona biçim vereni emektir, çabadır; o yoğunluğa girme halidir. Gelmekte olanın gelişi, annenin de, ebenin de gelmesini isteyip, istememesiyle birinci derecede ilgili değildir. Onun oluşumu, kendi dışındaki etkenlerle, ama kendinin de çabasıyla sağlanmıştır orada ve kendi dinamiğiyle gelmektedir.   

  İmge şiirde amaç değildir ama amacı ifade eden en etkili silahtır. İmge aslında kapalı anlatım da değildir. İmge şiirin vermek istediğini daha etkili hale getirir, estetiğini yüceltir. İmgeyi yaşam mücadelesinden kopararak üretenler, onu bireyselliğin oluşturduğu kendi dört duvarları arasındaki kapalı ruh haline yaslarlar. Oysa taşıma suyla değirmen dönmez. Dış yaşamdan ve onu değiştirme mücadelesinden ve o mücadeleyi verenlerden kopuk imge, asılın kopyası bile olamaz. İçi boş olanın bir değeri yoktur. İmge hayallerin büyüklüğüyle sınırlanamaz. İmge hayallerdeki büyüklüğü yaratan dış gerçekliğin ürünüdür. Burada madde mi düşünceyi yaratır, düşünce mi maddeyi yaratır çatışmasının benzeri bir durumun olmadığını da kimse söyleyemez. Şiir bilim değildir ama bilime de ters düşemez ve bilimin de konusudur. 

  Burada İkinci Yeni şairlerinin bazılarından kapalı, yani anlamı yalnızca şairine ait olan imgelerinden bazı örnekler vereyim. Özellikle vurgulamakta yarar var, anlamı gizli diye, anlamı şairine ait diye yazılan dizelerin ille de imge olduğunu iddia etmek yanlıştır. Şimdi aşağıya alıntıladığım dizeler bu anlamda değerlendirilebilir. 

                                    Bekle ki soğanlar salatalar yağsın 

                                    Nisan yağmuru yeşersin 

                                                     Oktay Rıfat 

  Burada hiçbir derinlik yok. Sebzelerin yağmur gibi yağması, nisan yağmurunun yeşermesi olayı, gerçekliğin yerini anlamsız biçimde almasından başka bir şey değil. Bekle ki soğan salata yeşersin. Nisan yağmurları yağsın, doğru kelime dizilişi budur. Bu terslik yalnızca imgenin değil, ironinin de gerçekliğine aykırı. Gerçekliği çarpıtmaktan ötesi yok bunun. Dizeleri aynı biçimde anlama büründürünce ne imge çıkıyor ortaya ne şiir. Aslının aynısı anlamlı olarak geri geliyor ama ortada şiir de yok imge de. 

                                    Sesimi dönmeyin bütün yalnızlığım 

                                                     …… 

                                    S bir kadın balkonunda baksam ne zaman ölürdü 

 Hiçbir okuyucuda hiçbir etki uyandırma özelliğine sahip değil. Ne duygusal ne anlamsal bir derinlik yok. Geçmiş yaşantılarla ilgili hiçbir çağrışım uyandırmıyor. İmlgesel hiçbir özelliği yok. 

                                    E sesinde yüzlerce tren yürüdü Galile’de 

                                    Tümü bir uzak denizde A’lar, V’ler, U’larla 

Sembollerin yerine tasarladığımız gerçeklerini koyalım.  

                                    Ray üzerinde yüzlerce tren yürüdü Galile’de 

  Şiire benzer bir şey çıkmıyor. Yalnızca anlam bulanıklığı yaratmak şiirden sayılıyor. İlgisi olmayan kelimelerden esinsiz biçimde igili olayı ifade etme boşunalığı. Gerçek çarpıtılmaya çalışılıyor, ortada gerçek olarak karşılığı yok. 

                                                       …… 

                                     Şey ile şeysiz geçiyorum o kapanık güneşlerde 

                                    Şemsiye ile şemsiyesiz geçiyorum o kapanık havalarda 

Anlama bürününce bu çıkıyor ortaya. Hani şiir ya da imge? Artık aşağıdakiler için enerji harcamaya gerek görmüyorum 

                                     Şimdi H, şimdi M sesi ilk nasıl karanlık 

                                                   ……. 

                                      Atımı istedim evin göğü gerindi 

  Evin göğü neresi acaba? Evin göğünün yerine koyacak bir çağrıştıranı olmalı. Değişik insanlar bu çağrıştıranı kendi içselliklerine göre farklılıklara büründürebilirler ama hiç kimse  için böyle bir çağrışım nesnesi yok. 

                                                   ………. 

                                      Libya sefine beyoğlutaşı / bir deniz ermeni gerindi 

                                      Bir 3 eden  2’ den daha gerçek 1 yoktur, dedi 

                                      Forneret, pavurya gidip göğün hendeğine yağdı  

                                                    İlhanBerk                                                                          

                                     Çoktan devrilmiş bir iskemlesiz çocuk 

                                                                           Ülkü Tamer 

                                      Hiç gel sen kuş 

                                           Cemal Süreyya 

                                      Bir ay girerken yüreğine geceleri rastıkları kaşlı hiç 

                                                           Ece Ayhan 

                                      En akıllı tarafımdır denizle balık tutmak 

                                                            Edip Cansever 

                                      Ben alkol yiyorum çatır çatır 

                                      Makarna içiyorum beyaz sülük gibi 

                                                         Tevfik Akdağ 

 Anlaşılacağı üzere ne iç birikim, ne derin duygu yoğunluğu, ne de hedefe yönelmiş bir amaç. Dümensiz bir gemi ve yalnızca biçimden ibaret içi boş bir yolculuk. Ne anlam var ne de o anlama uygun ses güzelliği. Batıda gerçeküstücüler bunu yüz yıl önce denedi ve bitirdiler. Birikimini kendi toplumundan almayınca, yaşamın olumsuzluklarından, onu olumsuzlayanlardan, olumlu kılacak güçlerden etkilenme ve sorunu çözme enerjisiyle dolu olmayınca, evrensellikle birleştiremeyince, kökü derinlerde o gürül gürül imge yüceliği de elbette olmayacaktır.   Ama bu şiiri yüceltenler, ona şiire imgeyi giydirdiler payesi verdiler. Yüzeyden gelen karanlık, içi boş, anlamsız, kelime oyunlarından başka bir şey olmayan böyle bir şiiri de düzenin kaymağını yiyenler, şiir diye şişirip duracaklardır. 

   Bir de yaşamın işleyiş biçiminden rahatsız olan, onu değiştirme, dönüştürme mücadelesi ve düşüncesi içinde olan şairlerden birkaç örnek vererek kıyaslayalım 

                            Ey yarenler, ey kardaşlar, sorun bana kandayıdım 

                            Aşk denizine dalıban derya-yı ummandayıdım 

                            Ol ki beni bekler idi, her kandasam saklar idi 

                            Aşk urganı ucundaki kandildeki candayıdım                       

                            ……..                       Yunus Emre 

                             Harabat ehline hor bakma şakir 

                             Definelere malik viraneler var 

                                     (…………….) 

                           Ordular kurduk türkü renklerinden 

                           Bütün Ağıtları bir hücumda yendik 

                           Acıya kurşun işlemez artık 

                           Biz yaşamayı zulümsüz sevdik 

                                                  Adnan Yücel 

                          en büyük dağın en büyük fırtınasında                

                          en büyük fırtınanın en büyük dağı 

                          yüzünden çalınmış gülücükleri 

                          gülücüksüz yüzlerde arayan 

                          en dalgalı denizde 

                                    en yalnız kulaçların çığlığı 

                                        Asım Gönen 

 Ruhsal yoğunluğun en etkili, anlamın da buna dayalı olarak en vurucu biçimle kendini bütünlemesidir imgede asıl olan. Gerçeküstücüler, ikinci yeniciler ve onların şimdiki uzantısı olan postmodernistler, imgenin kendiliğinden, yani bir dış uyaran olmadan oluştuğunu  açıklamaya çalışırlar. Yani imge ruhsal derinliklerde kendiliğinden var olan ve orada uyuyan bir güzelliktir onlara göre. O orada kendiliğinden uyanır ve ilham olarak çıkıp gelir. Böylece şair kendince haklı olarak, içinden geldiği gibi yazar. Sormak gerekir, dış nesnellik olmasaydı, içeride kendiliğinden var olan bir şey olur muydu? Evet, imge şairin nesneleri, olayları duyu organlarıyla içselleştirmesi sonucu kendiliğinden oluşabilir. Ama onun içerde oluşumunu sağlayan yaşamın somut işleyiş biçimidir ve o işleyişi iyiye doğru değiştirme, dönüştürme çabasının estetik olarak dışa vurumudur. İmge kendiliğinden gelir derken şairin şiire dalış hali, o yoğun ruh hali inkar ediliyor. Ama imgeyi kendiliğinden gelen ilham haline indirgeyenler, zaten öyle bir ruh yoğunluğuna girmezler. O zaman İmge de kendiliğinden o kolayca gelişin düzeyinde kalır. 

  İmge şiirin sihirli mücevheridir. Sesini o cevherlerden gönderen lezzetin en büyüğüdür.  Peşinen söyleyelim. İmge şiirin belkemiğidir. Şiiri yüceltenlerin en büyüğü ve başarılması en zor olanıdır. Şiir ne kadar imge ağıyla örülürse, estetik büyüklüğü de o ölçüde yüce olur. Yalnız imgesiz şiirde akıcılığı sağlamak daha kolaydır. Eğer şiir imge yüklü olup akıcı olmayı başaramamışsa, imgesiz olup akıcı olması daha olumludur. Ama hem imge ağıyla örülü, hem de akıcıysa, işte şiir orada bütünüyle mükemmelliğe erişmiş demektir. İmgenin özelliği budur. Çünkü imge yüklü şiirde kelimeden kelimeye, dizeden dizeye, imgeden imgeye geçişleri başarmak, imgesiz şiirdekinden çok daha zordur. Derin ustalık ve bundan da öte mükemmel bir duygu yoğunluğu ve birikim gerektirir. Maddi bir durum manevi alanda, yani düşsel alanda imge olarak varlığından soyutlanacaksa, o şey içerde bütün boyutlarıyla algılanmış olmalıdır. Yani bilinç dediğimiz şey, yani ideolojik yetkinlik yeterli olmalıdır. Algılama işi, yani bilinç, bir depremi veya başka bir durumu ilahi taktir olarak değil, yalnızca deprem acıları olarak değil, bütün bağlantılarıyla algılamayı gerektirir. 

BU YAZILARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın