Sinema

Zeynep Saatli /Sinema yazıları

Dört Köşeli Üçgen

Salâh Birsel’in tek romanı olan “Dört Köşeli Üçgen”  üzerine kurulan filmin yönetmenliğini Mehmet Güreli , senaryo yazımını ise Görkem Yeltan üstlenmiştir. Daha ilk dakikasından “Ben bir gözlemciyim , uluslararası bir gözlemci “ sözleriyle dikkatimizi hem şiirsel hem de yer yer absürt hikayeye veriyoruz.

Mustafa Dinç’in hayat verdiği gözlemci karakteri çalışma arkadaşları arasında şaka konusuna dönüşmüş biri . Onun etrafında olup bitene karşı bu duyarlı tutumu diğerlerine hep tuhaf geliyor . Sade hayatlar süren bir avuç insan içinde çevresinde olanlar hakkında bu kadar fikre ve bilgiye sahip olması belki de bir tür tehdit olarak algılanıyor . Tehdit olarak algılamasının sebebi kimi durumlarda insanların gerçekten kaçmak istemesi. Hepimiz hemfikiriz ki her doğru tatlı olmayabilir. Ki tam bu noktayı da filmdeki aldatma sahnesinde görmekteyiz.

Film süregelirken beraberinde birtakım etik tartışmalar da doğuruyor . Gözlem yaparken hangi noktada başkasının özgürlüğünü ihlal ederiz ?Amiyane tabirle “röntgencilik”ten farkı nedir bu gözlemci olmanın ? Bu sorulara filmdeki bir sahneyi örnek vererek yanıt aramak istiyorum . Akşam vakti sokakta yürüyen gözlemcimiz perdesi biraz aralık bir pencerenin önünde durup içeriye bakmaya çalışırken bir polis onu görür ve uyarır . Gözlemcimiz ise polise yanıtını verir ve oradan uzaklaşır ama bu olayın iki şahidi daha vardır . Gözlemciyi kimi yerlerde takip eden iki öğrencidir onlar . İçlerinden biri bir gün gözlemcinin dükkanına gider ve bu yaptığının insan özgürlüğüne ihla lolduğunu söyler. Gözlemci de yanıtlar: “Gözlem yapmak herkesin en doğal hakkı” .

Birinin evine izinsiz girmek veya bakmanın yanlış olduğu su götürmez bir gerçek. Burdan da ilk sorumuza yanıt bulduk, birinin kendine çizdiği fiziksel ve ruhsal sınırları aşmak bir özgürlük ihlali. Tekrardan konuya dönelim.

Anlattığım sahnedeki asıl nokta zaten bu değil. Gözlemciye gidip “ senin bu yaptığın etik değil “ diyen öğrenciye bakalım. İşte tam burda bence çok yerinde ve başarılı bir ironi var. Bu öğrenciler gözlemciyi takip etmediler mi? Evet , ettiler. Peki bundan gözlemcinin haberi veya rızası var mıydı? Hayır. Bu durum gözlemci için yanlış değil belki (çünkü o gözlemi her durumda bir hak olarak görmekte) ama o iki öğrenci kendi etik kurallarını ihlal ederek bir başkasını uyarmaya çalıştılar. Filmi başarılı kılan noktalardan biri de işte bu altı dolu olan mizahı.

Mehmet Güreli’nin “birçok filmin tortusu” olarak tanımladığı filmde,Güreli’nin sanatın pek çok farklı dalından beslenmesi de yine başka güzel bir sahneyi doğurmuş. Gözlemcinin tiyatroda oyuncu olarak iş bulduğu sahnede “Orpheus ve Euridice” in mitinden uyarlanan bir oyun sergileniyor. Hikâyenin tamamını okumanızı kesinlikle tavsiye ederim fakat ben burda filmde üzerinde durulan kısmındaki cümleler hakkında konuşacağım. Euridice’i kurtarmaya gelen Orpheus yer altından çıkana kadar Euridice’e bakmamalıdır, eğer bakarsa Euridice’i sonsuza dek kaybeder. Oyunda Orpheus’u canlandıran gözlemci, oyun sahnelenirken defalarca dönüp ardına bakar. Oyunun akışına uymayan gözlemci bu durumu tekrarlar fakat kendini dönüp bakmaktan alıkoyamaz. Seyirci bu trajediyi beklenenin aksine gülerek karşılar. Seyirci Orpheus’un beceriksiz oluşuna güler çünkü o hep yenik düşer. Yenik düştüğü şey ise meraktır , bir gözlemcinin güdümü. Bu miti bir nedenden dolayı seçtiğini belirten Mehmet Güreli’nin mantığını ben böyle ele aldım. Satırlar arasında Salâh Birsel’i sevgi ve saygıyla andığımız bu filmi herkese öneririm.

-Keyifli seyirler…

***

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın