Öykü

Sırrı Ayhan’dan Bir Düsseldof Öyküsü

Düsseldorf’un Tanıkları/ Öykü/ Sırrı Ayhan

Durakta müşteri bekliyordu. Telsizden aldığı -adrese vardığında, bir kadın yolcu telaşla gelip arabaya oturdu ve “Lütfen Urdenbach Kütüphanesine gidelim.” dedi.

‘Kütüphaneye gittiğine göre okuyup yazmayı seven biri olmalı,’ diye düşündü. Hareket eder etmez müşteriye, kısa hikayeler yazmaya çalıştığını, günün birinde kendi yazdıklarıyla belki bir hikâyesini başlatıp bitireceğini anlattı ve defterini uzatıp ondan birkaç satır yazmasını rica etti.

“Belki başka zaman ben de yazarım, şimdi işim çok acele!” dedi kadın.

“Hanımefendi, kim bilir bir daha ne zaman görüşürüz. Lütfen iki satır yazıverin!” diye ısrar etti.

Kadın, “Kafam çok dağınık, başka sefere kalsın!” dedi.

O, “Üç dört dakika zamanınız var. Lütfen kısa bir yazı.” diye tekrarlayınca, kadın aceleyle bir şeyler karalayıp defteri geri verdi ve kendisinin de yazar olduğunu, yetmiş bir arkadaşıyla birlikte Düsseldorf’un Tanıkları diye her birinin Düsseldorf’un ayrı bir sokak veya köşesini tanıttığı ortak bir kitap oluşturduklarını, az sonra kütüphanede üç arkadaşıyla birlikte ortak kitaptan pasajlar okuyacağını söyledi.

Kadının sözü üzerine o da, “Erken okuyacaksanız ben de sizi dinlemek isterim,”  dedi.

“Herhalde ilk ben okurum,” dedi kadın.

“Ben de sizi dinlemeye geliyorum. Yalnız bir saat sonra arabayı gece şoförüne vereceğimden erken kalkacağım, kusura bakmazsınız herhalde.” dedi kadına.

Kadın “Ne münasebet! Geldiğiniz için arkadaşlarım da sevinecekler.” dedi ve kütüphanenin önünde taksiden indi.

Cemil arabayı park edip deftere göz atınca kadının sadece, “Her şey insan için” diye yazdığını gördü.

Kadının girdiği kapıdan o da girdi içeriye. Bir kadın yanaşıp, “Buyurun, birini mi aradınız?” diye sordu hemen.

Lafı gevelemeden “Hayır efendim, okumayı dinlemek için geldim.” dedi.

“Oo, çok güzel!” dedi kadın ve okumanın yapılacağı salonun kapısını açarak, “Lütfen öne geçip oturun!”

“Şöyle kapıya yakın oturayım. Birazdan gitmem lazım.” dedi Cemil.

Kısa zamanda baloya gider gibi giyinmiş, yetmişin üstünde insan gelip okuma salonunda yerlerini aldılar. Okumayı düzenleyenler şarap ve çeşitli meyve sularının yanı sıra kek ve pastaları da getirip açık büfeyi hazırladılar. Her şey kutsal bir tören titizliğinde yapılıyordu. Onların titizliğini, ciddiyetini ve kültüre verdikleri değeri görünce doğrusu kıskandı Cemil. Kendi kendine, “Adamlarda gelenek var, kültür geleneği,” dedi. “Bizim yazarlarımızın okuma yaptıkları ortamı ve düzeni görseler her halde üzüntüyle gülümserlerdi.”

Okuma saati geldiğinde biri mikrofonu alarak, okuma sırasını ve izlenecek yöntemi anlattı.

Bayan Rot Willing ismi anons edildiğinde, az önce taksisiyle getirdiği kadın masanın yanına gelerek toplam yetmiş bir kişiyle birlikte yazdıkları Düsseldorf’un Tanıkları isimli kitaptan kendi yazdığı bölümü ayakta okudu.

Okuma sırasında çevresine bakındı taksi şoförü, Cemil. Herkes can kulağıyla yazarı dinliyordu ve yazarın okuması bitince onu coşkuyla alkışladılar. İkinci okuyucudan önce biri saksafonla iki parça çaldı. Ardından diğer yazar da ayrı bir semti tanıtan yazısını okudu.

Okumaya kısa bir ara verdiklerinde Cemil, bir kitap alıp, Rot Willing’in yanına giderek, “Her şey çok çok güzel. Tebrik ederim, ne yazık ki ayrılmak zorundayım. Bunu benim için imzalar mısınız?” dedi. “Cemil yazarsanız, yeterlidir.”

Kadın imzalayıp teşekkür etti. Cemil de “Başka zaman görüşmek umuduyla. Sizlere başarılar diliyorum.” dedi ve arabasına gitmek için kapıya doğru yürüdü.

Cemil günün son işinde senelerce unutamayacağı güzel bir anı yaşamıştı; bundan oldukça hoşnuttu. Genç adam. o geceden sonra bu tür okumalara daha sık zaman ayırmasını düşünerek oradan ayrıldı. Günlük yaşamsa, hala dışarıda sürüyordu.

BU YAZILARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın