Öykü

Yeni Bir Kalem, Çiğdem Anaç ve Mükemmel Bir Öykü

NEZİHE’Yİ KİM KAÇIRDI – KISA ÖYKÜ

At asil bir hayvandır. Üzerine binen genç bir kız o dik oturuşuyla, daha asil gösterir atı. Hayalimde, böyle büyümüşüm ve dal gibi bir genç kız olmuşum, güzel, narin ve asil.  Atıma biniyorum.  Herkes bana bakıyor hayranlıkla.  Sıcak yaz günü, köy kahvehanelerinin önündeki erkekler, şaşkınlık ve hayranlıkla, başlarını sallayarak, birbirlerine beni işaret ediyorlar.  Atımı kahvehanelerin olduğu meydanda bulunan tarihi çeşmeye, su içirmeye götürüyorum.  Beni görür görmez yaşlı köylü amcalar, “Ah… ah… Ayşe yine atına binmiş sulamaya getiriyor” diye gülüşüyorlar.  Ben tüm asaletimle, dik durmaya çalışarak, atımı, hayvanların o su içtiği çeşmenin yalağına doğru sürüyorum. Hayvan başını eğip içmeye başlıyor, ama neden dudaklarının arasından emerek su içmiyor amcamın atı gibi.  Neden dilini kullanarak, şlap şlap diye içiyor.  Etrafıma bakıyorum.  Köylüler gülüyor. Neden gülüyorlar?  

Yine hayalimde, ben 18 yaşında bir genç kızım ve atım doru bir at.  Oysa, gerçekte, yaşım 6, atım da sarı uzun tüylü, uysal bir çoban köpeği.  Sımsıkı tutunuyorum uzun sarı tüylerine. Çünkü amcam bir türlü eyer yaptırmıyor atıma.  O güzel at/köpek, Karaburun,  öyle dikkatli yürüyor ki ben düşmeyeyim diye.  Adımlarını köy yolunun taşlarına denk getirmemek için özen gösteriyor, sanki ben düşersem bu onun ayıbı olacak.   Bana kimseler anlatamıyor atımın at olmadığını. Benim için o, o kadar güzel bir at ki…

Egenin sıcağı yazın kavurur insanı. Öğlen uykusuna yatırırlar bizi büyükler ama sıcaktan, terden uyumak mümkün mü? Sarı toprak ve saman karışımı sıva ile sıvanmış, pürüzlü duvar yüzeylerine bakarken, ne korkunç şekiller belirir insanın beyninde. Ürkersin, sımsıkı yumarsın gözlerini cinleri görmemek için. Ve sonunda tatlı uykuya teslim olursun.  

Uyanır uyanmaz, atımı kontrole gidiyorum.  Sıcaktan bunalmış atım, yere yayılmış yatmış, dili dışarıda, sık sık nefes alıyor.  Bir at için hiç de hoş olmayan bir görüntü.  Hemen kaldırıyorum atımı ayağa, uzun tüylerini ellerimle silkeliyorum, temizliyorum asaleti sarsılmasın diye ve su içirmeye götürüyorum yine…  

İşte böyle bir kızgın, sıcak yaz gününde, büyük amcamın binek atı köy çeşmesine dörtnala yaklaşıyor ve su içmeye başlıyor. Üzerinde kimse yok. Deli gibi içiyor. Ben biraz ürküyorum.

Köylüler bağrışmaya başlıyor:  

“Bu Rıdvan’nın atı değil mi ulen?”  

Ben:

“Bu at amcamın atı” diyorum.  

Bana acıyarak bakıyorlar.  Anlamıyorum nedenini.  Koşarak geliyorlar, atı inceliyorlar. Ben de bakıyorum dikkatle.  Hayvanın sırtı ve karnı saçma deliklerinden kan içinde.  

Vurulmuş at.  

“Rıdvan nerde?” diye bir bağrışma kopuyor.  

Hemen babama ve küçük amcama haber gidiyor.  

“Rıdvan’ın atı vurulmuş, üstünde Rıdvan yok!”  

Ortalık öyle karışıyor ki, bağrışmalar, fırtına hızında hazırlanmalar, atların toynak sesleri.  Annem bir taraftan yalvarıyor:

“Dikkat et Nedim!”

Yengem diğer taraftan bağırıyor:

”Sen gitme bari Muhsin”. 

Hele babaannem açmış kar gibi göğsünü:

“Giderseniz ak sütümü helal etmem.  Biri gitti, bari siz gitmeyin” diye atların önüne atıyor kendini.  

Boşuna yalvarmalar.  Babam ve amcam ellerinde tüfekleri, atlarına binip köy içine gidiyorlar hemen.  Amcamın atına “Bizi Rıdvan abime götür” diyor babam.  O yaralı, kanlar içindeki sadık at, öne düşüyor ve koşarak köyün dışına, tarlaların

aralarına götürüyor gelenleri.  Amcamla babam her yerde abilerini arıyorlar.  Ölü veya diri kimseler yok meydanda.  Belki pusu vardır diyerek, dikkatle inceliyorlar izleri ve yerde kan lekeleri görüyorlar.  Çalılıkların aralarını, ağaçların altlarını, hendeklerin içlerini, tepelerin arkalarını arıyorlar.  Ama rüzgârın sesi dışında hiçbir belirti yok.

O gün günlerden Çarşamba.  Akhisar’ın Pazarı.  Tüm köylüler öte beri, göverti (yeşillik) almaya şehre giderler.  Rıdvan ile karısı da Pazar alışverişi yapmaya gelmişler.  Biraz da, köyün en güzel kızı olan büyük kızları Nezihe’yi sevindirmek için bir şeyler almaya çalışıyorlar.  Çünkü Nezihe hiç sevmediği nişanlısı Kel İdris’in nişanlarını yeni atmış ve oldukça mutsuz bu aralar. Güzelim kızı çok sevdiği ilk nişanlısından ayırdıktan ve bu Kel İdris ile nişanladıktan sonra, kız dellenmeye başlamış.  Ege’de tütün yapılan yıllar. Her evde son derece zehirli tütün ilaçları var. Nezihe “Folidol içeceğim. Canımdan bezdim gayri” deyince, annesi babası nişanı atıyor. Kızı teskin ve teselli etmek ve gönlünü almak için şehre giysi vs. almaya gidiyorlar.  Kızlarının derdi ile yanan ana baba, hiç farkında değiller izlendiklerinin.  Meğer, Kel İdris de bir arkadaşıyla şehir pazarında dolaşırlarmış.  Rıdvan ve karısını Pazar yerinde görünce, hemen aklına bir fikir geliyor Kel İdris’in.  “Bunlar karı-koca buradalarsa, Nezihe tarladaki damda yalnız başınadır.  “Kız kaçırmak için en uygun zaman.” diyor arkadaşına.  Erkeklik onuru oldukça örselenmiş olan İdris, nişanı atan bu insanlara kabaran öfkesine uyarak, hemen birkaç domdom kurşunu satın alıyor ve kızı kaçırmaya gidiyor yanındaki arkadaşıyla.  

Rıdvan’ın tütün tarlası köye oldukça uzakta.  Dikkat çekmemek için, Kel İdris ve arkadaşı, at arabasını uzakta bırakıp, kuru dere yatağının içinden yürüyerek dama doğru yaklaşıyorlar.  Güzeller güzeli Nezihe ve oniki yaşındaki erkek kardeşi Bircan, damdadır.  Bircan koyunları gütmek için dere yatağına doğru ilerlerken, dereden sesler duyuyor.  İdris ile arkadaşı, İdris’İn düğün günü diye türkü söyleyip oynuyorlar
dere yatağında.  Uygun zaman kolluyorlar kızı kaçırmak için.  Bircan onları fark edince, koşarak ve bağırarak: “Ablaaaaa, Kel İdris burda.  Kaç ablam kaç!” diye bağırıyor.  Sesi duyan İdris, koşarak dama doğru saldırıya geçiyor.  Nezihe gözüpek, yaman bir kız.  Kaçmıyor. “Ben namusuma sahip çıkarım, hele bir gelsin.” diyor.  Kel İdris kızın üstüne atlıyor.  Şalvarını çekiştirmeye çalışırken, boğuşma başlıyor.  Nezihe kardeşi Bircan’a “tüfeği al, ateşle” dediyse de 12 yaşındaki çocuk tetiği çekemiyor korkudan ve şoktan.  Korkutmak amacıyla Kel İdris, bıçak çekiyor ve kızın omuzuna hafifçe batırıyor.  Nezihe çıplak elleriyle bıçağı öyle bir kavrıyor ki, Kel, bıçağı kurtarmak için çevirdikçe, Nezihe’nin avuç içi kıyım kıyım oluyor. Ama bıçağı İdris’in elinden almayı başarıyor Nezihe ve İdris’in böğrüne öyle bir saplıyor ki, bıçak ciğere kadar batıyor.  “Yandım Anam” sesini duyan arkadaşı, korkudan “Kaçalım!” diyor.  İki saldırgan, İdris yaralı ve topallayarak, kaçmaya başlıyorlar.  Ama hızlı yol alamıyorlar.  

Bu sırada Rıdvan ve karısı, köye dönmüş, dama yaklaşmışlardır.  Bircan uzaktan ana-babasını görünce, ağlayarak “Baba, Kel Idris ablamı  kaçırmaya geldi.  Ablam yaralı” der demez, Rıdvan’ın gözü dönüyor.  Yakınlarda örüklü, eğersiz atına atlıyor, hala Bircan’in elinde duran tüfeği kaptığı gibi “Ne tarafa gittiler?” diyor ve atı o tarafa deli gibi sürüyor.  

Çok geçmeden Rıdvan, İdris ve arkadaşını uzaktan görüyor.  Onlar da Rıdvan’ın dörtnala yaklaştığını görünce, bir ağacın arkasına siniyor ve ateş etmeye başlıyorlar.  Rıdvan da ateş açılan yere ateşle karşılık veriyor.  Her üç adam da kanlar içinde, birbirinden pek de uzak olmayan bir mesafede baygın yatıyorlar.  Rıdvan’ın atı saçmalarla yaralanıyor; Rıdvan üstünden düşünce, at dörtnala köy içine çeşmeye gidiyor.  Bu sırada, dağ köylerinden gelen bir pikap araç, yerde hareketsiz yatan yaralıları görüyor, derhal pikabın arkasına atıp, eski Akhisar Devlet Hastanesi’ne, acile götürüyor.

Rıdvanın kardeşleri, yaralıları bulamayınca, köye dönüp, haber soruyorlar. Tam o sırada hastaneden haber geliyor, Rıdvan yaralı ama sağ.  İdris de yaralı ama sağ.  Nezihe hafif yaralı, sağ ve sağlam.  Babam, Muhsin amcam, hemen şehire gidiyorlar, yanyana yatırılmış olan 3 adamın birbirlerini vuran hasımlar olduğunu anlatıyorlar hastane yetkililerine ve hemen onların ayrı odalarda yatırılmalarını sağlıyorlar.  Sonra tedavi ve hapislik yılları.  Rıdvan tedavi olup, 8 ay hapiste yatıp çıktıktan seneler sonra bile, başından saçma taneleri çıkıyordu.  Kel İdris ise çok uzun bir hapis cezasına çarptırıldı.  O hapisten çıkana kadar, Nezihe’yi baş göz ediyor Rıdvan amcamlar.  

       Nezihe bu olaydan sonra “Kahraman” ilan edildi.  Bircan, bu olaydan sonra, “Korkak” ilan edildi.  

       Rıdvan amcamın atı “Sadık Dost”,  babamla Muhsin amcam “Gerçek Kardeş” ilan  edildiler.  

       Benim atım ise, köylüler tarafından “KABUL” edildi…

Çiğdem Anaç

***

BU YAZILARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın