Öykü

Yasemin Yeni Akalın’dan bir kısa öykü

-BİR KOLYE HİKÂYESİ-

İlk gençlik yıllarımda, Akhisar’ın uzak dağ köylerinden gelen kadınlarda gördüğüm sarı ya da kırmızı renkli kolyeleri  çok beğenirdim.
Yıllar sonra, İstanbul’da bir antikacıda bu kolyelerin aynısını görünce hemen satın aldım. O gün eve gelir gelmez de kolyeyi boynuma takmak istedim. Fakat kolye eski zamanlara ait olduğu için elime alır almaz  boncuklar yerlere saçıldı, onları tek tek toplayıp  kaybolmasın diye bir kutuya koydum; kutuyu sakladığım yeri de ne yazık ki unuttum.
Aradan epey bir zaman geçtikten sonra kolye aklıma düştü. İşi  gücü bırakıp onu arayıp buldum.
Sıra o taşları tekrar dizdirmeye gelmişti. Tahtakale’de doğal taş satan bir dükkana girip kolyemi dizip dizmeyeceklerini sordum, onlar da  beni başka bir doğal taş satan dükkana yönlendirdi. Ben kolyeme kavuşacak olmanın hayaliyle dedikleri dükkana gittim.
Dükkan sahibi 50’li yaşlarda Murat adında, gözlüklü, orta boylu bir adamdı.
Özenli bir biçimde kolyemi dizmeye başladı. Bu arada kendisinden de söz etti. Dediğine göre tiyatrocuydu, ayrıca psikoloji bölümünü de bitirmişti. Sözlerine “ Konfüçyus ne demiş biliyor musunuz, ‘’ne olursa olsun gemiyi mutlaka limana götürün’ demiş.” diye devam etti.
Ben güzel demiş, diye yanıt verince aramızda şöyle bir diyalog gelişti.

—Peki ben ne diyorum?
— Ne diyorsunuz?
—Hayatta ne olursa olsun mutlu olun, diyorum.
— Siz de güzel diyorsunuz.
Bu arada kolyem dizildi. Ben onu büyük bir istekle boynuma taktım; ücreti ödeyip beni bekleyen arkadaşımın yanına gittim ama kolye sanki boynumu sıkıyordu,  geri dönüp kolyemin biraz genişletilmesini istedim.
Bu arada orta yaşlarda, şişmanca bir kadın dükkana gelmiş, oturuyordu.
Belli ki daha önceden Murat Bey’le tanışıklıkları vardı. Kadın oturduğu yerden taşlara bakıyor, bir yandan da bir şeyler anlatıyordu. Hapishane sözcüğünü duyunca dikkat kesildim.
Kadın, “Geçen hafta hapishaneye gidemedim, neden gidemedim, çünkü kriz geçirdim.” dedi. Murat  Bey hiç oralı olmuyor, benim kolyemle uğraşıyordu. Ben kendimi konuya dahil olmak zorunda hissedip “Ne krizi geçirdiniz. diye sordum. O, kalp krizi, demesin mi! Bunu  söylerken de  çok basit bir şey söylüyormuş gibiydi. Kalp krizini evde  tek başınayken geçirmiş, teşhisi de kendi koymuştu.
Bugün buraya da hapishaneye götürmek üzere gerçek inci almaya gelmişti. Çünkü kocası gerçek inciden tesbih dizmek istiyordu.
Benim kolyem bu arada benim boynuma göre tekrar ayarlandı.
Güzel olmuş, teşekkür ederim, dedim.
Murat Bey, daha önce bana söylediği veciz sözü tekrarladı: Hayatta ne olursa olsun mutlu olmak lazımdı.

Kolyem boynumu artık sıkmıyordu üstelik daha da güzel olmuştu.
Benim kolyemden habersiz hapishanedeki mahkûm da sipariş ettiği gerçek incilerle tesbih dizecekti,  bu tesbihi dizerken de mutlu olacaktı. Murat Bey’in dediği gibi “Hayatta ne olursa olsun mutlu olmak lazımdı.”
Peki ben ne diyorum? Bu hayatta herkesin yolu birbiriyle bir şekilde kesişir diyorum.
Akhisar’da kolye takan köylü kadınlar, kolyeyi aldığım antikacı, onu dizen Murat Bey, Konfüçyus, gerçek inciden tesbih dizmek isteyen mahkûm, onun kalp krizi geçiren karısı ve kolyeyi boynuna takan ben; hepimiz geldik küçücük bir dükkanda bir gün, bir an buluştuk.

Şimdi de bunu okuyan siz bizimle buluştunuz.
Dediğim gibi “ Bu hayatta herkesin yolu bir gün birbiriyle kesişir”

Yasemin Yeni Akalın

***

BU YAZILARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın