Sinema

Yeni Bir Sinema Yazısı İle / Aytül Örcün Laçin

Atiye Dizisi Ne Anlatıyor?

Nihayet izlemeye değer bir dizi bulabildim. Şengül Boybaş’ın ‘Dünyanın Uyanışı’ adlı kitabından uyarlanan ve Netflix’te yayınlanan Atiye isimli dizi. Göbeklitepe’de geçiyor olması izlemem için yeterliydi zaten 😉 Mehmet Günsür’ün oynadığı yapımlar da sevdiklerim arasında yer aldığından, bir artı daha kazandı. Diğer oyuncu ise Beren Saat olunca, seyretmeye karar vermiştim zaten. Aslında ne Mehmet Günsür, ne de Beren Saat, ‘oyunculuklarına hayran olduklarım’ değil de, ‘severek izliyoruz’ klasiği kısmında yer alıyorlar benim için. Fakat bir önceki yazımdan da anlaşılacağı gibi, bir fantastik sever olan ben, böyle bir Türk dizisini izlemeseydim olmazdı. Ve iyi ki izlemişim 😉

İnsanoğlunun Hikayesinin Bittiği Yerde Onun Hikayesi Başlıyordu

Diziye dair bahsedilebilecek o kadar çok şey var ki, nereden başlasam bilemedim. Ben, benim için en anlam ifade eden tarafıyla başlamak istiyorum. 14 yaşında olan kızım diziyi büyük bir hayranlıkla ve duygu geçişleriyle izledi. Nereden mi biliyorum; kucağında bilgisayarı, kulağında kulaklıkla karşımda otururken, ağlayan, gülümseyen, heyecanlanan emojiler geçiyordu yüzünden de oradan biliyorum :)) Göbeklitepe kulağına çalınmıştı öncesinde. Ama onun için, arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılmış tarihsel bir bölgeydi sadece. Ne derece özel ve önemli bir keşif olduğunun bu derece bilincinde değildi. Daha doğrusu, genelde bu yaşlarda, arkeolojiden oldukça uzak ilgi alanları oluyor çoğu insanın. Oysa merak duygusu, en önemli duygulardan biri bana kalırsa. Hayatımızın gidişatını değiştirme gücüne sahip çünkü. Neyi merak ediyorsan, seçimlerin de ona dair oluyor. Kim olacağını, büyük ölçüde merakların belirliyor yani.  Ergenlik çağı, bir insanın nasıl biri olacağının oluşumunda önemli bir dönem. Arkeolojiye, tarihe, keşiflere, sembollere, var oluşa, … dikkat çekerek, dayatılan yaşam biçimi içerisinde, telefona gömülü ya da yarış atı gibi yaşayan genç kesimin merakının ehlileşmesine katkı olduğunu düşünüyorum bu yapımın. Bu dizinin en sevdiğim yanı da işte bu oldu.


Dizinin Konusu ve Göbeklitepe

İnsanlığın kadim geçmişine dair sırlarla dolu bir yer Göbeklitepe. Göbeklitepe’yi yaklaşık 10 bin yıl bulunamayacak bir şekilde niye gömdüler? Kazı niye durduruldu? Bizden neler saklanıyor? gibi bir çok soru işreti barındırıyor burası. Burada bulunan, 5 metre civarı T biçimindeki sütunları, 16 ton ağırlığa varabilen taşlarıyla, Mısır piramitlerine dair sorulan sorulardan bile ötesine geçen Göbeklitepe; bilinmezliğe giden yol… Film de Göbeklitepe, Nemrut ve İstanbul’da geçiyor. Yeri gelmişken dizinin konusundan kısaca bahsedelim. Atiye isimli ressam kız, çok zengin bir adam olan Ozan’la nişanlı ve İstanbul’da yaşıyorlar. Göbeklitepe’de yeni bulunan bir sembol, Atiye’nin kendini bildiğinden beri çizdiği sembolün aynısıdır. Bunu sembolü keşfedense, kazı çalışmalarında ölen bir arkeoloğun izinden yürüyen ve yine arkeolog olan oğludur. Böylece yolları kesişir Atiye ile Erhan’ın. Mistik bir aşk doğar gerilimlerden. Toprak ananın yeni bir çağa, Atiye’ninse kendi uyanışına gebe olduğu, bir kendini bulma yolculuğu başlar ardından. Gölge yanlarıyla yüzleşen, öfkelenen, korkan ama sonunda kabullenen bir kadının hikayesi. 

Benim Eleştirim

Dizinin konusunu çok beğendim. Gayet kaliteli bir fantastik Türk dizisi yapılmış ve bence kesinlikle izlemeye değer. Fakat, sergilenen oyunculuktan çok, kurgu ve olayların işleyişine takıldım ben. En rahatsız edici taraflarından biri; Atiye sıradan bir hayat sürerken, birden doğa üstü, mistik bir takım olaylar olmaya başlıyor. Bizim Atiye, sanki her gün yaşadığı bir durummuş gibi gayet rahat. Belki ruhsal olarak Atiye’nin zaten hazır olduğu bir benliği var ve şaşırmıyor gibisinden bu şekilde sunulmuş diyelim, korkmasan da bir şaşır bari arkadaş! Öldü bildiği anneannesi birden ortaya çıkıyor, alnında yıldız sembolü olan bir kız çocuğu karşısına çıkıyor, yine şaşırmıyor bizimki. Sanki her gün ak sakallı dedenin bizi ziyaret edebildiği bir boyutta yaşıyoruz, günlük hayatın parçası ve son derece normalmiş gibi 🙂 İkinci aklıma takılan soru işareti; anneanne onca zaman bir evde tutulmuş ama bu duruma dair hiç bir ayrıntıya rastlanmıyor. Sanki hayatlarımızın hızına yetişsin isterce yapılmış dizi. Tamam, saatlerce bakışmalarla doldurulan ve seyirciyi aptal yerine koyan dizilerden midemiz bulandı da, hız kazandırmak adına kurguyu eksikliklere boğmak da izleyiciyi alacağı tattan mahrum ediyor. Bir de emekli polis memuru bir babası var Atiye’nin. Fakat yaşantılarının maşallahı var. Açıkçası, bu derece konforlu yaşayabilen bir polis emeklisi hayatına pek alışkın olmadığımızdan, inandırıcılığını yitirip, sorgulamaya sebep oluyor. 

Bir Tv Kanalında Yayınlanan, Dizi Analizinin Analizi :

Benim eleştirilerimin, bir kanalda yayınlanan dizi eleştirisinin yanında çok masum kalacağını da söylemelim. Gerici, yobaz zihniyet de bu konuya el atmış tabii ki. Sembollerin kadim anlamlarını yok sayıp, bunları kendilerine mal eden illuminati ve satanizm gibi kötücül akımlarla dizinin bağdaştırılması, orta çağ kafası yaşamakta olan kesimin kolayına geliyor maalesef. Programda sürekli paganizmin övüldüğünden bahsediliyor ve bir şaman kadını olan anneanne, resmen cadı ilan ediliyor. Hep satanizm simgeleri kullanılmış, ama hiç Allah lafı geçmiyor filmde deniyor. Anneannenin ismi olan Zühre, Venüs, İsis; Ishtar anlamına geliyor gibi bilgiler verilmesi güzeldi programda. Fakat gerçeği yansıtmayan bilgi, bilgi değildir.  Öyle yorumlar yapılıyor ki; bir Türk kültürü olan şamanik ritüel için bile, cadı ayini yaftası yapıştırılıyor. Kendinden yeniden doğuşun simgelendiği sahne için, “Atiye, cenin pozisyonundaki sahnede şeytana tapınıyor” bile dendi. “Hz. Muhammet demiş ki, güneş şeytanın boynuzları üzerinde doğar. Güneş doğarken ve batarken ibadet edilmez bu yüzden. Güneş doğarken ibadet edenler şeytana tapınmadır.” diyor program konuğu bilmiş bilmiş. Hele spikerin şaşkınlığı ve anlatan kişiye inanışındaki teslimiyet ise görülmeye -gülmeye- değer. Sanki karşısındaki kişi, var oluşun anlamı ve amacını açıklıyor gibi katılıyor sohbete. Kendinin çok önemli bir iş yaptığından da emin tabii ki. Bir sahnede duvarda gözünün birini eliyle kapatmış olan erkek çocuğun tablosu, tek gözü çağrıştırsın diye oraya konmuşmuş. Ev yakılma sahnesinde evi yakanlar yobaz müslümanlarmış da, müslümanlar kötü olarak gösteriliyormuş……….

Tanrım, boşa dememişler okumuş cahilden kork diye. Onu doğru anlamayıp, yaşama hizmet etmesi adına kullanmadıkça, bilgi tek başına hiç bir işe yaramaz. İşte o yüzden kimse kimseye kurtarıcı değildir. Sadece akıl ve vicdandır hakikate ulaşmanın yolu. Birileri okusun, araştırsın, öğrensin sonra hap şeklinde bana sunsun, ben de benimseyim diye bir şey yok! Atiye’nin kendini arayışındaki gibi gölge yanlarımızla yüzleşip kabullenmeden ve iyileştirmeye çalışmadan geçen bir hayat, boşa harcanmış olmaz mı? Birilerinin doğrularıyla, hap bilgilerle hayatı kolaylaştırmaya mı çalışıyoruz, yoksa kolay yoldan yaşam formülü mü arıyoruz kendimize? Böylesi bakış açılarıyla orta çağ kafası yaşayanlara biat etmeye, arkalarından gitmeye hazır halde yaşayan öyle çok insan var ki… Medyanın hükmettiği, uyuşmuş biçimde hayatını sürdüren yaşayan ölüler uyanmadıkça, daha çok can yanacak ne yazık ki.


Final Cümleleri

Yani Sevgili Okuyucu, sonuç itibariyle Atiye dizisi, sorgulayan, araştıran merakını doğru kanala yönlendirebilen kişilerin çoğalması adına, abidik gubidik mafya, ucuz aşk hikayeleri, birbirinin tekrarı olan; yozlaşmanın önünü açan dizi sektörüne inat, kaliteli bir yapım. Dizinin ikinci sezonunun yayın tarihi henüz açıklanmadı. Ama, bu arada ilk sezonu seyredebilirsiniz. Yazımın final cümlesini, yazar ve düşünce adamı Cemil Meriç’e bırakmak istiyorum. Dizideki karakterin kendine yaptığı içsel yolculuğa ve gömülü olan hakikatleri açığa çıkarmaya yönelik tarihsel gerçeğimize dikkat çekmesi açısından da bu cümleyi uygun buldum.

“Geçmiş geleceğin malzemesidir.” Cemil Meriç.

Varoluşa aşkla…

Aytül Örcün Laçin

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın