Sinema

Zeynep Saatli’den Yeni Sinema Yazıları

Başkasının Yüzü

1966 yılında yayınlanan  Hiroshi Teshigahar’ın yönettiği film aynı adı taşıyan 1964 tarihli Kōbō Abe romanından sinemaya uyarlanmıştır. Bir iş kazası sonucunda yüzü yanmış olan Okuyama isimli karakterin kendine yabancılaşması hatta kendi gözünde “canavarlaşması” ve bu durumun yarattığı etkileri izliyoruz.

   Filmin en başında Okuyama’nın eşi (filmde ismi geçmemekte) ile olan diyaloğundan Okuyama’nın psikolojisini ve yaşadığı durumların onun üzerinde nasıl bir etki bıraktığını anlayabiliyoruz. Yüzünün tamamı sargılı bir biçimde otururken kendi vücudunda pek yer edinememiş biri izlenimi yaratıyor. Bu durumu aşağılık kompleksi olarak tanımlayan film , ilerledikçe kişilik-görünüm üzerinden birçok dal yaratıp bu sorulara göz atmamızı sağlıyor.

  Okuyama’nın psikiyatristinin hikayede çok kritik bir görevi var. Mesleğinin getirdiği birtakım ahlaki kuralları çiğnediğini bile bile deneysel bir işe kalkışıp Okuyama için yepyeni bir yüz yapıyor.Ruhunun kapılarının yüzüyle birlikte kapandığını belirten Okuyama için o maske bir kilit görevi fakat bu kilit onu bambaşka bir ruha götürecek.Bilim-kurgu hissiyatını almaya başladıktan sonra bence filmde her şey daha da ilginçleşiyor.Artık kendine tamamen yabancı birinin yüzünü taşıyan Okuyama o suretin havasına bürünmeye çalışıyor.Kıyafetlerini ve işini değiştirerek sürecini ilerletiyor.Tüm bu olanları deney misali inceleyen psikiyatristi , bu teknoloji ilerletilseydi kimsenin kimseyi tam olarak tanıyamayacağından ve sonsuz bir yalnızlık olacağından bahsediyor.Bitmeyen bir maskeli balo misali. 

   Oturup böyle bir şeyin gerçekleşmesini izlemek ve gözlem imkanına erişmek çok heyecan verici. Hem Japonya’nın o yıllarda geçtiği toplumsal süreç hem de özelde Okuyama’nın gerek karısı gerek doktoru ile kurduğu ilişkide birçok psikolojik tahlil yapılabilir. Kimlik kaygısı , yüzümüzdeki herhangi bir değişimin gerçekten ruhumuzu nasıl etkilediği , toplumda herkes “maskeli” ise bunun her türlü davranışa kılıf olup olamayacağı…

   Şu ana kadar bahsettiklerimden bekli Okuyama’nın bu yüzü takmayı kabul etmesindeki sebebin toplumda yeniden kabul görmek veya aynada tam olarak kendini görmese bile “birini” görmek. Neden bunların hiçbiri değil. Karısından red yedikten sonra intikam isteği ile dolan Okuyama plan yapıp karısını bir başkası olarak elde etmek ister. Bu sahneleri izlerken kendi kendime bir insanın eşini her türlü tanıyacağını ve filmin mantık dışı bir yöne gittiğini söyleyerek çok büyük bir ön yargıya varmışım. Eşinden intikamını düşündüğünden kolay biçimde alan  Okuyama bu durumdan çok rahatsız olup eşine tam aslında bunun bir maske olduğunu gösterecekken eşi onu çoktan tanıdığını söyler. Yaşananlar eşi için de çok ağırdır. Etrafınızdaki birinin bu denli ruhsal ve fiziksel değişimi sizi de çokça yorar nitekim o da ağlayarak içindeki bu karmaşayı atmaya çalışır.

    Böylesine git gide genişleyen bir hikaye inanılmaz zevkli çekim ve mekanlarla desteklenmiş. Özellikle psikiyatristin muayenehanesi filmi izleyen herkesin aklına kazınacaktır. Bunun yanı sıra son sahnelere doğru Okuyama ve doktoru sokakta yürürlerken herkesin suratı kaybolmuştur. Bu sahnenin toplumsal bir eleştiri mi yoksa sadece karakterin ruhunu daha iyi yansıtmaya çalışan bir araç mı pek karar veremedim fakat yine de anlatımı çokça güçlendirdi.

     Her zaman iyi bir hikayeyi başarılı bir çekimle harmanlayan ve böylesine etkileyici olan bir film bulmak gerçekten zor. İzledikten sonra kafanızda binbir tane soru döndüren cinsten. Anlatılması güç şeyler sinema sayesinde çok net ortaya çıkıyor. Kimlik arayışı ve aşağılık kompleksi belki farklı biçimde de anlatılırdı ama “Başkasının Yüzü” bunu bambaşka bir yere taşımış. Dünya sinemasına açılmak, farklı şeyler izleyip sorgulamak isteyen herkese öneririm. İyi seyirler…

BU YAZILARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın