tiyatro

TİYATRO YAZILARI/ Havva Ağral

PERDE ARALIĞI

Sanat ve felsefe ilişkisi; Platon’un devlet adlı kitabında, felsefi ilişki bağlamında, sahne ve müzik hakkında bir ihraç kararı vermesi değişik bir başlangıç ilişkisidir. Felsefeciler,  sanata tapınmakla sanatı itmek arasında gidip geldiler. Platon kendi ideal devletinden mimetik yani sahne sanatlarını dışladı kovdu. Sanat kendi içinde hep bir devinim ve değişimdir.

    Sahne sanatlarının doğuşu primitif insanın doğayla mücadele ettiği zamanlardan başlar metafizik dünyaların dinsel ritüelleri ile devam eder.Primitif ; Aynı zamanda yalın sanat anlamında, sanatın literatüründe de, var olan bir tanımdır. Yapmacık olmayan anlamında. Ortaçağ ressamlarına da bu tanım verilmiştir. Sonra kültürsüz anlamı da taşır. Yazıda ki anlamı, henüz gelişmemiş insanı ortaya koymak için kullanıldı. Gelişme evreleri aşamasında, insanların ifade gücü kazanmak, anlatımı zenginleştirmek gibi dürtülerle sahne sanatlarının ilkel taklit halinde ortaya çıktığını düşünebiliriz. Ayrıca sığınma, barınma korunma gibi dürtüler belki ilk arketiplerin kurgulanmasında pay aldı. Davranış kalıplarının şekillenmesi, vahşi yaşamla mücadele esnasında kurgulanırken giyilen hayvan postları, saldırı teknikleri, korkularla baş etmek için farklı inanış biçimleri, sahne sanatlarının ilk nüve adımları olabilir.

 Yasaklar

sistemlerin menfi doğrultusunda  yerini başka ritüellere ya da başka alanlara bırakır.  Mimetik sanatlar kendi içinde deneysel, kabare, tuluat vs bölümlenmeler yaşar.  Sokak tiyatrosu ayrı bir alan. Mim yine apayrı bir alandır.  Özellikle mim sanatı, tam da yasaklı baskıcı feodal bir dünyanın ortasına doğmuştur. Ve gelişim göstermiştir. Ayrıca toplumsal bir bilgi olması açısından sürekli baskı gören toplumların toplumsal histerik danslar yaptığı tarihte görülmüş garip olaylardan biridir. Evet ölene kadar dans eden insanlar çıkmış ortaya. Bunun bir toplumsal histeri olduğu düşünülüyor.  Tıp ve tarih literatürü bu olayı histeri olarak tanımlıyor. Yani yasaklanan bir alan, başka bir türev  kazanarak yine kendini gösteriyor.

   Sahne sanatlarına eski tarihlerden bu güne kadar  bir ön yargı hep vardır. Platon sahne sanatlarını hakikatsizlikle suçlar. Halbuki kendi gerçeği ile baş etmeye çalışan insanın yapmaya çalıştığı şey, sahne sanatlarına yol açmıştır.  Bu alanın savunucular da,  tiyatronun başka otoriteleri de sahnenin gerçeğe mecbur kılındığı bir yer olmaması gerektiğini savunurlar.  Absürd, imgesel, gorteks vs pek çok öğeyi sahneye sokabilirsiniz. Yaşam da karşılığını bir şekilde bulacak olanı sahneye aktarmak işte bu bir aşktır. Yaşamda absürd olanı görmek insanı tekrar  ve tekrar ele almak. İki kalasın ortasında kocaman bir yaşam kocaman bir dünya vardır. Ve bunu yaşamak isteyenlerin aşkına gem vurulmamalıdır. Çünkü yaşam da her zaman roller vardır. Dünya gerçeğin, sahteliğin , hareketin tüm var olma çabasının sahnesidir.

      Gülün adı romanında, gülmek ve kahkaha atabilmenin  uğruna işlenen cinayetleri görürüz.

Gülmeyi hafiflik sayan bir düşünce, neredeyse insanlığın kodlarına işleyecek kadar acımasız bir hal almış. Ama neden? Dogma inanç gülme eyleminin karşısına dikilir. Halbuki doğamızda olan bir şey  neden yasaklı ağlamak yasak değil. Gülme ve eğlence ön yargıya

çarpar. Engizisyon egemen güçler ve kilise otoritesinin güçlü bir iş birliğiyle insanlığı ağlatmanın esaretin literatürüne geçen bir süreç. Simyacı romanında olduğu gösterildiği gibi bu dönemler kendi içlerindeki çelişkilerle ironi sergilerler. Simyacı romanında kendi tapınağını sırtında taşıyan tipleme ironiden de fazlası belki bir kara mizah olarak görülmelidir.

    Platon ‘un sanata karşı mesafesi özellikle sahtelik meselesi olmakla birlikte sanatı tehlikeli bulmasıdır. Evet çünkü sanat insan doğasının  bir parçası gibi, yaşamak sanatı adına der Brecht  sanat, yaşamak sanatını güzelleştirmek için vardır. Bu söylediğimizi kanıtlayabilir miyiz? İnsanları yoldan çevirip, birkaç dakika bir mesele üzerine yorum yapmalarını isterdim. Bunu isterdim doğrusu. O birkaç dakikanın içinde eğretileme, mecazi, edebi sözler, hayal kurmak, taklit etmek, dalgınca düşünmek gibi aralıklar göreceğinizi düşünüyorum. Şunu demek istiyorum, sanat bizde vuku bulan bir araç. İlkel insan dediğimiz mağara adamları bile doğanın tezahüründe, duygularda sanata yer açmıştır. Hayatta hem oyuncu, hem bir dördüncü duvar seyirci olan insan, sanatla olan bağını hiç koparamadı.  Tiyatro son dönem üretim araçlarının da getirdiği yeniliklerle, deneysel alternatif yollar aramaya başladı. Her dönemsellik kendi tiyatrosunu kendi doğaç yanını bir şekilde geliştirecektir. Alternatif tiyatro mekansal anlamda farklılık arayan bir performanstır. Kareografi koro sözünden türemiştir.

Şunu demeye çalışıyorum; Bir tepenin üstünde mitoloji kahramanlarından etkilenen ve tanrı kralların hayatlarını anlatan tragedya da bir tiyatroydu. Sokakta rastladığımız  mugallit insanlar da tiyatronun insanda zuhur eden amatör yanıydı. (Mugallit taklitçi )  Bir sınıf öğretmeni çocuklara pedagojik yaklaşırken taklit, empati, sempati ve oyun ile öğretme çabasında bulunabilir. Tiyatro dilimize, algılarımıza bir yardımcı öğe olarak hep aramızda kalacaktır.

   İnsan,  Tapınacağı tanrıyı oyarken heykeltıraştır. Sanat insan varlığının bulaştığı, ulaştığı her yerdedir. Ve tamamıyla egemen güce biat eden bir sanat henüz icat olmadı. Ritüeli gerçekleştirirken inanan kişi salt biat etmek için mi sanatı icat etti? Yoksa sanatta bir sağaltım mı aradı? İnsan kendine bir perdenin önünden bir de arkasından bakıyor. Perdeleri aralayanlar  sürekli kendini tekrarlayan, sonsuz kendini izliyor o sahnede.

    İtalyan klasik sahne sanatlarında seyirci bir dördüncü duvardı. Ancak ince görünmez bir duvar. Ve bir gün o duvarlar yıkıldı. Performans izleyicinin de katıldığı bir yere geldi. Öyleyse sanat herkesin dünyasına zuhur eden bir araç. Bunu biz geliştirdik. Ya da bizde hep vardı. Zaman ve yaşam onu biçimlendirdi. Tiyatro sanatının, kendinde bir sonsuzluk duygusu olduğunu düşünün. Kendinize bir perde aralayın. Orada sanatın her tezahüründen olsun. Geçişli ve girft düşünün, biri aynı zamanda diğeri de olabilir. Bir şarkı, bir dans gösterisi, bir haykırış tüm bunlar sizden öncekilerden bir parça ise, sizden de bir parçadır. Neslin sonraki kuşakları için bu parçalarınıza sahip çıkmalısınız.

                                              HAVVA AĞRAL

***

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın