Deneme

New York – Soma Mektuplaşmaları/ Münire Bozdemir

Sevgili Özlem Hocam,


Bir süredir hep siz yazıyorsunuz, ben okuyorum. Sessizliğimden çekinip mektup yollamayı kesmediğiniz için çok teşekkür ederim. Son mektubunuzu “Yürüyüşe çıktığında dinlersin.” diyerek ses kaydı olarak da yollamanız ne kadar ince! Sizin
maceralarınızı sizin cümlelerinizle ve sizin sesinizden dinlemek ayrı bir keyifti. Tekrar teşekkür ederim.
Ben de bu mektubumda, biraz da sizden özenerek, Elliot’la gittiğimiz son geziden bazı detaylar paylaşacağım. Çok uzun bir süredir, neredeyse tanıştığımızdan beri, Elliot bana hep üniversite yıllarını geçirdiği Boston’ı anlatır durur. Hem de çok büyük bir sevgi ve özlemle. Hangi yurtta kalmış, hangi kampüs işlerinde çalışmış, hangi arkadaşıyla nasıl tanışmış ve ne maceralara atılmış… Elliot anlatır, ben de merakla dinlerim.

Boston bize çok da uzak bir yer değil. Ama nedense gitmemek için ya da tatil olunca Boston yerine başka bir yere gitmek için hep bir bahanemiz vardı. Belki de Elliot Boston’ı bıraktığı gibi bulamayacağından korkuyordu. Sonuçta mesele şehrin kendisi değil, içinde yaşadıklarıydı. Sevgiyle, özlemle anlattığı arkadaşları ve hocalarının bir kısmı artık Boston ‘da değil. Bazen insan sevdiği bir yeri bıraktığı gibi bulamayacaksa, zihninde hatırladığı gibi kalmasını tercih eder ya…

   Ancak, bu sene Elliot’ın en eski ve en yakın arkadaşlarından birisi Boston’a taşınınca anlatılan maceralara resimler de eklendi. Ben de daha fazla dayanamayarak “Neden gitmiyoruz?” dedim. Ve Elliot bahar tatilimizi Boston’da geçirmek üzere planlar yaptı. Kalacak yer, ziyaret edilecek mekanlar, tanışılacak, görüşülecek arkadaşlar ve üniversiteden hocalar… Hepsini tek tek düşünüp, gün gün, neredeyse saat saat planladı. Pandemi konusunda temkinli yaklaşımınızı sürdürmek adına otobüs ya da tren yerine kendi aracımıza atladık ve Boston yolunu tuttuk.

Yolculuğu da planlamıştık tabii:Kaçta yola çıkacağımızı, nerelerde mola vereceğimizi, ne zaman yemek yiyeceğimizi… Ancak her eyaletin otoban ücreti ödeme yönteminin farklı olabileceğini öğrendik. Hatta bazı gişelerde nakit ödeme yapma imkânı yokmuş. Net bilgi ve hızlı geçiş kartı almak için bir trafik ofisine uğrayınca yolumuz uzadı. Böylece Hartford’da Mark Twain ‘in müzeye dönüştürülmüş evini ziyaretimiz de riske girdi. Kapanış saatine az kaldığını görünce ben telefonu aldım eline. Geç kalsak bile bizi içeri almaları için her türlü dil dökmeye hazırdım: “Bakın ben Amerikalı değilim. Twain okuyarak büyüdüm. Belki bir daha gelemem. Lütfen izin verin en azından bir bakıp çıkayım. Eşim de gelsin mi?” Ama bunların hiçbirine gerek kalmadı. Telefondaki kadın, “Tabii gelebilirsiniz, ancak çok kalamazsınız.” dedi. “Olsun!” dedim,”Biz geliyoruz gene de”. Varana kadar internetten bulduğumuz her bilgiyi okuduk Twain Evi hakkında. Böylece eve varınca gördüklerimizi anlamamız daha kolay olur diye düşündük.
Twain Evi hakkında öğrendiklerimizi ansiklopedik bilgi gibi sıralamak yerine genel izlenimlerini paylaşmak istiyorum sadece. Beni en çok etkileyen çevrenin Twain’e verdiği değerden ötürü evini ilk günkü gibi tutabilmek için onu bağışlar toplayarak müzeleştirmesi oldu. Twain ve ailesi 1874-1891 yılları arasında bu evde yaşamış. Ömürlerini bu evde geçirmemişler yani, ama bu ev ailenin huzurunun ve birlikteliğinin bir çeşit simgesiymiş Twain için. Ailesinin çoğunlukla mutlu ve huzurlu olduğu bu evde, yazmak da Twain’in evi olmuş. En ünlü kitaplarını orada yazmış. “Kalbi ve ruhu olan ev” sloganıyla tanıtıyor web sitesi evi. Sizce de kulağa çok klişe gelmiyor mu? Ama gittiğinizde görüyorsunuz ki evin Twain ve ailesinden bağımsız, kendine ait bir ruhu da var gerçekten. İçinde Mark Twain değil de Yedi Cüceler ya da Sincap Alvin ve arkadaşları da yaşıyor olsa var olacak, kendini hissettirecek bir ruh… Tabii evin Twain ve ailesiyle bütünleşmesi bizler açısından çok daha şanslı bir durum olmuş. 🙂
Bostan’ı ise Elliot’ın getirdiği ruhla ve büyük bir mutluluk ve hevesle tanıdım.Öğrenciyken yemek yediği bazı küçük restoranların ve alışveriş yaptığı kitapçıların hala açık olduğunu görünce çok sevindi. Mektubun başlarında sözünü ettiğim, Boston’a yeniden taşınmış olan arkadaşı ve ailesini, okuduğu üniversite ve bazı hocalarını ziyaret etmek Elliot’a özgü bir zaman tünelinde dolaşmak gibiydi. Hani bazen bir insana bakıp “acaba nasıl bugünkü formuna gelmiş?” diye sorarsınız ya… işte ben Elliot hakkında sorduğum bazı bu gibi soruların yanıtlarını Boston ziyaretimizde buldum diyebilirim.

Örneğin kampusu ve hocalarını görünce anladım ki Elliot ve arkadaşları çok önemsenmiş – başarı getirecek birey, öğrenci ya da bazı eğitim kurumlarında olduğu gibi müşteri olarak değil; insan olarak. Belli değerler dikte edilip “böyle” olacaksınız!” denmemiş onlara. Kendilerini ve dünyayı keşfetmelerine olanaklar tanınmış, kendileri için en önemlideğerin ne olduğuna gene kendileri karar vermişler. Hayatın, okulun, kurumların sunduğu seçenekler “bu daha iyi” yada “bu daha kötü” diye değil sadece birer seçenek olarak önlerine konmuş. “Sana en uygun olanı, değerini yükseltebileceğin seçeneği seç.” denmiş.

Örneğin buluştuğumuz bir hocası Elliot’ın bundan on beş sene önce aldığı dersleri, yazdığı yazıları, Öğrenci Değişim Programı ile gittiği ülkeleri, kariyerine nasıl yön verdiğini hatırlıyor. Benim çalışmalarımı merak ediyor ve söylediğimiz her kelimeyi dikkatle dinliyor. İşimizden aldığımız doyumu soruyor, parayı değil. Başka insanlara, topluma ne hayrımızın dokunduğuyla ya da dokunabileceğiyle ilgileniyor. Günümüz dünyasına bakınca bizi nelerin endişelendirdiğini ya da umutlandırdığını merak ediyor.
Vedalaşırken de bana “seni tanıdığıma çok memnun oldum. Birbirinize neden uygun olduğunuzu anladım. İçim rahat. Ama hayat zor. Birbirinizin elini hiç bırakmayın, olur mu?” diyor. Anlıyorum ki Elliot’ı kendi çocuğu gibi sevmiş, mutlu olmasını istemiş. Sevdiğimiz insanın başkaları tarafından da sevildiğini, bizim onda gördüğümüz değeri başkalarının da görmüş olduğunu bilmek ne kadar güzel… “Tamam.” diyoruz Elliot’la el ele tutuşarak.
Bir hocanın sevgisi ve dünyaya bakışı çok şeyi değiştirebilir. Ama sadece bu değilmiş Elliot’a ve arkadaşlarına sunulan. Gana’ya, Avustralya’ya, Brezilya’ya, Tibet’e gitmişler çeşitli kısa ya da uzun dönem programlarla, mülteciler, uluslararası politikalar, fakirlik gibi konularda kendi tasarladıkları araştırmalar ve projeler yapmak üzere. “Ne var bunda, herkes yapıyor. Her okulun artık böyle programları var.” diyebilirsiniz. Mesele gerçekten de kaç tane programın var olduğu, okulun sayılabilir, istatistiğe dökülebilir imkânları değil. Öğrencilerin bu tür girişimlerine destek veren birimlerden birini ziyaretimizde anladım ki öğrenciler proje yapmaya Gana’ya değil komşu kasabaya da gitseler bundan da müthiş bir deneyim yaratabilir hem kendilerine hem de gittikleri yerde yaşayanlara çok faydalı olabilirlermiş. Çünkü bu sevgi, ilgi, anlayış ve sayılabilir kaynakların merkezinde insan sevgisi ve dünyaya karşı sorumluluk duygusu var. Orada çalışan ve okuyan insanlar için samimice, gerçekten farklı ırklar, diller, dinler, etnik kökenler, cinsiyetler vesaire değil sadece ama sadece insanlar var.

Ne yalan söyleyeyim, bütün eğitim hayatım boyunca bana hep kurtarmam gereken hayat kendi hayatımmış gibi gelmişti. Hani “kendini kurtar.”, “şunu şöyle yaparsan hayatın kurtulur.” gibi laflar edilir ya… Hep bir görünmez tehdit vardı sanki… Sanki okula gitmiyor ejderhalarla savaşıyordum her gün. Korkudan, endişeden sadece kendi içine dönmüş, top olmuş bir tesbih böceğiydim.”Başkaları için de bir şeyler yapabilirim” fikrinin ferahlığı bana çok sonraları, New York’ta öğrenciyken ulaşmıştı. Boston ziyaretinde gördüm ki bu fikir ve inanç aynı zamanda insanları güçlü ve açık fikirli hale de getiriyor. Çünkü başkalarına yardım edebilmenin özünde aslında özlenen ya da arzu edilen bir değişimi yaratabilmek de var.

      Yayınevinin kapanışı gibi sizi çok üzen şeyler oldu son zamanlarda. Üzüntünüzü çok iyi anlıyorum ve hak da veriyorum. Ama bir yandan da belki de Boston gezisinin verdiği güç ve ilhamla bir şeyleri değiştirebilmenin mümkün olduğuna da inancım sağlam. Zamansız kaybettiğiniz arkadaşınız Erol Bey size “Sanatçının hayatında on yıllık dönemlerde değişmeler olur.” demiş; “Sanatçılar bir şeyi değiştiremez.” dememiş ki J

Ailenize, öğrencilerinize ve öğretmen arkadaşlarınıza çok selamlar ve sevgiler,

Münire Bozdemir

Nisan, 2022/ ABD

Home - Mark Twain House

Mark Twain Evi – fotoğraf Twainhouse.org adresinden alınmıştır.

***

BU YAZILARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Konuyla İlgili Düşüncenizi Paylaşabilirsiniz

    Cevap Yazın