Öykü

Yasemin Yeni Akalın ve Ali Özenç Çağlar’dan ortak bir Öykü

NİNEMLE OVADA GEZİNTİ / Deneme

Yasemin Yeni Akalın ve Ali Özenç Çağlar

Su testisi, incir ağacına yaslanmış; ağaç su içiyormuş gibi görünüyor; tavuklar tembel tembel dolaşıyor, ovada miskin bir yaz günü daha yaşanıyor. Bu sessizlik, bu ıssızlık, bu sıcak, bu incir ağacının gölgesi, ağaca yaslanmış testi ve ninem bir bütün. Kısa kısa şişleri döndüre döndüre çorap örüyor, ninem. Dedem bir elini başının altına almış uyuyor. Ova sonsuzca uzayıp gidiyor. Sessizlik de ova gibi uzadı uzayacak. “Hava biraz serinlesin sizi gezmeye götüreceğim.” diyor ninem. Dedem uyuduğu için ninemin sesi fısıl fısıl geliyor. Beyaza boyanmış küçük tenekelerde fesleğenler ekili, avcumda ezip kokluyorum fesleğenleri . Sıcak ve çocuk avcumdaki fesleğen kokusu, zihnimde bir masala dönüşüyor. Bu masalda ova var; ovada koşmam var, ninemin ördüğü çorap var, incir ağacı var, dedem var; her yerde ama her yerde fesleğen kokusu var. Ninemle gezmemiz var. Bu masalda zaman var. Bir kuşun kanadında renkler var. Ve illaki annem var. Annemin gülüşü var. Ben annemin gülüşüne takılmışken elini uzatıyor ninem “ hadi gidelim” diyor. Başka bir masala yürüyoruz. Bereketli tarlalardan, bol yemişli bahçelerden geçiyoruz, nazlı nazlı akan pınarlardan su içiyoruz. Ninem ne güzel konuşuyor… O konuştukça uçuşan kelebekler var. Sarı sarı açan kır çiçekleri var. Sözlerinde helal var, haram var; cennet var, cehennem var. Ninemin sözlerinde bir tılsım var. Bu tılsım her yere, her şeye nüfuz ediyor. Dünya cennete dönüyor. Bu cennette bir kuş var. Kuşun kanadında annem var.

Sonra? 

“Sonra alem değişiverdi”

Bundan sonra kalemi saygilarimla Yazar Ali Özenç Çağlar’a birakiyorum.

Sen varsın, ben varım, biz varız, bizim masallarımız var; Benim bağım bahçem, senin köyün var, benim tavuklarım, küçük kuzularım, oğlaklarım, senin kuşların, martıların var. Benim ninen, senin deden, dedenin masalları var; el ele tutuşuyoruz, kuşlarımız, ağaçlarımız, çiçeklerimiz el ele, tam bir senfoniyi oluşturur gibi. Her şey bize ses veriyor; dağ, rüzgâr, bulutların altından gülümseyen güneş bizimle.

Ninem sesleniyor ardımda türküler söyler gibi. Senin deden kaval çalar gibi eşlik ediyor bize. Ben güllü elbisemin eteklerini savura savura koşuyorum yeni açmaya duran gelinciklerin, papatyaların, pelin çiçeklerinin arasında. Uzaktan, çok uzaktan su şırıltıları geliyor kulaklarımıza. Deden yeniden kavalını üflemeye başlıyor, gözleri boncuk boncu, “bu türkü size” diyor nineme; ninem genç kız gibi gülümsüyor. Sen güttüğün kazların ardından koşturuyorsun, dedenin çaldığı türküyü söyleyerek, ben de katılıyorum bir yerinden, üçlü, dörtlü bir koro oluşturuyorsuz. İçli bir senfoni belki de, yaşamın yorgunluğunu, acılarını bir anlığına unutmak ister gibi, onca yaşımıza bakmadan çocukluğumuza sığınıp koşuyoruz. Geride bir sürü sorunu, bir sürü derdi koyup nereye gidebiliriz ki? Hiç düşünmüyoruz bunları. Senin deden, benim ninem, birlikte kaybolur gibi doğada sıcak bir özlemle, bir an bile olsa şu güzelliğin içinde insan olmanın tadını çıkarmaya çalışıyoruz hep birlikte.

Kimse uyanmak istemiyor daldığı düşlerden. Çünkü gerçek yaşam bizi korkutuyor, bizi ürpertiyor, benliğimizi kemirircesine üstümüze üstümüze geliyor. Gazete haberleri, televizyonlar, Suriye, Libya, ABD seçimleri, Corono belası; birden yüzümüz düşüyor, göz içlerimiz kırmızılaşıyor, nemleniyor. Yaşlarımızı birbirimize göstermeden ağlamak istiyoruz. 

Dışarıdan geçen bir kamyon sesiyle uyanıyoruz o acı gerçekliğe. İliklerimize kadar donuyoruz. Televizyonda günün akşam haberleri yer alıyor.

Spiker kederli, bu günün turkuaz tablosunu açıklıyor: “Bu gün 1500 vaka sayısı, 72 ölü, 1192 ağır hasta” diyor. Kulaklarımızda sadece sesler kalıyor; hiçbir anlama dönüşmeyen sesler, gürültü halinde. Ben uzandığım şezlongta, divanda, küçük bir taburede, sen kim bilir hala kaval çalan dedenle kırda türkü söyleyerek o güzel düşler içinde koşmaya devam ediyorsundur. Ben, ah ben ise, gerçekliğin tüm ağırlığı ile ezilip yok olmaya devam ediyorum, devam ediyoruz hep birlikte. Koca bir dünya aynı koyu karanlığın altında, hiç tepki vermeden, yok olmayı bekliyor…

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın